ATATÜRK'ÜN BİR ÇIKIŞMASI
Atatürk iş beklediği kimselerden birinin kusurunu ya da yanlış bir davranışını gördüğü zaman alaylı ve dokunaklı bir dille ele alır, söyler söyler, karşısındakini terletirdi. Böylece içini iyice döktükten sonra sorunu artık kapanmış saydığını dargınlığının geçtiğini anlatmak için sanki hiç bir şey olmamış gibi bir tavır takınır, karşısındakinden bir şarkı ya da bir şiir okumasını isterdi.
Bir akşam, nedense, kızmış bulundu Ahmet Cevat'a sofrada oldukça çıkışır, arkadan da bir barış girişi olmak üzere bir şiir okumasını söyler.
Ahmet Cevat, Ata'nın böylece uzattığı barışçıl eli itercesine Sadi'nin "Ne deveye binip gezerim, nede katır gibi yük altına girerim, ne buyrukları olan bir hükümdar, nede hükümdarın uşağıyım" anlamına gelen
Ne ber üştür be-süvarem
Ne çu ester zi'r-i barem
Ne hudavend-i raiyyet
Ne gulam-ı şehriyarem
dörtlüğünü okuyup vermez mi!
Bile bile mi, yoksa düşünülmeden mi yapıldığı pek belli olmayan bu yakışıksızlık üzerine herkes donup kalır. Şimdi Ahmet Cevat'ın başına yıldırımlar yağacağından kokulurken Atatürk büyük bir serinkanlılıkla Fazıl Nazmi'ye seslenir:
- Profesör! Ahmet Cevat'a sen karşılık ver, yoksa ben vereceğim!
Fazıl Nazmi, Ata'nın gösterdiği bu serin kanlılık altında yatan öfkeyi seziyor.
ve kendisine düşen ödevin önemini anlıyor. Birkaç saniye belleğini yokladıktan sonra o da "İnsanlar birbirine muhtaç olduktan kurtulamaz, boğaz bile bir yudum su için elin ve ağzın yardımına baş vurur." Şeklinde yeni dile çevrilen şu beyiti okur:
Reha kabil değildir gayre muhtaç olmadan adem
Gülüp himmetkeş-i dest-ü dehendir bir içim suda
Ata bu karşılığı yeter bulur, Fazıl Nazmi alkışlanır, olay da böylece tatlıya bağlanmış olur.