ATATÜRK 'ÜN YAZDIĞI YURTTAŞLIK BİLGİLERİ

 

YURTTAŞA KARŞI DEVLETİN GÖREVLERİ [429(1)]

Derslerimizin başlangıcında, ulusun kurduğu devletin ve hükümet örgütünün yurttaşlara karşı yükümlü olduğu görevleri ve yetkileri, genel olarak saymıştık. Bu görevlerin nitelikleri incelenirse, şöyle bir sıralama yapılabilir:
a) Ülke içinde güvenlik ve adaleti sağlayarak ve sürdürerek, yurttaşların her türlü özgürlüğünü korumak.
b) Dış siyaseti ve başka uluslarla ilişkileri iyi ve olumlu bir biçimde yönlendirerek, ülke içinde de her türlü savunma güçlerini her zaman hazır bulundurarak her ulusun bağımsızlığını güven altına almak ve korunmuşluğunu sağlamak ve 've bu uğurda başka çıkar yol kalmazsa ulusun haklarını silahla savunmak'.
Bu iki tür görev, devletin en başta gelen görevlerindendir. Denilebilir ki, devlet kurmaktan amaç, bu iki görevin yerine getirilmesini sağlamaktır. Çünkü, bu görevler, yurttaşların tek, tek kişiler olarak yapmaya güçlerinin yetmeyeceği işlerdir. Dahası yurttaşların, bu görevlerin bir bölümünü bile yapmaya kalkışmaları doğru değildir. Çünkü o zaman, anarşi olur, devlet kalmaz. Örneğin, bir yurttaş, kendi kendine bir yabancı devletle siyasal bir görüşme ve ilişkide bulunamaz.
Bir yurttaşın, ülke savunmasında başına hareket etmesine izin verilmez. Bir yurttaş, kendi özgürlüğünü ve hakkını kendi maddi gücüne dayanarak sağlamaya kalkışamaz. Bu konular kişilerin güçleri ve girişimleriyle değil, ulusun iradesini elinde bulunduran devletin gücü ve nüfusu ile sağlanabilir. Bu iki tür görevden başka, devletin üstlendiğini belirttiğimiz görevleri de başladığımız sıra ile içinde söyleyelim:
c) Yollar demir yolları vb. gibi bayındırlık işleri,
d) Eğitim ve öğretim işleri,
e) Sağlık işleri,
f) Sosyal yardım işleri,
g) Tarım, ticaret ve zanaata ilişkin ekonomik işler.

Bu son söylediğimiz işleri, devletin yapmaması kişilere bırakması gerektiğini ileri sürenler vardır. Bu görüşü uygun bulup izleyenlere 'bireyci' derler. Ulusun genel ve ortak çıkarlarına ilişkin siyasal ve düşünsel ilişkilerde olduğu gibi, her türlü ekonomik işlerinde kişilere bırakılmayıp devletçe yapılmasının daha uygun olacağı kuramını savunan 'devletçiler' de vardır. Biz, devletimizce uygulanması uygun olan ilkeyi belirlemek için bireyci ve devletçilerin dayandıkları noktaları ve birde demokrasinin en belirgin niteliklerini göz önünde bulundurarak bir irdeleme yapalım:
Bildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti demokrasi temeline dayanan bir devlettir. Demokrasi temelde siyasal içeriklidir; düşünseldir, düşünceye dayanır, bireycidir, eşitlikçidir. Demokrasinin bu ana noktalarına göre, yurttaşın siyasal özgürlüğünü ve çalışmasını sağlamak yurttaşın bilimsel, toplumsal, sanat ve ahlak gibi düşünsel alanlarda gelişmesini sağlamakla ilgilenmek ve yurttaşın ulusal egemenliğe, usulü çerçevesinde katılma hakkını ve bütün yurttaşların eşit siyasal haklara sahip olmalarını sağlamaktan ibaret olan noktalar, devletin yurttaşa karşı başlıca görevlerinin sınırını gösteren işaretlerdir. Öyleyse demokrasi temeline dayanan bir devlet, sosyal yardım sistemi yada bir ekonomik kuruluş sistemi değildir. Bunun için bu alanlara ilişkin işlere, devletin karışmaması, bütün bu nitelikteki işleri bireylere yada bireylerden oluşan ortaklıklara bırakılması mümkündür. Bu olanağın ölçüsünü anlamak için, devletin ulusa ve ülkeye karşı yerine getirmek zorunda olduğu temel görevlerinin, ikinci derecede olan görevlerle ilgi ve bağlantılarını düşünmek gerekir. Devlet güvenlik ve huzuru sağlamak için, ülkeyi savunmak için, sağlıklı, iyi gelişmiş, anlayışları, ulusal duyguları, yurt sevgileri yüksek vatandaşlar ister. Devletin, içte ve dışta ulus işlerini yaptıracağı yüksek yetenekli yurttaşlara gereksinimi vardır. Devlet, bütün yurttaşların, devletin yasalarını anlayıp onlara uyma gereğini kavramalarını, ülkenin güvenliği ve savunması için önemli görür. Devlet, bütün yurttaşların hangi işleyicilik ve meslek dalında olursa olsun çağımızdaki gelişme ve ilerlemenin gerektirdiği ölçüde başarılı olmalarıyla yakından ilgilidir.
Bu nedenlerdir ki, yurttaşların eğitim ve öğretimiyle, sağlığıyla yakından ilgilenmek zorundadır. Devlet ülkenin güvenlik ve savunması için karayollarıyla demir yollarıyla, limanlarla, deniz taşıtlarıyla, telgrafla ve telefonla, ülkenin hayvan gücüyle ve her türlü taşıma araçları ile ulusun genel maddi varlığıyla yakından ilgilenir. Ülke yönetiminde ve savunmasında bu saydıklarımız toptan, tüfekten, her türlü silahtan daha önemlidir. Özellikle para, her türlü aracın üstünde bir var olma silahtır. Bu saydığımız alanlardaki işlerden ekonomi ile ilgili olanlar, doğrudan doğruya devletin zorunlu görevlerinden görünmemekle birlikte o görevlerin yerine getirilmesinde etkilidirler. Bu alanlardaki işleri, kişilere yada ortaklıklara bütünüyle bırakılması için, bu işlerin devletin karışması yada yardımı söz konusu olmadan, devleti temel görevlerini yerine getirmede zor durumlarda bırakmayacağına emin olmak gerekir. Görülüyor ki ekonomik işler ve kimi toplumsal işler, bir bakıma bireylerin çıkarlarıyla ilişkilidir. Bunun içindir ki, bireyciler bu işlere devletin karışmasını kişi özgürlüğüne karışma gibi görürler. Ne var ki bu işler içinde dolaylı olarak bütün ulusun ortak çıkarına dokunan ve dayanan noktalar da vardır. Bu nedenle devletçilerin haklı oldukları noktaları kabul etmek yerinde olur. Özel çıkar çoğu kez genelin çıkarıyla çelişir bir durumda alabilir. Bir de özel çıkarlar sonunda rekabete dayanır. Oysa ki, yalnız bununla ekonomik düzen kurulamaz. Bu sanıda olanlar ' Kendilerini serap karşısında aldatılmaya bırakanlardır. ' Kişiler ortaklıklar, devlet örgütüne göre zayıftırlar. Serbest rekabetin toplumsal sakıncaları da vardır; zayıflarla güçlüleri yarışmada karşı karşıya bırakmak gibi .. ve dahası kişilerin, kimi büyük ortak çıkarları doyurucu nitelikte karşılamaya güçleri yetmez. Bu gibi işlerde, kişilerin kurma olanağı bulamayacakları geniş ve güçlü bir kuruluş gerekir, ya da bu gibi işlerde kişiler yeterli ölçüde çıkar sağlayamayacakları için o kişilerden vazgeçebilirler. Oysa o işler ulusça yaşamsal bir önem taşır ve devlet onu yapmak zorundadır. Herhalde, uluslarda özgürlük ve uygarlık geliştiği ölçüde devletin görevleri ve sorumlulukları artar. Yaşam geliştiği oranda araçlarda artar. Çok araç, çok ve büyük bir güçle yönetilmeyi gerektirir. Güç arttıkça kurallarda artar. Bir toplumun aracı ve kuralı ise devlettir.
Bundan başka devletin bireye göre olan hırsı da başka niteliktedir. O, kamunun ortak çıkarlarını ve ilerlenmesini düşünür. Kişiler, özel çıkar hırsından, ne ölçüde uzaklaştırılabilir; bu gerçekten düşünülmeye değer. Herhalde devletin, siyasal ve düşünsel konularda olduğu gibi, kimi ekonomik işlerde de düzenleyiciliğini, ilke olarak kabul etmek uygun görülmelidir. Bu durumda karşı karşıya kalınacak zorluk şudur: Devlet ile bireyin karşılıklı etkinlik alanları ayırmak.
Devletin bu alandaki etkinlik sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları belirlemek, öte yandan yurttaşın kişisel girişim ve etkinlik özgürlüğünü kısıtlamamış olmak devleti yönetme yetkisi verilmiş olanların belirlemesi gereken sorunlardır. İlke olarak devlet, bireyin yerine geçmemelidir. Fakat kişinin gelişmesi için genel koşulları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de bireyin kişisel etkinliği, ekonomik ilerlemenin temel kaynağı olarak kalmalıdır. Kişilerin gelişmesine engel olunmaması, onların her açıdan olduğu gibi, özellikle ekonomik alandaki özgürlüğü ve girişimleri önünde, devletin kendi etkinliği ile bir engel oluşturması, demokrasi ilkesinin en önemli temelidir.
Öyleyse, diyebiliriz ki, bireylerin gelişmesinin, engel karşısında kalmaya [443 (15)] başladığı nokta, devlet etkinliğinin sınırını oluşturur. Buna göre, "genellikle zaman ve ortam içinde sürekli özel bir nitelik gösteren, ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir". Örneğin, büyük ve düzenli bir yönetimi gerektiren ve özel kişiler elinde tekelleşmek tehlikesi gösteren ya da genel bir gereksinmeyi karşılayan bir işi, devlet üzerine alabilir. Madenlerin, ormanların, kanalların, demiryollarının, deniz ulaşımı ortaklıklarının devletçe yönetimi ve para ihraç eden bankaların ulaştırılması; aynı şekilde su, gaz, elektrik ve benzeri işlerin yerel [444 (16)] yönetimlerce yapılması yukarıda açıkladığımız türden işlerdir.
Bu açıkladığımız anlamda anlayışta "devletçilik", özellikle toplumsal, ahlaksal ve ulusaldır. Ulusal servetin dağılımında daha üstün bir doğrulukla çalışıp emek verenlerin daha yüksek refahı, ulusal birliğin korunması için kaçınılmaz bir koşuldur. Bu koşulu, her zaman göz önünde bulundurmak, ulusal birliğin temsilcisi olan devletin en önemli görevidir.
Kamu yararına çalışan genel kuruluşların çoğaltılması, devletin önemle göz önünde tutması gereken bir sorundur. Ancak [445 (17)] bu yolla salt çıkarcılığa dayanan etkinlikler sınırlanabilir. Bu durum yurttaşlar arasında ahlaksal dayanışmanın gelişmesine yardım eden en önemli etkendir.
Ülkede, her türlü üretimin artması için, devlet açısından özel girişimin çok gerekli olduğunu önemle belirttikten sonra, belirtmeliyiz ki, "devlet ve birey birbirine karşıt değil; birbirinin bütünleyicisidir".
Devlet ve birey dediğimiz zaman, bu sözcüklerin soyut anlamını değil; tek gerçek olan "toplumsal insan" ı, yani toplum içinde [446 (18)] yaşayan bireyleri demek istiyoruz. İşte bu insanın, iki türlü çıkarı vardır. Bu çıkarlardan bir bölümü kişiseldir, öteki bölümü ise ortaktır. Toplum yaşamını koruyup sürdüren bu ortak çıkarlardır.
İyice düşünülecek olursa, bu iki tür çıkarın birbirine denk olduğu anlaşılır. Çünkü toplumsal bir varlık olan insanın yaşamı için her iki çıkar aynı ölçüde gereklidir. Buna göre, bizce devlet ve birey sözcükleri ister genel, ister özel çıkarlardan biri düşünülmüş olsun, her iki durumda da toplumsal insanı [447 (19)] dile getiren ve açıklayan iki deyiştir. Yani şunu demek istiyoruz ki, ne yalnız başına bir birey ne de bireylerden soyutlanmış bir devlet düşünüyoruz. Devlet bireylerin oluşturduğu ulusal toplumun göze görünen biçimidir. Ancak birey, emeğinin geliri,almak zorundadır.
Bu görüşlerin bizim durumumuzla daha yakından olan ilişkisini irdeleyelim:
Cumhuriyetimiz daha çok gençtir; geçmişten kendisine kalıt olarak geçen, bütün büyük önem taşıyan işler, çağın gereklerini karşılayacak, onlarla başa çıkabilecek ölçüde değildir. Siyasal ve düşünsel yaşamda olduğu gibi, ekonomik işlerde de, [448 (20)] kişisel girişimlerin sonucunu beklemek doğru olmaz. Önemli ve büyük işleri ancak ulusun genel servetine ve devletin bütün kuruluşlarına ve gücüne dayanarak ulusal egemenliğin kullanılmasını ve yürütülmesini düzenlemekle görevli olan hükümetin, olabildiğince üzerine alıp başarması yolu seçilmelidir.
Başka kimi devletlerin ikinci derecede görebileceği ve kişisel girişimlere bırakılmasında sakıncası olmayan işlerden bir çoğu, bizim için yaşamsal önemi olan birinci derecede devlet görevleri arasında sayılmalıdır.
Özetle, Türkiye Cumhuriyeti 'ni [449 (21)] yönetenlerin, demokrasi ana ilkesinden ayrılmamakla birlikte "ılımlı devletçilik " ilkesine uygun yürümeleri bugün içinde bulunduğumuz durumlara, koşullara ve zorluklara uygun olur.
Bizim izlenmesini uygun gördüğümüz "ılımlı devletçilik" ilkesi, bütün üretim ve dağıtım araçlarını kişilerden alarak, ulusu, büsbütün başka temellere dayalı bir biçimde düzenlemek amacını güden sosyalizm ilkesine dayanan kolektivizm ya da komünizm gibi özel ve bireysel ekonomik girişim ve etkinliğe olanak vermeyen bir sistem değildir.
Özet olarak bizim izlediğimiz devletçilik, bireysel çalışma ve etkinliği temel ilke saymakla birlikte, olabildiğince az zaman içinde ulusu refaha ve ülkeyi bayındırlığa eriştirmek için ulusun genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik alanda devleti doğrudan doğruya ilgilendirmektedir.

***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.

 

| Önceki Sayfa |