|
Behçet YEŞİLBURSA
GAZİ ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
ATATÜRK'ÜN 19 MAYIS 1919'DA SAMSUN'A ÇIKIŞI VE TÜRKİYE'DE MİLLİ
EGEMENLİK
İLKESİNİN GERÇEKLEŞMESİ
Millî Mücadelenin Atatürk tarafından dile gelen
hikâyesinin ilk cümlesi, "1919 senesi Mayısının 19'uncu günü Samsun'a
çıktım" ile başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919 Millî Mücadelenin
fiilen başladığı tarihtir. 19 Mayıs bir başlangıçtır; fikir ve karar
sahibi Atatürk'ün hedefine varan yolda ilk adımdır. Şevket Süreyya
Aydemir'e göre, "Mustafa Kemal'in yeni hayatı, yeni âlemi, onun, 1919
Mayısının 19'uncu günü Samsun kıyısında Anadolu karasına ayak basmasıyla
başlar, yani onun zuhurunun, hem kendi kaderine, hem milletimizin
tarihine, hem çağımızın akışına, çeşitli yönlerden yön ve şekil veren
safhası o gün, orada ve Mustafa Kemal'in Samsun kıyısına ayak basmasıyla
başlamıştır."(1)
Egemenlik(Hakimiyet); egemen olma, hakimlik, üstünlük, amirlik
manalarına gelir ve hükmeden, buyuran, buyruğunu yürütebilen üstün gücü
ifade etmek için kullanılır. Egemenlik, devlet kudretinin bir
vasfıdır.İç hukukta en üstün kudreti, uluslar arası hukukta da bağımsız
bir gücü ifade eder.(2)
Millî Egemenlik ise; bir milletin kendi kaderine hakim olarak, kendi
geleceğini tayin etme gücünü elinde bulundurması demektir. Yani bir
milletin kendini idare etmesi, kendine hükümet edecek heyeti seçmesi
anlamına gelir. İç görünüşü itibarıyla demokratik rejimi, yani
egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ortaya koyarken, dış
görünüşü ile de milletin özgür ve bağımsız yaşamasını, yani dışa karşı
millet birliğini ve bütünlüğünü ifade eder.(3)
Millî Egemenlik, bir kişi veya sınıfın egemenliğinden uzak olarak,
milletin kendi yönetiminde söz sahibi olması anlamına geldiğinden,
milletin genel iradesinin ortaya konulmasını sağlar ve iktidarın,
kayıtsız şartsız millete ait olmasını ifade eder. Millî Egemenlik
anlayışında millet, kendisini oluşturan fertlerden ayrı, onların üstünde
bir kişiliğe, bir iradeye sahiptir ve egemenlik bu kolektif kişiliğe
aittir. (4)
Millî Egemenlik, millet iradesini hakim kılması münasebetiyle
demokrasinin temel şartıdır. Bu sebeple, bütün demokratik rejimlerde en
üstün kuvvet ve devlet yönetimi konusunda belirleyici unsur olarak,
devlete yön verirken, aynı zamanda devlet fonksiyonlarının oluşmasını da
sağlar. (5)
Millî Egemenlik, insanlık tarihinde başlı başına kuvvet kaynağı olan ve
kuvvet doğuran fikirlerden birisi olarak, devletlerin yapısını
değiştirebilecek ve tarihin akışını etkileyebilecek kadar etkilidir.
Dolayısıyla, insanlık tarihi açısından büyük önemi sahiptir. (6)
Atatürk'e göre Millî Egemenlik, devlet ve milletin mukadderatında amil
ve hakim unsur olması gereken bir değerdir. Çünkü Millî Egemenlik,
adaletin, eşitliğin, hürriyetin dayanağı ve milletin namusu, haysiyeti,
şerefidir. Bu sebeple Atatürk, Millî Egemenlik ilkesini devletin temel
unsurlarından birisi haline getirmeye çalışmıştır. Bundan amaç ise;
siyasî, sosyal ve ekonomik yönden, yabancı etkilerden uzak, millî
iradeden oluşmuş bir toplumun meydana gelmesini sağlamaktır. (7)
Atatürk,"Millî Hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler
erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine
kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar" ifadesiyle,
Millî Egemenlik ilkesinin gücünü ortaya koyarak, devlet hayatındaki
önemini
vurgulamıştır. (8)
Türkiye'de Millî Egemenlik ilkesinin gerçekleştirilmesi, tamamen
Atatürk'ün bu konudaki düşünce ve çalışmalarının sonucudur. Atatürk'ün
19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basmasıyla birlikte, Türk tarihinde ilk
defa kişisel egemenlikten, Millî Egemenliğe geçiş süreci başlamıştır.
Atatürk, Samsun'a ayak bastığı andan itibaren, hem içe, hem de dışa
dönük olarak, dinî ve batılı fikirleri yanına almış ve bunların
senteziyle Anadolu'da tek idare, tek devlet, tek egemenlik, tek kumandan,
tek meclis ve tek millet fikirlerinden hareket ederek, her alanda gerçek
Millî Egemenlik ilkesini uygulamaya çalışmıştır. Dolayısıyla, Türkiye'de
Millî Egemenlik ilkesinin genel anlamda ilk defa Atatürk'ün önderliğinde
girişilen Millî Mücadele yıllarında uygulandığını söylemek mümkündür.
Çünkü bu dönemde, memleketin içine düştüğü kötü durum karşısında, bazı
aydınlar memleketin kurtarılması için bir büyük devletin mandasını kabul
etmekten başka çare görmezlerken,Atatürk bunlardan çok farklı düşünmüş
ve millete güveni esas alan bir hareketin peşinde olmuştur.(9)O,
memleketin içinde bulunduğu kötü durumu kastederek Nutukta; "... Bu
durum karşısında bir tek karar vardı. O da Millî Hakimiyete dayanan,
kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak! İşte daha
İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu
topraklarına ayak basar basmaz uygulamasına başladığımız karar, bu karar
olmuştur."(10)
Atatürk'ün Samsun'a varır varmaz, müfettişliğin kendisine yüklediği
vazifeleri yerine getirmek amacıyla hazırladığı 22 Mayıs 1919 tarihli
rapor; Ordu müfettişinin birçok noktalarda, talimatın sınırını da aşarak,
bütün memleket kaderi ile ciddi bir şekilde uğraştığını göstermektedir.
Hazırladığı bu ilk raporunda Atatürk, Samsun bölgesindeki asayişsizliğin
sebebinin Rumlardan kaynaklandığını, Türklüğün yabancı mandasına ve
kontrolüne tahammülü olmadığını, Yunanlıların İzmir'i işgale haklarının
bulunmadığını ve en önemlisi, milletin, millî egemenlik esasını ve Türk
milliyetçiliğini kabul ettiğini ve bunu gerçekleştirmeye çalışacağını
belirtmiştir. Dolayısıyla Atatürk, milletin birlik ve beraberliği ile
Millî Egemenlik ilkesini Millî Mücadelenin temel dayanağı yapmaya
kararlı olduğunun ilk işaretini vermiştir. Millî Mücadelenin ilk ana
programını teşkil eden bu rapor, Tevfik Bıyıklıoğlu'na göre, gerçekte,
bir ihtilâl programından farksızdır. (11)
Atatürk, Samsun'un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması ve civarındaki
Rum çetelerinin faaliyetlerinden ötürü karargâhının içerde daha emin bir
yere naklini gerekli görmüş ve 25 Mayıs 1919'da Havza'ya hareket
etmiştir. Atatürk için artık tarihî görev başlamış bulunuyordu. Bundan
sonra Osmanlı Devleti bir süre adeta iki elden idare edilecekti. Çünkü
Atatürk her gittiği yerde halkın arasına girerek İstanbul Hükümeti gibi
halkı sükunete değil, tersine onları harekete geçirmeye çalışacaktı.
Yine O, sadece bir komutan olmayacak valiler ve millî teşekküllerle
haberleşen,Türk milletini düştüğü kötü durumdan haberdar eden,
memleketin dertlerini dert edinen bunlara çare arayan, cemiyetler
toplayıp kararlar alan bir önder olacaktı. (12)Nitekim, 28 Mayıs 1919'da
Havza'dan bütün memlekete, askerî ve mülkî amirlere, Müdafaayı Hukuk
Cemiyetlerine gönderdiği bir tamimle İzmir'in işgalini protesto için
yurdun her tarafında mitingler yapılmasını, halka felaketin büyüklüğünün
anlatılmasını ve bunu köylere kadar yaymalarını istedi. Bunun üzerine
memleketin her köşesinde İzmir'in işgaline tepki olarak mitingler
yapıldı. İstanbul'da altı miting, Anadolu'nun çeşitli şehir ve
kasabalarında toplam 96 miting tertip edildi.(13)
İstanbul mitinglerine ve Atatürk'ün Havza'daki faaliyetlerine ilk tepki
işgal makamlarının onu İstanbul'a geri çağırmaları olmuştur. Atatürk, o
güne kadar"Ordu Müfettişi" sıfatı ile bütün kişisel ağırlığını koyarak
hareket etmişti. Şimdi bu sıfatın tehlikeye düştüğünü görüyordu. Bu
nedenle başlattığı eylemi kişisel olmaktan çıkarıp halka mal etmekte
acele etmek gerekiyordu. Harbiye Nezaretine oyalayıcı bir cevap vererek
12 Haziran 1919'da Amasya'ya gitti. Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Refet
Bey(Bele) ve Rauf Bey'in (Orbay) katkılarıyla 14 Haziran 1919'da kurulan
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bünyesinde, Mustafa Kemal tarafından önceden
hazırlanmış metnin üzerindeki çalışmalar tamamlanarak Millî Mücadele
tarihimize Amasya Tamimi olarak geçen ilk önemli belge kabul edildi.
Tamim, Konya'da bulunan 2.Ordu Müfettişi Cemal Paşa (Küçük, ya da
Mersinli Cemal Paşa)ile Erzurum'da 15.Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir
Paşa'nın da onaylamasından sonra 21/22 Haziran 1919'da tüm ilgililere
duyuruldu. (14)
Amasya Tamimi'nde dikkati çeken noktalar özellikle şunlardır."Yurdun
bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir" denilmekle, tehlike çanı
çalmakta, alarm işareti verilmektedir. Tamimin ikinci maddesi birinciyi
tamamlamakta İstanbul Hükümetinin aczi ortaya konularak, bu durumun
milletimizi yok olarak tanıttırdığı açıklanmaktadır. Tamimde yer alan
önemli bir hüküm de, "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı
kurtaracaktır" parolasıdır. Millî Egemenliğe ve millî bağımsızlığa yer
veren bu ilke, daha sonraki tarihî gelişmelerle Türk İnkılâbının bir
temel dayanağı olacaktır. Tamim, bölgesel değil, bütün ülkeyi içine
alacak bir kuruluşu öngörmekte ve bu amaçla bir kongrenin toplanması
gereğini belirtmektedir(15).
Amasya Tamimi, Millî Egemenliğe dayalı yeni bir Türk devletinin
kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Türk milletine bu çağrının
gerekçesini ve uygulanacak plânı açıklamaktadır. Artık yüzyıllardır Türk
milletinin kaderine hükmetmiş olan Padişah iradesine karşı ayaklanma
başlamıştır. Nitekim Tamimle birlikte İstanbul'a gönderilen mektuplarda,
artık İstanbul'un Anadolu'ya egemen değil, bağımlı olmak zorunda olduğu
belirtilmiştir. Ordunun Amasya'da alınan kararların uygulanması ile
görevlendirilmesi artık ordunun da ihtilâlin içinde yer aldığını
göstermesi bakımından önemlidir.(16)
Tamim, millet gerçeğine dayanarak alt üst olan düzenin yerine yeni bir
düzeni öngörmektedir."İstiklâl", bu yeni düzenin parolası, millî iradeye
dayanan"Millî Hakimiyet" ilkesi de gücüdür.(17)
Amasya Tamimi'nin bir diğer önemi de,Türk
Milliyetçiliği akımının, inkılâbın bir temel prensibi olarak
değerlendirilmiş olmasıdır. Milliyetçilik Amasya
Tamimi'nden itibaren millî mücadelenin esası, özü,
temel yapısı olmuş, milleti harekete getiren, ona millî şuur ve
vicdanının sesini duyuran, politik tutumun hedeflerini gösteren prensip
olmuştur.(18)
Kısaca, Amasya Tamimi,Türk İnkılâp Tarihinde, hukukî ve siyasî önemi ile
yeni Türk devletinin kuruluşunu hazırlayan bir temel vesika olması
bakımından özel bir değer ifade eder.
Devletin kaderinde, milletin söz sahibi olması anlamını taşıyan Millî
Egemenlik ilkesinin, Millî Mücadele dönemi boyunca ve daha sonra da
üzerinde durulacak en önemli hususlardan birisi olduğu, Anadolu'nun
çeşitli şehirlerinde kongreler düzenlenerek, halkın istek ve
düşüncelerinin belirlenmeye çalışılmasından da açıkça anlaşılıyordu.
Zaten sadece bu kongrelerin toplanması bile, millet egemenliğinin
gerçekleştirilmesi yolunda atılmış önemli bir adımdı. Çünkü kongrelerde
alınacak olan kararlar, milletin temsilcilerinin görüşleri doğrultusunda
ortaya çıkacaktı. Bu da milletin girişilecek olan mücadelede söz sahibi
yapılması demekti.(19)
Bu çerçevede, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında yapılan
Erzurum Kongresinde alınan kararlar arasında; "Kuva-yı Milliyeyi âmil ve
İdare-i Milliyeyi hakim kılmak esastır" ibaresinin bulunması, bütün bu
çalışmaların Türkiye'de Millî Egemenliği gerçekleştirmek esasına
dayandığı açıktır. Yine 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında yapılan Sivas
Kongresinin sonunda yayınlanan beyannamede de; "İstiklâlimizin temini
için Kuva-yı Milliyeyi âmil ve Millî İradeyi hakim kılmak esastır"
denilerek,Erzurum Kongresinde bu konuda alınan kararın aynen
tekrarlanması, şüphesiz Atatürk'ün bu konudaki kararlılığının bir
göstergesi olmuştur. Bu çerçevede,Atatürk'ün Sivas'ta çıkarttığı
gazetenin adının İrade-i Milliye ve Ankara'da çıkarttığı gazetenin
adının da, Hakimiyet-i Milliye olması tesadüf değildir.(20)
Türkiye'de Millî Egemenlik konusunda atılmış önemli adımlardan birisi de
Son Osmanlı Mebusan Meclisinde 28 Ocak 1920'de kabul edilen Misak-ı
Millî kararlarıdır. Misak-ı Millî ile her şeyden önce millî ve bölünmez
bir Türk ülkesinin sınırları çizilmekle birlikte Türkler, tam
bağımsızlık şuuruna erişmişler ve millet olarak asgari haklarını
istemişlerdir. Bu Misak (Ant), Erzurum ve Sivas Kongreleri
kararlarındaki millî kurtuluş programını, millî hudutlarımızı daha geniş
ve belirli kılarak tam bir hukuk ve siyaset anlayışı esaslarına
oturtmuştur.(21)
Misak-ı Millî'nin kabulünden sonra İngilizler 16 Mart 1920'de İstanbul'u
işgal ederek,Son Osmanlı Mebusan Meclisini de dağıtmışlardır.
İstanbul'un işgaliyle birlikte Osmanlı Devleti'nin tamamen etkisiz
kaldığını ve milletin içinde bulunduğu kötü duruma bir çare bulmasının
artık mümkün olmadığını gören Atatürk, milletin kurtuluşunu yine
milletin kendisinin sağlayacağı düşüncesiyle ve Millî Egemenlik
ilkesinin tam anlamıyla gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla, 19 Mart
1920'de bütün valilere, mutasarrıflıklara ve komutanlıklara bir genelge
göndererek, Ankara'da "olağanüstü yetkilere sahip" yeni bir meclisin
toplanmasını istedi.Bu genelgede yer alan hükümlere uygun olarak yapılan
seçimler sonucunda belirlenen milletvekillerinin yanında, İstanbul'dan
Ankara'ya gelmeyi başaran milletvekillerinin de katılmasıyla, yeni
meclis 23 Nisan 1920'de Ankara'da açıldı.(22)
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla,Türkiye'de Millî Egemenlik
ilkesi resmen ve de fiilen gerçekleştirilmiştir. Böylece millet kendi
geleceğini kendisi belirleme imkânına kavuşmuştur. Bunda da en büyük
pay, hiç şüphesiz Atatürk'e aittir.
Atatürk, T.B.M.M.'ni açarak en büyük ideallerinden birisi
olan,Türkiye'de Millî Egemenlik ilkesini devletin temel unsurlarından
birisi haline getirirken, "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir"
ifadesiyle de, hükümranlık hakkını ve otoritesini sadece T.B.M.M.'ne
vermiştir.O, böylece bu konuda milleti tam yetkili kılarken, aynı
zamanda diktatörlüğe karşı da bütün kapıları kapatmıştır.(23)
Atatürk,Meclisin,Millî Egemenlik ilkesi gereği, milletin kaderine nasıl
hakim olması gerektiğini de, yine mecliste yaptığı bir konuşmada şu
sözlerle ifade etmiştir;"Millet mukadderatını doğrudan doğruya eline
aldı ve millî saltanat ve hakimiyetini bir şahısta değil, bütün fertleri
tarafından seçilmiş vekillerden oluşan bir Meclis-i Ali'de temsil etti.
İşte o meclis, Meclis-i Alinizdir;Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük
Millet Meclisidir." (24)
19Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla başlayan Türkiye'de Millî
Egemenlik ilkesini gerçekleştirme çalışmaları, 23 Nisan 1920'de Türkiye
Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla fiilen gerçekleşmiş ve "Hakimiyet
Kayıtsız Şartsız Milletindir" ifadesinin 20Ocak 1921'de kabul edilen ilk
Anayasada yer almasıyla da hukukî anlamda güvence altına alınmıştır.
Böylece Türkiye'de Millî Egemenlik ilkesinin gerçekleşme evreleri de
tamamlanmıştır.
|