|
Ahmet ÇOBAN
MEB Dergisi
SAYI 149
Atatürkçü
Düşüncede Eğitim Sistemi ve Boyutları
Eğitim sisteminin birbirini tamamlayıcı olarak düşünülmesi gereken iki
önemli işlevi vardır. Birinci işlev, milletin kültürünü oluşturan sağlam
ve kalıcı değerleri genç kuşaklara aktararak, milletin sürekliliğini
sağlamaktır. İkinci işlev, toplumun davranışlarında istenilen bazı
değişiklikleri gerçekleştirmek; toplumun gelişmesini, ilerlemesini,
çağdaşlaşmasını sağlamaktır. Eğitim, bu işlevlerin ikisini birden yerine
getirmekle yükümlüdür. Bunlardan birincisi gerçekleşmezse toplumda
kopukluk olur, milletin sürekliliği tehlikeye düşer. İkinci işlev
gerçekleşmezse, toplum geri kalır, çağın gelişmelerine ayak uyduramaz,
varlığı tehlikeyedüşer.
İşte bu durumu çok iyi bilen Atatürk’e göre, “en önemli, en esaslı nokta
eğitim meselesidir.” Çünkü, “eğitim bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı,
yüce bir toplum hâlinde yaşatır, ya da bir milleti esarete ve sefalete
terk eder” .
Atatürk, o güne kadar izlenen eğitime ilişkin yaklaşımların milletin
gerilemesinde en önemli etken olduğu kanısındadır. Bütünüyle bilimsel
yaklaşımlara kapısını kapatmış bir geleneksel eğitim sistemi, Atatürk’ün
ifadesiyle “çağın gereklerine ve toplumun ihtiyaçlarına cevap vermek”ten
uzak bulunmaktadır. Çünkü, yaratıcılığı engelleyici nitelikte eğitim ve
öğretim yöntemlerine sahip olan geleneksel eğitim, ezberciliğe
dayanmaktadır. Bu ise, yapıcı ve yaratıcı yeni nesillerin yetişmesini
sağlayamamaktadır.
Atatürk, “yalnız çizilmiş eski yollarda şöyle veya böyle yürümenin nasıl
olacağının tartışılmasını değil, ileri sürdüğü şartları kapsayan yeni
bir eğitim yolunun bulunup millete göstermek ve o yolda yeni nesillere
rehberlik yapmak gerektiğini” vurgulamıştır. O, koyduğu ilkelerin
korunmasını, yaptığı inkılâpların devam ettirilmesini, Türkiye
Cumhuriyeti’nin ilelebet yaşatılmasını sağlayacak bir eğitim sistemi
kurmaya çalışmıştır.
Atatürk, bir yandan, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması için askerî alanda
büyük çaba harcarken, bir yandan da çağdaş eğitim sistemleri üzerinde
araştırmalara girmiştir. O, çok iyi biliyordu ki, “kültür, eğitim ve
iktisat zaferleri ile tamamlanmadıkça askerî zaferler tek başına millî
kurtuluşu sağlamaya yetmeyecektir” . Bunun için, Atatürk, Çankaya
Köşkü’nü akademik tartışmaların yapıldığı bir merkez hâline getirmiş;
eğitim alanında yapılan yenilikleri izlemiş, bu konudaki çalışmaları
bizzat yönetmiş, programları düzeltmiş, ders kitabı yazmış, tahta başına
geçmiş Türk milletine başöğretmenlik yapmıştır.
Atatürk, oluşturmak istediği eğitim sisteminde, ilköğretimin genel ve
zorunlu olmasını, ülkede eğitim birliğinin sağlanmasını, ortaöğretimin
iyi araç-gereçle özleştirip kolaylaştırılmasını, teknik öğrenimin ilk ve
orta derecelerden, en yüksek derecelerine kadar memlekette
gerçekleştirilmesini, yükseköğretimin çağımızın gereklerine uygun
olmasını amaç edinmiştir. Bu amacın gerçekleşmesi için de, Türkiye’nin
eğitim politikasının her derecesinin tam bir netlik ve hiçbir tereddüde
yer vermeyen açıklık ile ifade edilmesinin ve uygulanmasının lazım
olduğunu vurgulamıştır.
Atatürkçü düşüncenin öngördüğü eğitim sistemini analiz ederken, üç temel
öge olan öğretmen, program ve öğrenci boyutlarına sürekli vurgu
yapıldığı görülmektedir.
ÖĞRETMEN
Eğitim sistemini başarılı kılan temel faktörlerden birincisi
öğretmendir. Çünkü, eğitim sistemini plânlayan, uygulayan, izleyen ve
değerlendiren öğretmendir. Eğitim sisteminde öğretmenin önemli bir
konuma sahip olduğunu çok iyi bilen Atatürk, öğretmenlik mesleğine layık
olduğu büyük değeri vermiştir. Atatürk’e göre, “memleketi ilim, irfan,
ekonomi ve bayındırlık sahalarında yükseltmek, milletimizin her hususta
çok verimli olan kabiliyetlerini geliştirme, gelecek nesillere sağlam,
değişmez ve olumlu bir karakter vermek lazımdır. Bu kutsal amaçları elde
etmek için mücadeleye katılanların arasında öğretmenler en önemli ve
enhassas yeri almaktadır” .
Öğretmenlere, “Öğretmenler!
Yeni nesil Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri sizler
yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserinizin
kıymeti, sizin beceriniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı
olacaktır. Sizin başarınız Cumhuriyet’in başarısı olacaktır” diye
hitap eden Başöğretmen Atatürk’ün eğitime ilişkin düşüncelerinin ve
eğitimden beklentilerinin gerçekleştirilmesinde dayandığı ve güvendiği
kuvvet Türk öğretmeni olmuştur.
Atatürk, 14 Ekim 1925 günü İzmir Erkek Öğretmen Okulu’nu ziyareti
sırasında yaptığı konuşmada, öğretmenlik mesleğinin önemini şöyle
vurgulamıştır: “Milletleri kurtaran yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
Öğretmenden eğitimciden yoksun bir millet, henüz millet adını almak
kabiliyetini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, millet denemez.
Bir kitle millet olabilmek,için mutlaka eğitimcilere, öğretmenlere
muhtaçtır” .
Öğretmenin,Görev,veSorumluluğu
Atatürk’ün öğretmenlere verdiği görev ve sorumluluk büyüktür. Büyük
Zafer kutlamak için, Bursa’ya gelen öğretmenlere 27 Ekim 1922 günü
yaptığı konuşmada şunları vurgulamıştır:
“Memleketimizi ve toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için,
iki orduya ihtiyaç vardır. Biri, vatanın hayatını kurtaran asker ordusu;
diğeri milletin istikbalini yoğuran kültür ordusu. Bir millet kültür
ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler
elde ederse etsin, o zaferlerin sürekli netice vermesi, ancak kültür
ordusunun varlığına bağlıdır. Bu ikinci ordu olmadan, birinci ordunun
verimli sonuçları kaybolur. Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve
sizin ordularınızın zaferi için yalnız ortam hazırladı. Gerçek zaferi,
siz kazanacak, yaşatacaksınız ve mutlaka başarıya ulaşacaksınız. Ben ve
sarsılmaz inançla bütün arkadaşlarım sizi izleyeceğiz ve sizin
karşılaşacağınız engelleri kıracağız.”.
Öğretmenin Sosyal Statüsü
Atatürk, öğretmenlik mesleğine çok önemli bir boyut daha getirmiştir. O
da, öğretmenlik mesleğinin özveri gerektirdiğidir. Gerçekten ektiğini en
geç biçen çiftçi öğretmendir. Öğretmenin ürünleri, çok geç ve güç
yetişir ama bir kez yetiştiğinde niteliği öğretmenin niteliği ile
özdeşleşir. Öğrenciler, gençler öğretmenlerinin yalnız bilgisinden
değil, onun tüm kişiliğinden -tutumlarından, davranışlarından,
ilgilerinden, ihtiyaçlarından, değerlerinden ve benzeri özelliklerinden-
etkilenir. O halde, öğretmenleri Atatürk’ün deyimi ile “insan toplumunun
en özverili ve muhterem unsurları” saymak gerekmektedir.
Atatürk’ün öğretmenlere ilişkin bu iltifatlar, sadece ifadelerde
kalmamış uygulamada da görülmüştür. Dolmabahçe’de yapılan bir toplantıda
Atatürk’ün oturması için çok göz alıcı ve muhteşem bir koltuk konulmuş
ve Atatürk’ün yanındakiler Atatürk’e bu koltuğa oturmasını ısrar edince,
aldıkları cevap Türk eğitimcileri için bir övünç kaynağı olmuştur. “O
koltuk profesörlere aittir” demiştir.
Atatürk’e göre, “Okullarda eğitim görevinin güvenilir ellere verilmesi,
memleket evlatlarının o görevi kendine hem meslek hem de bir ülkü
sayacak erdemli ve muhterem öğretmenler tarafından yetiştirilmesini
sağlamak için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi
değişerek gelişmeye ve her halukârda geçim rahatlığı sağlamaya elverişli
bir meslek hâline getirilmelidir.
PROGRAM
Atatürk’e göre “hükûmetin en verimli ve en önemli vazifesi millî eğitim
ile ilgili işlerdir. Bu işlerde başarılı olabilmek için öyle bir program
takip etmeye mecburuz ki, o program milletimizin bugünkü haliyle sosyal,
hayatî ihtiyacıyla, çevre şartlarıyla ve çağın gerekleriyle tamamen
uygu, uyumlu olsun. Bunun için, büyük ve fakat hayali ve karmaşık
düşüncelerden tamamen sıyrılarak gerçeği etkili bir bakışla görmek ve el
ile temas etmek lazımdır. Teşebbüs edilecek şeyin neden ibaret olduğu
ancak bu şekilde kendiliğinden ortaya çıkar” .
Eğitim Programlarının Nitelikleri
1. Hedefler : Atatürk, cumhuriyet eğitiminin hedefleri için iki temel
ilkeye dikkatleri çekmiş; bunların önemini ve nasıl
gerçekleştirileceğini şu ifadelerle ortaya koymuştur. “Millî eğitim
işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak lâzımdır. Bir milletin gerçek
kurtuluşu, ancak bu şekilde olur. Bu zaferin sağlanması için: Bunlardan
birincisi, eğitimin sosyal hayatın ihtiyaçlarına cevap vermesi; diğeri
ise, çağın gereklerine uygun olmasıdır” .
2. Bilimsellik : Atatürk, eğitim sisteminin; eğitim programlarının
bilimsel olmasının önemi üzerinde durmuştur. Ona göre, “Çağın ve
toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek bir eğitim sistemi, bilimsel
yöntemlere ağırlık vermelidir. Okullarımızda, temel ve uygulamalı
bilimlere, araştırmaya önem verilmelidir. Eğitim programları, bilim
alanındaki en yeni gelişmeleri göz önünde,tutmalıdır” .
Atatürk, uygarlık yolunda başarı ile ilerlemenin sırrını, aklın ve
bilimin yol göstericiliğinde görmüştür.“Dünyada her şey için; medeniyet
için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir.
İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir,
doğru yoldan çıkmaktır” .
3. Gelişmelere Açık Olma :Atatürk, eğitim sisteminin temelini oluşturan
eğitim programlarının gelişmelere açık olmasını önemle belirtmiştir.“İlim
ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve
ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin ikibin, binlerce yıl
önceki bilim ve fen ile ilgili kaide ve kuralları şu kadar bin yıl sonra
olduğu gibi uygulamaya kalkışmak, şüphesiz bilim ve tekniğin içinde
bulunmak değildir” .
4. Uygulamaya Yönelik Olma : Atatürk, uygulamalı eğitimi eğitim
sisteminin temeli olarak görmüştür. O’na göre, “Bir yandan bilgisizliği
ortadan kaldırmaya uğraşırken, bir yandan da memleket evladını toplumsal
ve ekonomik hayatta aktif şekilde etkili ve verimli kılabilmek için
zorunlu olan ilk bilgileri uygulamalı bir biçimde vermek metodu
eğitimimizin temelini oluşturmalıdır” .
Atatürk, uygulamalı eğitimin yıllarca ihmal edildiğini ve bunun
sonuçlarını da dile getirmiştir. “Geçmişte devletin eğitim işlerini
yürütenler, sanat ve ticaret gereksizmiş gibi düşünmüşlerdir. Ülkenin
yoksul, harap; halkın bilgisiz kalması bu yüzdendir. Oysa, eğitim
programının temelini, yaşamamız için gerekli şeyleri süratle, kolayca
yapmayı öğretmek teşkil etmelidir”. Bu durumun gerçekleşmesi için,
Atatürk’ün önerileri son derece önemlidir. Yaparak öğrenmeye dayanan ve
yaygın bir eğitim-öğretim için yurdun önemli merkezlerinde yeni
kitaplıklar, çeşitli bitkileri ve hayvanları içine alan bahçeler,
konservatuvarlar, işyerleri, müzeler, galeriler, sergi salonları kurmak
gerekli olduğu için ilçe merkezlerine kadar bütün yurdun basımevleriyle
donatılması gerekmektedir.
Atatürk, uygulamalı eğitimin hedeflerini, niçin gerekli olduğunu ve
hangi eğitim kademesinden itibaren başlaması gerektiğini de şöyle ifade
etmiştir. “Toplumsal hayatta bizzat faal ve faydalı, verimli elemanlar
yetiştirmek lâzımdır. Bu da ilk ve ortaöğretimin uygulamalı bir şekilde
olmasıyla mümkün olur. Ancak bu sayede, toplumlar iş adamlarına,
sanatkârlarına sahip olur. Elbette millî dehamızı geliştirmek,
hislerimizi layık olduğu dereceye çıkarmak için, yüksek meslek sahipleri
de yetiştirmeliyiz” . Öte yandan, Atatürk, uygulamalı eğitimin,
özellikle, ilk ve ortaöğretimde, nasıl verilmesi gerektiğini ayrıca
vurgulamıştır. “İlk
ve ortaöğrenim mutlaka insanoğlu ve medeniyetin gerektirdiği ilim ve
fenni versin Fakat, o kadar pratik bir şekilde versin ki, çocuk okuldan
çıktığı zaman aç kalmaya mahkum olmadığına emin olsun” .
Eğitimin uygulamalı şekilde yapılmasında en önemli faktör, eğitim
sürecinden birinci derece sorumlu olan, öğretmenler ve eğitimcilerdir.
Bunun böyle olduğunu çok iyi bilen Atatürk, öğretmen ve eğitimcilerin
öğretim sürecinde gerçekleştirecekleri etkinliklerin nasıl olması
gerektiğini ve bunun sonuçlarına dikkatleri çekmiştir. “Her profesör ve
öğretmenin aşılayacağı fikirler, ideal gayelere hizmet edecek şekilde
olmalıdır. Kitapların cansız teorileri ile karşı karşıya gelen genç
beyinler, öğrendikleriyle memleketin gerçek durumu ve çıkarları arasında
ilişki kuramıyorlar. Yazarların ve teorisyenlerin tek taraflı
dinleyicisi durumunda kalan Türkiye’nin çocukları hayata atıldıkları
zaman bu ilişkisizlik ve uyumsuzluk yüzünden tenkitçi, karamsar, millî
şuur ve düzene uyumsuz kitleler meydana getirirler” .
5. Üretkenliğe Yönelik Olma : Atatürk’ün eğitim sisteminin temeline
koyduğu ilkelerden biri de üretime yönelik olmadır. O, eğitimin hayatla
ilişkili olmasını ve eğitimin ekonomik hayatı etkilemesini istemiştir.
Atatürk’e göre, “eğitim ve öğretimde izlenecek yol, bilgiyi günlük
yaşamda başarılı olmayı sağlayacak, uygulamalı ve kullanılması mümkün
bir araç hâline getirmektir.” Bu, gerçekleştiği takdirde “kültürlü
insanlar sorunlarını, öğrendiği, uygulayacağı ve geliştireceği bilgi ve
teknoloji ile çözmeye çalışmalıdır. Faaliyetleri sonunda ortaya bir ürün
koymalıdır. Bu da hayal olan cansız teorilerle değil, gerçekle ilgili,
gerçeği açıklayan teorilerle mümkündür” .
6. Uygulanacak Yöntemler ve nitelikleri : Atatürk, o güne kadar izlenen
eğitim-öğretim yöntemlerinin, milletimizin gerileme tarihinde en önemli
etken olduğu kanısındadır. Atatürk’e göre, “eğitim ve öğretimde
uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için bir süs, bir baskı aracı yahut
medenî bir zevkten çok, maddî hayatta başarılı olmayı sağlayan pratik ve
kullanılabilir bir araç durumuna getirmektir” . Bu sözler hem
geleneksel eğitimin bir eleştirisi, hem de eğitimle ilgili yeni
düzenlemelerde hayattan ve hayatın ihtiyaçlarından kopuk bir yola girme
ihtimallerine karşı bir ikazdır.
7. Disiplin : Atatürk’e göre, “hayatın her çalışma safhasında olduğu
gibi özellikle öğretim hayatında sıkı disiplin başarının esasıdır.
Müdürler ve öğretim kadroları disiplin sağlamaya, öğrenciler ise
disipline uymaya mecburdur.” Bu, korku ve fizikî etkileme şeklinde bir
disiplin anlayışı değildir. Öğrencilerin, öğrendiklerini isteyen,
benimseyen, duyan ve kurallara uyan bir anlayıştır. Atatürk, bu konuya
şöyle açıklık getirmektedir. “Koru ile verilen eğitim, makbul bir eğitim
değildir. Böyle bir eğitime güvenilmez” .
Atatürk, eğitim sisteminde eski dönemlerin dayağa dayanan düzen ve
disiplin anlayışı yerine, sevgiye dayanan bir düzen ve disiplin
anlayışının yerleştirilmesinden yanadır.
ÖĞRENCİ
Türk milleti, Atatürk’ün önderliğinden bağımsızlık mücadelesine
girişirken ve Cumhuriyeti kurarken gençliğin, bundan sonra hangi
ilkelere, amaçlara, hangi eğitim felsefesi ve dünya görüşüne göre
yetiştirilmesi gerektiğinin ivedilikle belirlenmesi çok önem taşıyordu.
Eğitim sürecinde yetiştirilecek bireylere hangi niteliklerin
kazandırılacağı, Atatürk’ün birçok ifadelerinde açıkça vurgulanmaktadır.
Atatürk’e göre, “millî eğitimin gayesi, yalnız hükûmete memur
yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, cumhuriyetçi, inkılâpçı,
olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst,
düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli,
karakteri sahibi genç yetiştirmektir” .
Ancak, Atatürk’e göre öncelikli bir nitelik vardır ki, o nitelik
gerçekten son derece önemlidir. Atatürk, bu niteliği 1 Mart 1922 günü
TBMM açış konuşmasında şöyle dile getirmiştir. “Yetişecek çocuklarımıza
ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk önce
ver herşeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, millî
geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği
öğretilmelidir” .
Atatürk, gençlerin cumhuriyetin düşüncede, bilimde, fende ve bedence
güçlü, yüksek karakterli koruyucuları olarak yetiştirimesini istemiştir.
Bu isteğini, 25 Ağustos 1924 günü Öğretmenler Birliği Kurultayı’nda
söyle vurgulamıştır. “Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen
kuvvetli, yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu özellik ve
kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir” .
Yine aynı Kurultay’da, “memleket evlâdı, her öğretim kademesinde
ekonomik hayatta yapıcı, etkili ve başarılı olacak şekilde
donatılmalıdır” ifadelerine yer vermiştir. Bu ifadelerle, özellikle,
ortaöğretimde genel bilgi verme yanında, sanat ve meslek sahibi
elemanları yetiştirmek ve millî kültür geliştirmek gerektiğini ortaya
koymuştur.
Atatürk’ün eğitim sürecinde önem verdiği bir temel konu da demokratik
eğitim ortamıdır. Atatürk’e göre, “çocuklar, serbestçe konuşmaya,
düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye teşvik edilmelidir.
Böylece, hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı
ve riyakâr olmalarının önüne geçilmiş olur. Kısacası, çocuklarımızı
artık, düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten
inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi
düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız” .
SONUÇ
Atatürk’ün eğitim ve öğretim konusunda ileri sürdüğü görüşler, bir bütün
olarak ele alınırsa, görülür ki, diğer eğitim reformcuları gibi şu iki
işi yapmaktadır. Birincisi, geleneksel eğitim sistemini yetersiz
bulmakta, eleştirmekte ve bunun değiştirilmesini istemektedir. İkincisi
ise, bunun yerine konmasını istediği yeni eğitim sisteminin ana
ilkelerini saptamaktadır.
Atatürkçü düşünce, eğitim sisteminde fikri, irfanı ve vicdanı hür
nesiller yetiştirmek için, lâiklik ilkesini benimsemiştir. Öte yandan,
eğitimin bilimsel anlayışla yapılabilmesi, lâiklik ilkesinin
uygulanmasıyla mümkündür.
Atatürkçü Eğitim Sistemi’nde programların kesin ve açık olması çok
önemli olmakla birlikte, etkili ve verimli olabilmesi onların yeterli,
anlayışlı ve fedakâr öğretmenlerle, eğitim kurumlarımızda çok büyük
dikkat ve gayretle uygulanmasına bağlıdır.
Aslında önemli olan, ulusal eğitimin Atatürkçü ilkelerini saptamak değil,
ilkelerin ulusal eğitimimizde ne ölçüde uygulama olanağı bulabildiğidir.
O halde, 21. yüzyıla girerken, Türk Eğitim Sistemi başarılı olmak için
yapısını, hedeflerini ve uygulayacağı programları saptarken, Türkiye
Cumhuriyeti’nin dinamik ideallerini, Atatürkçülüğün devlet, fikir ve
ekonomik hayatta öngördüğü ilkeleri ve esasları, birbirini kollayacak,
destekleyecek ve bütünleyecek biçimde göz önünde bulundurmalıdır.
|