|
Fikret BİLA
24 NİSAN 2003
MİLLİYET
Atatürk ve Sorunun Esası
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
siyasi gerginlik ve tartışmaların gölgesinde kaldı.
"Ulusal egemenlik"le "çocuk" arasında, "Cumhuriyet"le "gençlik" arasında
en anlamlı bağı kurabilmiş tek lider olan Atatürk; en büyük eserim
dediği Cumhuriyet ve onun vücut bulduğu TBMM açısından bakıldığında
sorunun esası daha net görülüyor.
Sorun, Atatürk'ün, çağdaş uygarlık düzeyini hedeflemiş, demokratik, laik
Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşmasında iki temel dayanak olarak gördüğü,
uluslaşma ve laikleşme sürecinin, kah demokratik araçlar kullanılarak
kah terör yoluyla kesilmesine dönük çabaların kat ettiği mesafedir.
Bugün Cumhuriyet'in laik niteliği ve devletin üniter yapısına dönük
saldırılar ve bu saldırıların yarattığı hırpalanmanın ve yıpranmanın
vardığı boyut, bu mesafenin hiç de azımsanmayacak boyutta olduğunu
gösteriyor.
Bir başka açıdan bakıldığında, Atatürk'ün emanetinin ne siyasal, ne
sosyal, ne de ekonomik alanda hedeflenen düzeye taşındığı ne de
temellerinin sağlamlaştırıldığı söylenebilir. Ne yazık ki, pozisyon elde
kalanı savunmak, koruyabilmek pozisyonudur.
Bugün karşılaştığımız, ekonomik çöküntü, dışa bağımlılık,
demokratikleşme, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi temel sorunları
siyasi iktidarların oy adına Cumhuriyet projesinden verdikleri ödünlerde
değil de, Atatürk'te, Cumhuriyet'in temellerinde aramak yanlıştır. Bunu
aydın olmak, solcu olmak adına yapmak iki kere yanlıştır.
Bu genel saptamadan sonra dün yaşadığımız gerginliğe gelince...
Sorun, sadece TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın eşi Münevver Arınç'ın türbanı
olarak görülürse yine yanlış olur. Bu ancak bir süredir biriken
sorunların ve oluşan gerginliğin yansımasının bir vesilesi olarak
görülebilir.
Cumhurbaşkanı'nın, CHP'nin, Genelkurmay Başkanı ve komutanların, 23
Nisan resepsiyonu için gösterdikleri tavır, Bayan Arınç'ın türbanıyla
izah edilecek kadar basit görünmüyor.
Arkasına bakıldığında...
Bu tutumun, AKP'nin ve hükümetin belirginleşmeye başlayan çizgisine
karşı bir uyarıcı nitelik taşıdığı söylenebilir.
Hükümetin yöneldiği büyük kadrolaşma hareketi, yurtiçinde ve dışında
bazı derneklerin devlet eliyle korunması, güçlendirilmesine dönük
faaliyetler, YÖK, sekiz yıllık kesintisiz eğitime karşı açığa vurulan
niyetler ve bazı girişimler, ileriye dönük biriken kaygılar. Bütün
bunlar dün yaşanan gerginliğin nedenleri olarak görülüyor.
Sorun, demokratik, laik Cumhuriyet rejimini ortak payda olarak görüp
görmemekte düğümleniyor. Refah Partisi döneminde yaşandığı gibi ikinci
niyetlerin var olup olmadığı, örtülü politikalar izlenip izlenmediği
kuşkusunda odaklanıyor.
Demokrasinin, onun tanıdığı olanakların rejime karşı kullanıp
kullanılmadığı, kullanıp kullanılmayacağı konusunda ortaya çıkan
güvensizlikte yatıyor. AKP'nin Kasım 2003'te kazandığı seçim başarısını,
aldığı oyları, rejim değişikliği isteği gibi algılayıp algılamadığı,
partisine oy verenlerin çoğunluğunun din ve dince kutsal sayılan
araçlarla politika yapılmasını isteyenler olarak yorumlanıp
yorumlanmadığı merak ediliyor.
Elbette, esas olan demokrasidir, sandıktır.
Bu çerçevede, AKP'ye büyük sorumluluk düşüyor. Demokrasiyi, onun
sağladığı olanakları doğru yorumlamak, sandığı doğru okumak gibi...
Tabii, herkesin de, bu noktada çıkacak sorunların çözümünün yine
demokraside, yine sandıkta olduğunu unutmamaları gerekiyor...
|