BASINDA ATATÜRK

 

Taha AKYOL
20 MAYIS 2005
MİLLİYET

ATATÜRK’Ü OKUMAK

 

        BAŞKUMANDAN Vekili Enver Paşa, Mustafa Kemal'i söz dinlemez bir subay olarak görüyor, yükselmesini frenliyor.
Ama Çanakkale, Mustafa Kemal'e Milli Mücadele liderliğinin yolunu açacaktır. Çanakkale cephesinden dönen Uryanizade Ali Vâhid Efendi başkanlığındaki ulema heyetinin 26 Aralık 1916'da yayımladığı beyanname, Enver Paşa faktörüne rağmen, Anafartalar Komutanı Albay Mustafa Kemal'den övgüyle bahsediyor:
"Bütün İslamlar ve müttefik devletler kendisine şükran borçludur!"
        Mayıs 1919'da o kadar paşa içinden Mustafa Kemal'in 9. Ordu Müfettişliği'ne atanmasının sebebi de onun bu üstün komutanlık vasfıdır.
Samsun'a çıkmasından önce başlayan milli hareketlerde ve "Mim Mim Grubu" gibi askerî direniş teşkilatlarında da Milli Mücadele için düşünülen lider, odur.
Sonrası malum...
       Mustafa Kemal'in Milli Mücadele liderliği, "komite" tertipleriyle değil, adeta milli bir mutabakatla gerçekleştiğine göre, Gökalp sosyolojisinin terimiyle söylersek, bir "milli vicdan" oluşmuş bulunuyordu. Bu, uluslaşma tarihimiz bakımdan önemlidir. Onu okurken bu tarihî süreci hiç akıldan çıkarmamak lazım.

       MUSTAFA Kemal ve arkadaşlarını yoğuran şu muazzam olaylara bakın: Meşrutiyet, Trablus Savaşı, Balkan Savaşları, Balkanlar'ın ve Ege adalarının kaybı, Birinci Dünya Savaşı, imparatorluğun çöküşü, bir halkın teşkilatlandırılması, Milli Mücadele, yeni bir devlet, inkılaplar...
Bunlar aynı zamanda uzun modernleşme ve milletleşme tarihimizin de en önemli safhaları...
Böylesine geniş bir tarihî süreç...
Sadece Atatürk'e ait metinleri okumak yetmez, bu geniş tarihî perspektiften bakmak suretiyle okumak gerekir.

     "NUTUK" ve bir de "Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri", Milli Mücadele ve devrimlerin en önemli iki kaynağı, iki tarihi belge...
     "Söylev ve Demeçler"in hâlâ indeksli baskılarını yapamadık, "Nutuk" ise sadeleştirme diye adeta tahrif ediliyor.
      Hiçbir 'sadeleştirme', orijinal metnin ahengini, anlam derinliğini ve hele de ruhunu veremez.
     "Kuvayı Milliye"yi 'ulusal güçler' diye, "hukuku esasiye"yi 'temel haklar' diye arılaştıranlar kavram cinayeti işliyorlar.
      Atatürk'ün konuşmalarında çok geçen ve Namık Kemal'lerden gelen "terakki ve teceddüt" kavramları tercüme edilecek kelimeler değil, bizim yüz elli yıllık milletleşme ve modernleşme cehdimizin ruhunu ifade eden terimlerdir.
      Bu derinliklere dalmadan 'okumak', hele de "geniş bir tarihî perspektif açısından okumak" mümkün mü?
      Okuyorum diye, biraz hamaset, biraz ezber, biraz slogan... Netice yüzeysellik!
      Rahmetli Tarık Zafer Hoca, "Böyle inkılap tarihi okutacağımıza hiç okutmayalım" diye tepki göstermişti.
      Okurken başka bir boyut, "şartları içinde değerlendirme" zorunluluğudur. Atatürk, "Nutuk" metnini 1927'nin çok gergin iç politika ortamında yazmıştı, dili çok  serttir. Orada neredeyse ihanetle suçladığı Karabekir, Rauf Bey, Cebesoy gibi Milli Mücadele liderleriyle 1936'da barışmak istemiş, Cebesoy'u Meclis'e almış, ardından İnönü onları yüksek devlet makamlarına getirmiştir.
     
Yani, tarih 1927'de durmamıştır; öncesi gibi, sonrası da vardır.
Atatürk'ü okumadan yakın tarihimiz anlaşılamaz! Ama terimleri bütün ruhlarıyla, olayları da tarihin dünden yarına sürekliği içinde görerek okumak lazımdır.

| Önceki Sayfa |