BASINDA ATATÜRK

 

Rauf TAMER
10 KASIM 2005

 

Onu Aramak

 

     Yıllardır içki yasağı dahil mâtem dolu 10 Kasım'lar yaşarken, müziğin sesini homurdana homurdana kısan insanlar görmedik mi? Gördük. Sonra uyanık davrandılar. Atatürk de müzik severdi diyerek usul usul şarkılara başladılar. Atatürk de içki severdi diyerek yavaşça şişelere doğru uzandılar. Gelsin Rumeli Şarkıları. Gelsin Serhat Türküleri. Atatürk, Uşşak makamı'nı severdi... Haydi, kafalar bir sağa bir sola sallanarak Cânâ rakibi hândan edersin. Müthiş bir koro. Geçiş taksiminden sonra da - madem Atatürk Mahur Makamını severdi- bir tane de Mahur şarkı: Hâlâ kanayan kalbimi aşk âteşi dağlar. Hele son mısra: -Bir türbe ki ruhum, gelen ağlar, giden ağlar. Sahiden öyle.

     Tabuları yıkma akımına uyarak, mâtem'i kaldırdık. Mâtem önce anma'ya dönüştü. Şimdi bakıyoruz, artık kutlama'ya dönüşüyor.
     -Ölüm hiç kutlanır mı?
     Gerekçemiz var:
     -O ölmedi ki.
     Öyleyse vur patlasın, çal oynasın. Sevmediği şarkı da yokmuş galiba. Haydi Fasıl Heyeti... Bir tane de Suzinak... Pek revâdır sevdiğim ettiklerin. Haydi bir tane de Hicazkâr lütfen... Mâni oluyor hâlimi takrire hicâbım.

     Arada bir düşünüyorum... 10'uncu Yıl Marşı çok güzel ama, şairin ruhundan müsaade alarak o'nun sözlerini bari 100'üncü Yıl'a uyarlamalı. On yılda her savaştan yerine yüz yılda, bin yılda her savaştan desek ne çıkar? Yüzüncü yıl gençliği, bininci yıl gençliği, yurdun demirağlarla örülmediğini görürse, ileride çok şaşırabilir. Esasen, daha büyük hizmetler var. Madem tabuları yıkıyoruz, marşın sözlerini de çağlar'a ve şartlara göre pekâlâ değiştirebiliriz. Küçük bir kalem darbesi yeter...
     Tapu topu 3-4 kelime değişir... Ama ruh ve mânâ bozulmaz. Göğsümüz tunç siperi gibi, Türk'e durmak yaraşmaz gibi enfes mısralar aynen kalır. Niye cesaret edemiyoruz? Ne var bunda? Hâlâ 10'uncu yılda mı kaldınız diyenlere, bence en güzel cevap.

     İfrat ile tefrit arasında koşup durmaktayız. Zorlama mâtem günleri bitti, şimdi özenti kutlama devri başladı. Yani... eskiden, "ölmemiş bir Ata"yı öldü diye anıyor ve ağlıyorduk... Şimdi ise "ölmüş bir Ata"yı, ölmedi diye kutluyor ve coşuyoruz. Ama Dolmabahçe Kulesi'ndeki -sık sık bozulan- saati, bir türlü tamir ettiremiyoruz. İçine iyi bir makine koyamıyorsak, bırakın 9'u 5 geçe'de kalsın bari. Ne olur bırakın. Hep öyle dursun.

| Önceki Sayfa |