|
Uluç GÜRKAN
1 ARALIK 2005
STAR
Atatürk'ün
Kadınlar İçin Açtığı Yol
Almanya’nın şifalı sularıyla ve kaplıcalarıyla ünlü Bad Kreuznach
kentindeki Parkhotel Kurhaus, çok sayıda devlet adamı ve askerin
buluşmasına tanıklık etmiş tarihi bir mekandır.
İkinci Dünya Savaşı’nın düşmanları Fransa ile Almanya’nın uzlaşmasının
temelleri, devrin Fransa Cumhurbaşkanı Charles deGaulle ve Almanya
Şansölyesi Konrad Adenauer tarafından 26 Kasım 1958’de bu otelde
atılmıştır.
Osmanlı Veliahdı Vahdettin’in Aralık 1917’deki Almanya ziyaretinde ‘Ordu
Temsilcisi’ olarak Türk Heyetinde yer alan Atatürk de, o tarihte Alman
Genel Karargahı olarak kullanılan Parkhotel Kurhaus’ta kalmıştır.
Almanya’da, 1993-1997 yılları arasında Mainz Başkonsolosu olarak görev
yapan, Mülkiye’den sınıf arkadaşım Gürsel Demirok’un çabalarıyla, otelin
tarihi salonlarından birine ‘Atatürk’ adı verilmiştir.
1997 yılında oteli ve Atatürk salonunu gezmiştim. Salonda, Atatürk
devrimlerini anlatan çarpıcı bir düzenleme yapılmıştı. Ancak beni asıl
etkileyen, ‘Özel Deftere’ Julietta Möhring adlı genç bir Alman bayanın
hemen benden önce yazdıkları olmuştu.
Julietta Möhring, 1935 yılında seçme seçilme hakkını kazanan çağdaş
giyimli Türk kadınlarını oy verirken ölümsüzleştiren resimle ilgili
duygularını şöyle dile getirmişti:
‘Hayatımda hiçbir resim beni, dünyada ilk kez oy hakkı kazanan
kadınlar olan Türk kadınlarının seçmen sandığı önündeki resmi kadar
etkilemedi. Umarım Alman mantalitesi bu tarihi olayı örnek alır ve ben
de Türk kadınlarından bir şeyler öğrenebilirim.’
Julietta Möhring, Semiha Yıldırım’ı,
eşi Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve diğer erkeklerden ayrı olarak
yandaki bir masada tek başına yemek yerken gösteren resmi görmüş müdür
acaba?
Gördüyse, ne düşünmüştür?
Pek olumlu olmayacağı, bu olayın Bakanı Yıldırım ve eşini de fazlasıyla
rahatsız etmiş olmasından bellidir.
Bakan Yıldırım, ‘Bizim harem selamlık uygulamamız yok’ diyor.
Eşinin sabah kahvaltısını erkeklerle aynı masada yaptığını, öğle
yemeğine ise geç geldiği ve kimseyi rahatsız etmek istemediği için ayrı
bir masada yediğini söylüyor.
Bakan Yıldırım’ın bu açıklaması
kendi içinde haklı olabilir. Ancak, hangi gerekçeyle olursa olsun,
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı ve eşi için böylesi bir görüntünün
hoş olmadığının da unutmaması gerekir.
Bakan eşi de olmasa, bir gruptaki tek kadının yalnız başına bırakıldığı
ve erkeklerin kendisine sırtını dönerek oturduğu bir manzara olağan
sayılamaz. Bu sadece Türkiye’de değil, üyesi olmak uğruna her istenileni
gönüllü yaptığımız AB’de de ister istemez bazı kafaları karıştırır ve
‘kadın-erkek eşitliği’ konusunda ciddi soru işaretleri yaratır.
Ötesinde, Türkiye’de kadın-erkek eşitliği konusunda geriye gidildiği
konusundaki genelde bir endişe vardır ve bu endişe temelsiz de değildir.
AKP de dahil olmak üzere bazı siyasi partilerin kongreleri ve diğer
toplantılarında harem selamlık düzeni uygulanmaktadır. Kadınlar ile
erkekleri birbirinden kalın duvarlarla ayıran bu çağdışı uygulama düğün
salonlarında, plajlarda, yüzme havuzlarında, hatta bazı otellerde
giderek yaygınlaşmaktadır. Ötesinde, adeta kamu alanındaki türban
yasağına karşılık verilmek istenircesine, kimi öğretmen evlerinde de
harem selamlık uygulaması zorlanmaktadır.
Atatürk’ün açtığı yolda, toplumda eşit statü kazanan ve pek çok konuda
dünyaya da örnek olma konumuna gelen Türk kadınına, bu uygulamalarla
yeniden ikinci sınıf insan muamelesi yapılmaktadır. Buna da kimileri,
hiç utanmadan din kılıfı giydirmeye çalışmaktadır.
Kadın-erkek eşitliği günümüz dünyasında, AB’nin de ötesinde, çağdaş
uygarlığın en temel değerleri arasında ilk sıradadır. Türkiye için de
hiç bir koşulda vazgeçilmezdir. Kadını erkekten aşağı sayarak toplumsal
yaşamdan dışlamaya çalışmak, nafile bir insanlık ayıbıdır. Ne dini, ne
de başka hiçbir gerekçeyle açıklanamaz.
Atatürk’ün Türk kadını için açtığı eşitlik yolu, Türkiye’yi bu ayıptan
dünyadaki pek çok ülkeden çok daha önce kurtarmıştır. Şimdi bu yoldan
geri dönüldüğü izlenimi, görüntüde dahi olsa hiç bir koşulda
yaratılmamalıdır.
|