ATATÜRK 'ÜN YAZDIĞI YURTTAŞLIK BİLGİLERİ

 

CUMHURİYET

Başlarında hala Tanrının vekili gölgesi sıfatını taşıyan hükümdarlar bulundurmakla birlikte egemenliğini kazanmış uluslar olduğundan söz etmiştik. Gerçekte bu ulusların mensup oldukları devletler, ulusun seçtiği millet vekillerinden oluşan meclislere sahiptirler. Ulusun egemenliğini bu meclisler temsil eder. Yasa önermek hakkı meclis üyelerine ve bakanlar kuruluna aittir. Hükümdar, devleti temsil eder. Yasa önermek hakkı meclis üyelerine ve bakanlar kuruluna aittir. Hükümdar devleti temsil eder. Hükümeti kuran yurttaş, görünüşte hükümdar tarafından seçilir. Fakat gerçekte hükümet başkanı, ulusun güvendiği güçlü siyasal partilerin liderleridir; bunların kurdukları hükümetler ulusu ve ülkeyi yönetirler ve meclise karşı sorumludurlar. Bu açıkladığımız türdeki hükümetler temsili hükümetlerdir ve gerçekte demokrasi ilkesi yürürlüktedir. Ancak bunlar tam anlamda demokrat hükümetler değildir. Demokrasinin tam anlamıyla ülküsü, bütün ulusun, aynı zamanda yönetici durumda bulunabilmesini, hiç olmazsa devletin son iradesinin, ulus tarafından dile getirilip gösterilmesini ister. Ne yazık ki, ulusların büyüklüğü, düşünsel eğitim düzeyleri, bu ülkünün uygulanmasında, bu ülküden büsbütün yoksun kalmayı doğuracak önemsizliklerden kaçınmayı da gerektirir. Bu nedenle, demokrasi ilkesinin en çağdaş, en akılcı uygulayımını sağlayan yönetim biçimi Cumhuriyettir.
Cumhuriyette son söz, ulus tarafından seçilmiş meclistedir. Ulus adına yapılan her türlü yasaları o yapar. Hükümete güven oyu verir yada onu düşürür. Ulus, seçtiği millet vekillerinden memnun kalmazsa, belli süreler sonunda başka seçer. Ulus; egemenliğini, devlet yönetimine katılmasını, ancak zamanında oyunu kullanmakla sağlar. Cumhuriyetin hükümeti, bir ulus ve tarzda, sınırlı bir süre için seçilmiş bir cumhurbaşkanına verilir. Başbakanı o belirler; bakanlar kurulunu oluşturacak bakanları da, başbakan millet vekilleri arasından seçer.
Dünyadaki devlet biçimleri, biri ötekine göre kimi ayrımlarla, çok değişir. Bununla birlikte, hepsi genel olarak, ele alıp irdelediğimiz biçimlere indirgenebilir: Hükümdarlık, Sınıfçılık, ( oligarşi ) halk cumhuriyeti. Kendini belli bir dine bağlayan devlet biçimi de vardır. Rus çarlığı ve Osmanlı saltanatı böyle idiler. Çar kilisenin başkanı idi; sultanlar da halife sanını takınmışlardı. Aynı şekilde dini siyasetten ayrılmış laik hükümetler de vardır. Amerika, Fransa, Türkiye Cumhuriyeti gibi. Hükümdarlıklarda, devlet başkanlığı onuruna kalıt yoluyla gelir. Cumhuriyet millet vekillerinden oluşan meclis ve belirli bir süre için seçilmiş olan devlet başkanıyla, ulusal egemenliğin korunmuşluğunun en iyi güvencesidir. Cumhuriyette, meclis cumhurbaşkanı, ve hükümet, halkın özgürlüğünü, güvenliğini ve huzurunu düşünmek sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamazlar.
Çünkü bunlar bilirler ki, kendilerini iktidar ve yetki mevkiine belirli bir süre için getiren irade ve egemenliğin sahibi ulustur. Ve yine bunlar bilirler ki, iktidar mevkiine sanat sürmek için değil, ulusa hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı sorumluluk ve görevlerini kötüye kullandıklarında şu yada bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında da işlenmesiyle karşı karşıya kalabilirler. Ulus tarafından, ulus adına devleti yönetmeye görevlendirilenlerin, gerektiğinde ulusa hesap verme zorunluluğu, laubali ve keyfi davranışla bağdaştırılamaz.
Oysa ki sahip olduğu erk ve yetkinin Tanrıdan geldiğine inanan ve yalnız ona karşı öbür dünyada hesap verebileceklerini varsayan ve devleti, ülkeyi kendisine bırakılmış bir kalıt malikane olarak kabul edilen bir hükümdar, kendisini her türlü bağ ve sınırlamanın dışında tutar. Böyle bir yönetimin benliği, özgürlüğü söz konusu bile olamaz. Bu nedenle yetkileri sınırlandırılmış bile olsa, hükümdarlık yönetim biçimi demokrasiye, ulusal egemenlik ilkesine uygun değildir. Hükümetin, belirli insanların, sınıfların elinde bulunması da ulus varlığının kesinlikle kabul edemeyeceği bir durumdur. Bütün ulusun çoğunlukla, devlet yönetimine katılmasına engel olan bu sınıfçılık ( oligarşi ) yönetim biçimi de bir zümrenin kendi çıkarları sağlamak için, bütün ulusa ait egemenliğin zorla ele geçirilmesinden başka bir şey değildir.

***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.

 

| Önceki Sayfa |