Ermeni sorunu konusundaki söyleşinin tam metni
5 Ocak, 2005 15:32:00
(TSİ)
Manşet programında Mehmet Ali Birand'ın
sorularını yanıtlayan Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Başkanı
Hikmet Özdemir, Türkiye kendi tarihi ile yüzleştiği gibi, konuyla
ilgili diğer ülkelerin de kendi tarihleri ile yüzleşmelerini
istediklerini söyleyerek, “kampanyamız bu açıdan oldukça sert mesajlar
ve belgelere donatıldı” dedi. Manşet programına Emekli Büyükelçi Yalım
Eralp ve Kaan Soyak da katıldı.
Programdaki söyleşinin tam metni:
Mehmet Ali Birand:Sevgili seyirciler
Manşet’e hoş geldiniz bugün Manşet’imizde son derece önemli, özel bir
konu var. Gündemi, önümüzdeki dönemdeki gündemi saptayacak olan bir
konu var tahmin ediyorum. Siz de biliyorsunuzdur 2005 yılı Ermenilerin
soykırımı iddialarına temel teşkil eden olayların 90. yıl dönümü.
Ermeniler büyük bir kampanyaya hazırlanıyorlar. Şimdi bizim de
kafamızda şu var. Ermenilerin bu kampanyasında acaba neler olacak,
acaba Türkiye hazırlıklı mı? Türkiye ne yapacak?
Bu konuları konuşacağız. Son derece önemli, Çünkü gerçekten de Türkiye
önümüzdeki bütün dönemde,10 yıl sonrasına kadar yani bu iddiaların
yüzüncü yıl dönümüne devam edecek dev bir kampanyayla karşı karşıya.
Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamış olan bir Türkiye’yi Ermeniler
mümkün olduğu kadar kenara sıkıştırmak ve soykırımı kabul ettirmek
istiyorlar.
Tabii bunda başarılı olamayacaklar. Onu isterseniz şimdiden
söyleyelim. Çünkü Türkiye ilk defa çok ciddi bir şekilde hazırlanıyor.
Siz de hazırlıklı olun. Çünkü önemli bir programla karşınızdayız.
Önemli konuklarım olacak.
Sevgili seyirciler bu yıl 2005 yılı Ermeni soykırımı iddialarının 90.
yıl dönümü. 10 yıl sonra yüzüncü yıl dönümü olacak. Bütün amaç,
özellikle Ermenistan’ın en büyük amacı, uluslararası kamuoyu önünde
"evet soykırımı olmuştur. Türkler bu soykırımı yapmıştır " dedirtmek.
Ondan sonra dönüp Türkiye’ye "bak bütün dünya bunu kabul etti sende
bunu kabul etmek zorundasın" dedirtmek ve Türkiye’ye kabul ettirmek.
Bu önemli konu önümüzdeki bir kaç hafta sonrasından itibaren
gündemimize girecek. Bütün yıl, 2005 boyunca bundan konuşacağız. 24
Nisan yaklaşıyor, 24 Nisan atladıktan sonra diğer yıllar var.
Arkasından önümüzdeki yıllar gelecek. Benimle beraber bugün Profesör
Hikmet Özdemir var Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Başkanı.
Hikmet Özdemir ilk defa burada yapacağı açıklamalarla bu kampanyayı
başlatmış oluyor. Yalım Eralp de yorumlarıyla katılacak. Kendi
deneyimleriyle Ermenilerin siyasi girişimlerinin, uluslararası çaptaki
siyasi girişimlerine nasıl yanıt verilmesi gerektiğinin üzerinde
duracak. Amerika’dan da bir konuğum var Kaan Soyak. Soyak, Türk-Ermeni
İş Geliştirme Konseyi Eş Başkanı. Ben önce Amerika’ya bağlanmak
istiyorum, Kaan Bey’e sormak istiyorum, Kaan Bey Ermeni Lobisi, Ermeni
Diasporası'nın son derece büyük bir kampanya hazırlığı içinde olduğunu
duyuyoruz, sizde bu işin çok içindesiniz yakın takip ediyorsunuz ne
gibi hazırlıklar var?
Kaan Soyak:Ermeni Diasporası Amerika’da
çok aktif bir kampanya içerisinde. Bu kampanyanın daha etkin
olabilmesi için Amerika ve Amerika üzerinden de Avrupa’nın bütün
kurumlarıyla, bütün siyasi yapılarıyla, bütün devlet yapılarıyla,
valilikleriyle ve bütün bildiğiniz kurumlarıyla şu anda çok detaylı
görüşmeler sürdürüyorlar. İki tane grup var diasporada. Yüzde 20’lik
bölüm aşırı milliyetçi Taşnak Partisi ve bağlantılı kişiler. Diğer
yüzde 80 ise diğer siyasi partilerle bağlantıları olmayan, genelde
kilise üyesi bağımsız ve demokratik bir Ermenistan olmasını
destekleyen kişiler.
Soykırımı konusu Taşnaklar’ın ekmek kapısı. Eğer bu konu ortadan
kalkarsa Taşnakların da en büyük gelir kaynağı da ortadan kalkmış
olacak. Dolayısıyla da tüm Ermenileri de birleştiren yegane unsur.
Amerika ve Avrupa'daki kampanyaların başını Taşnaklar çekiyor. Aslında
Diaspora Ermenilerinin arasında Türkiye’nin Avrupa’ya katılımına karşı
açık bir düşünce ve açık bir tutum yok. Ancak, Avrupa Birliği
içerisinde Türkiye’nin üyeliğini istemeyen ülkeler soykırım konusunu
bir kılıf yaparak Türkiye’ye karşı olduklarını bu şekilde
gösteriyorlar.
Mehmet Ali Birand:Özellikle bu yıl 90.
yıl diye ortaya çıktıklarından geçen yıllara oranla daha geniş bir
kampanya hazırlanıyor fakat bu gizli mi tutuluyor? Yani şimdiye kadar
bu temasların dışında da büyük bir şey gelmedi kamuoyuna hiç değilse?
Kaan Soyak:Tabi ki, çünkü hiçbir zaman
diaspora bir sonraki hamlesini göstermiyor. Hep basından okuyorsunuz
veya okuyoruz işte. Hollanda’da şöyle oldu, Fransa’da böyle oldu diye.
Amerika’nın şu eyaletinde böyle oldu gibi, Bir kere diaspora dediğimiz
yerel dili son derece iyi konuşan ve buralı insanlar. Dolayısıyla
buradaki yerleşik ilişkileri, çok derin ilişkileri var. Birde bu
soykırımı konusu burada artık yurt dışında yani Türkiye’nin dışında
evrensel olarak kabul edilmiş bir terim haline gelmiş, biz zaten maça
Türkiye olarak bir kaç sıfır yenik başlıyoruz ve bu sene 90.yıl. Bütün
Amerika’da ve Fransa ve Avrupa’da Ermenilerin çoğunluğunu 1915 yılında
akrabalarını kaybetmiş kişiler oluşturuyor Yıllarca okullarda, siyasi
yapılarda, her girdiğimiz yerde, kütüphanelerde, film dünyasında,
nereye girerseniz girin artık bu katlanarak büyümüş ve evrensel kabul
edilmiş bir hale geldi. Yani bugün Amerika’da averaj bir insana bu bir
kavram olarak maalesef kabul edilmiş ve çok konuşulan bir kavram
haline gelmiş.
Hatta Avrupa Birliği’ne yansıması da şöyle: Avrupa Birliği’nde zaman,
zaman biliyorsunuz Nazilerin, Yahudilere yaptığı soykırım gündeme
geliyor, konuşuluyor. Bu da tabi Avrupa Birliği’nin Nazilerin
konuşulduğu bir ortam da en iyi verilecek örnek Ermeni soykırımı
gösterildiğinden dolayı bu konun üzerine gidiliyor. Türkler bir yerde
barbar gösterilerek kamuoyu Türkiye’ye karşı da tutulabiliyor.
Mehmet Ali Birand:
Hikmet Özdemir, Kaan Soyak der ki maça bir kaç kol yiyerek çıkıyoruz
doğru mu?
Hikmet Özdemir: Sanmıyorum maç henüz
başlamadı ve başladığı zaman...
Mehmet Ali Birand:Ama bu son maç değil
mi? Bu son olarak görülüyor?
Hikmet Özdemir: Evet bu son maç bizim
bilimsel anlamdaki refleksimizde çok sert olacak. Ermenilerin bütün
çalışmalarını günü gününe izlemeye gayret ediyoruz. Bize ulaşan
bilgilere göre diğer yıllardan farklı olarak bu sene Ermeniler çok
sayıda Amerikan Üniversitesi’nde toplantılar yapmaya başladılar,
bunların bir kısmı yapıldı, bir kısmı önümüzdeki aylarda yapılacak
bunun dışında Amerikan Kongresi’nde konunun yeniden gündeme
getirilmesi söz konusu ama daha önemlisi, Ermenistan Dışişleri
Bakanlığı’nın açıklamasına göre Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na
konunun götürülmesi düşüncesi. Biz konunun Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu’na götürülmesinden son derece büyük bir memnuniyet duyuyoruz
çünkü bu sayede Türk Tarih Kurumu’nda 2001 Haziran ayından beri
yaptığımız çalışmalardan oluşturduğumuz dosyaları bizde Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu’na götürme şansına sahip olacağız. Esasen bizim
Türk Tarih Kurumu olarak düşüncemiz çok somut bir şekilde Birleşmiş
Milletler gözetimi altında uzman bilim adamlarından -ki bu bilim
adamlarının arasına Türk bilim adamlarının, Türk Tarih Kurumu’ndan ve
Ermenistan’da bilim adamlarının katılmalarını arzu ediyoruz- uzman bir
kurulun, komisyonun Birleşmiş Milletler gözetimi altında konuyu masaya
yatırması. Aynı şeyi Avrupa Konseyi’ne de öneriyoruz.
Mehmet Ali Birand:Şimdi burada bir
kampanya söz konusu anladığım kadarıyla, 2001’den bu yana siz bir
hazırlık yapıyorsunuz?
Hikmet Özdemir: Evet. Benim de
aralarında yer aldığım bir grup öğretim üyesi Türk Tarih Kurumu’nda
görevlendirildi. Biz 2001 Haziran itibariyle tam zamanlı çalışmaya
başladık. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Rusya, Fransa
arşivlerine gidildi ve oradaki dosyalar, didik, didik edilerek bu
Ermeni meselesiyle ilgili Birinci Dünya Savaşıyla ilgili ne var ne yok
bunların tamamını getirdik. Tabi bu bir mecburiyetle görevlendirilmesi
söz konusu değildi, gönüllülük esası halen devam etmektedir. Gönüllü
olarak bu çalışmaları biz sürdürmekteyiz.
Mehmet Ali Birand:Ve şimdi belirli bir
noktaya geldiniz. Ben Yalım Eralp’e bir şey sormak istiyorum.
Ermeniler genel kurula götürecekler, genel kurulda özel bir Ermeni
soykırımı altında bir seans olacak , herkes çıkıp görüşlerini
açıklayacak peki kongrede en önemlisi o kongrede tekrar girişimde
bulunacaklar. Hangisi daha önemli?
Yalım Eralp: Kaan Bey’in dediği gibi
maça bir kaç gol yemiş vaziyette başlıyoruz. Bizim akademik
çalışmalarımız, çok derin olabilir bundan dünyanın haberi yok.
Dünyanın haberi neden var? Ermeni soykırımının yapıldığından. Şimdi
bütün dünya buna inanıyor. Biz beğenelim, beğenmeyelim.Türkiye öyle
bir şey yapmalı ki, öyle bir atak yapmalı ki şah demeli. Bu nasıl
olur? Şimdi diyorlar ki Birleşmiş Milletler'e götüreceğiz. Benim
tahminim 24 Nisan’da Genel Kurul soykırımı anmak üzere özel bir
oturuma davet edebilir. Şimdi işte burada Sayın Özdemir’in söylediği
şey Türkiye bu soykırım iddialarını araştırmak üzere derhal bir karar
tasarısı sunmalı. Uluslararası bir komisyon -nasıl bir komisyon bir
Türk Tarihçi, bir Ermeni Tarihçi, Türkiye’nin önereceği yabancı bir
tarihçi, Ermenilerin önereceği bir yabancı tarihçi, üç tane uzman-
şimdi bunlar otururlar buraya. Türkiye, önemli gördüğü belgeyi verir.
Ermeniler verir. Komisyon Bu belgeleri inceleyip bir zabıt çıkarır ve
o zabıt ile hem Ermenistan, hem Türkiye yaşar. Şimdi yapılan bu
çalışmalar son derece iyi. Ama şunu kabul edelim bu çalışmalar daha
çok 1980’den sonra yavaş yavaş başladı. Hangisi daha önemli Birleşmiş
Milletlerde? Karar daha önemli.
Mehmet Ali Birand:Şimdi Hikmet Özdemir
ne hazırlıyorsunuz bize onu anlatın?
Hikmet Özdemir: Şimdi bizim
başlangıçta, 2001 Haziran ayında önümüze koyduğumuz hedef şuydu. Her
şeyi bir kenara bırakalım. Bugüne kadar bizim Türk bilim adamlarının
yazdığı şeyleri de bir kenara bırakıyoruz. Bu olay nasıl olmuştur biz
bunu anlayalım dedik. Ve yola öyle çıktık. Bütün ön yargılarımızı
kafamızdan bir kenara bırakarak insanlık onuruyla, kişisel namusumuzla
ve tabi ulusumuza, ülkemize, bu topraklara duyduğumuz saygıyla yola
çıktık.
Şunu esas aldık. Tümüyle kendi onurumuzla, kendi aklımızla ama
uluslararası sosyal bilimlerin ölçütleriyle bir araştırma yapalım
dedik. Olayı anlamamız gerekiyordu. Osmanlı coğrafyasında tehcir
olayının cereyan ettiği ve bu Türk, Ermeni anlaşmazlığının, "mukatelenin"
yani karşılıklı çatışmaların cereyan ettiği bölgeleri tek, tek
saptadık Bu bölgelerle ilgili Fransız arşivlerinde neler söyleniyor?
İngiliz arşivlerinde neler söyleniyor? Rus arşivlerinde ne söyleniyor?
Ermeni akademisyenlerimizin, Ermeni meslektaşlarımızın bu konuda
görüşleri nedir? Bizden önceki tarihçiler bizden önce bu konuda neler
yazmışlar? Hepsini yan yana koyduk. İddiaları yazdık. Buna karşılık o
konuyla ilgili o somut delil niteliğinde olan anlatımları veya
belgeleri saptadık. Vardığımız sonuç şu, bir kere hiçbir şekilde bizim
ulusumuzun, bizim ülkemizin yüzünü yere getirecek soykırım diye
nitelendirebilecek örgütlü, kapsamlı, sistemli bir hükümet faaliyeti
sözkonusu değil. Bunun için biz bütün gücümüzle, elimizdeki
belgelerle, gerek iç kamuoyunu, gerek dış kamuoyunu bu konuda
aydınlatma yükümlüyüz. Bu nedenle çok net konuşuyorum, kesin
konuşuyorum. Şu önümüzdeki aylarda yani ilkbahara kadar olan dönemde,
Türkiye'de çok iyi tarih bölümleri var. Biz, bütün bu belgelerimizi,
bulgularımızı o bölümlerin yapacağı toplantılarda, Türk bilim
adamlarının tartışmasına açacağız. Savaşta Ermeni kayıpları ne
kadardır? İddia edildiği gibi birbuçuk milyon mudur? Daha mı azdır?
Yoksa daha farklı bir rakam mıdır? Bunun ilgili olarak biz dünyada ve
Türkiye ilk defa 1914 ve 1918 yılları arasında savaş başlarken ve
savaşın sonunda Ermeni nüfusunu saptadık. Daha başka çalışmalar da
yapıyoruz. Aynı dönemlerde burada şunu söylemek istiyorum. Yani bugüne
kadar Türkiye’nin çeşitli platformlarda bu yapılan bu araştırmaları,
anlatmakta, tanıtmakta güçlükleri olmuş olabilir. Bu bizi hiçbir
şekilde yıldırmıyor. Bakınız Ermeni diasporası ve Ermeni örgütleri o
zamanki Osmanlı Hükümetlerine karşı bütün ellerindeki dosyalarla
Paris’e gittiler 1918 yılında Sevr’de bu masaya konuldu.
Mehmet Ali Birand:İlk iddialar o zaman
mı başladı?
Hikmet Özdemir: Hayır ilk iddialar
savaşın başlamasıyla beraber başlamıştı. Savaşın başlamasıyla beraber
savaşan taraflardan İngiltere, Fransa ve Rusya çok bilinçli bir
şekilde Osmanlı İmparatorluğu’na ve onun müttefiki durumunda olan
Almanya, Avusturya’ya karşı bir propaganda ve karartma kampanyası
uygulamışlardır. O karartma kampanyası bugün dönemin tarihi üzerinde,
belgeleri üzerinde halen devam etmektedir. Biz bu yaptığımız
araştırmalarla o karartma kampanyasındaki perdeyi kaldırıyoruz.
Diyoruz ki "Buyrun gelin biz Türk Tarih Kurumu olarak Türk Tarihçileri
olarak bu olaylarla ilgili hiçbir milimetrekareyi karanlıkta
bırakmayacağız" Her türlü iddianızı getirin, söyleyin, belgelerinizi
ortaya koyun. Nitekim biz bu çerçevede Viyana üniversitesinden bir
ortak kurul bize "Ermenistan Bilimler Akademisi’nden tarihçilerle bu
konuyu tartışır mısınız?" dediği zaman biz bundan büyük memnuniyet
duyduk. "Oraya geliyoruz" dedik. Nitekim 16 Temmuz günü Prof.
Hallaçoğlu ile ben Viyana’ya gitmiştim. Bizim tarafımızdan hazırlanan
100 adet belgeyi ve dosyaları onlara verdik. Ermenistan tarafı da
belgelerini verdi. Biz o belgeleri aldık üzerinde çalıştık. Tercüme
ettirdik. Çünkü belgeler almanca. Şimdi biz o belgeleri oraya verirken
bir çalışma yaptık. Ankara’da bu belgeleri nereden toplayacaktık?
Nereden bulacaktık? Hiç açıklanmayan bir takım Osmanlı arşivindeki
belgeleri onların arasına koyduk. İngiltere’den getirdiğimiz, İngiliz
arşivindeki belgeleri koyduk. Amerika Birleşik Devletleri'nden bazı
belgeleri koyduk. Fransa’ya ait bazı belgeleri koyduk. Bir de
Genelkurmay Başkanlığı'nın izniyle askeri arşivimizde hiç
kullanılmamış, bugüne kadar gün ışığına çıkmamış 35 adet belgeyi
koyduk. Ve dedik ki "Bizim dosyamız budur"
Şimdi Fransa meselesi üzerinde bir iki şey söylemek istiyorum. Tarih
ile yüzleşme konusu. Fransız Dışişleri Bakanı gündeme getirdi bunu.
Şimdi biz tarihimizle yüzleşme, tarihimizde ne olup ne bittiğini
anlama kararını daha önceden almıştık. Ama bu kararı o zaman çıkıp
açıklayamazdık. O zaman bize "Ne yaptınız" derlerdi. Ama şimdi
kamuoyunun önüne çıkıyoruz diyoruz ki "Biz bu çalışmayı yaptık.
Arkasından araştırmalarımız yayınlanacak" Bir tanesini yayınladık
bile.
Şimdi Fransa ile ilgili olarak özellikle söylüyorum. Biz Fransız
Dışişleri Bakanlığı’ndaki Ermenilerle ilgili dosyaları önümüzdeki 2 ay
içerisinde yayınlayacağız. Dört cilt halinde yayınlayacağız. Büyük
olasılıklı dört cilt olarak yayınladığımız Fransızlara ait Ermenilerle
ilgili belgelerin -ki o belgeler Fransızların Ermenileri Osmanlı
yönetimine karşı ayaklanmaya sevk ettiğinin kanıtlarıdır- birer
örneğini de alıp herhalde Fransa Dışişleri Bakanı’nı ziyaret etmemiz
gerekecek.
Avrupa Parlamentosu’nun kararında işte bazı ifadeler var. Bir Türk
tarihçisiyle görüşüldüğü söyleniyor. Şimdi burada şunu özellikle
belirtmek istiyorum Türkiye veya Türkiye dışında bazı meslektaşlarımız
maalesef biraz erken davranıp masanın karşı tarafında kendilerine bir
yer aramaya başlamışlar. Bilmem anlatabiliyor muyum? Şimdi sözü edilen
Avrupa Parlamentosu kararında ya da yetkili Avrupa Konseyi adına
konuşan kişinin belirttiği hususlar bir Türk tarihçisinin yaptığı
çalışmalar falan, filan hayır yani Türk Tarih Kurumu bu konuda hem
görevli. Hem de Türkiye’nin diğer kuruluşlarıyla birlikte, onların
arşivlerini de dikkatli bir şekilde inceleyerek Türkiye adına söz
söyleyebilecek durumda. Bunu önümüzdeki günlerde göstereceğiz.
Mehmet Ali Birand:Siz bu çalışmaları
Avrupa üniversitelerine, Türk üniversitelerine her yere dağıtacaksınız
değil mi?
Hikmet Özdemir: Biz bunları her yere
göndereceğiz. Konuyu her platformda savunabilecek durumdayız. Bütün bu
belgeler zaten bizim lehimize olmasaydı bu şekilde ortaya çıkıp da
konuşamazdık. Ama diyeceksiniz ki "Bu bir savaştır. Bu savaşın bütün
taraflarının oturup değerlendirme yapması gerekir. Savaş yılları
öylesine incelenmiyor. Örneğin savaş sırasında salgın hastalıkların
durumu neydi? Ne kadar insan bu yüzden öldü? Bu araştırıldı. Şubat
ayında onu da hem kamuoyuna hem de gerekli bütün yerlere ileteceğiz.
Çanakkale Savaşları'nda silahlı çatışmalarda ölen asker sayımız 57
bin, salgın hastalıktan ölen şehit sayımız ise 52 bin. Sadece
Kafkasya'da 120 bin asker salgın hastalıklardan öldü. O dönemin
meteorolojik tahminleri dahi araştırıyoruz. Şimdiye kadar Türkiye de
başka çalışmalar da yaptı. Ama çalışmalarda kurumsal bir süreklilik
yoktu. 2001 Haziran'ından beri güçlükleri aşabilecek noktaya geldik.
Biz bu konuyla ilgili her iddiayı titiz bir şekilde inceliyoruz.
1918'den sonra ermeniler tarafından iki tane başbakan öldürüldü. Sait
Halim Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa öldürüldü. 1974'den sonra 36
diplomatımız, dışişleri görevlimiz -içlerinden biri de askeri
ateşedir- öldürüldü. Hepsini masaya yatırdık. Örneğin, 1921 yılında
Talat Paşa'yı öldüren, katleden Tehleryan adlı bir ermenidir. Bu
ermeni Tehleryan'ın davası Berlin'de görüldü ve bu şahıs beraat
ettirildi. Ermeni cinayetlerile ilgili ilk dava budur.. Biz bu
davaları da inceleme altına aldık. Talat Paşa davasında çok önemli bir
delil bulduk. O dönemde dikkate alınmayan yepyeni bir delil bu. Konuyu
hukukçularla inceledikten sonra 21 Mart günü Alman Adalet Bakanlığı'na
başvurarak o davanın yeniden görülmesini isteyeceğiz. Talat Paşa da
Tehleryan da öldü. Ama bir ön yargı var. Ermenilerin uluslararası
kamuoyunu aldatmak için kullandığı bazı sahte belgeler var. O sahte
belgelerden ilki Tehleryan Davası'nda kullanıldı. Daha sonra Talat
Paşa'ya atfedilen bazı telgrafların sahte olduğunu ortayı çıkardılar.
Bunların hepsini topyekün inceliyoruz.
Mehmet Ali Birand:Siz herkes tarihiyle
yüzleşsin kampanyasını mı açıyorsunuz?
Hikmet Özdemir: Biz diğer ülkelere de
kendi tarihleriyle yüzleşmeleri için yardımcı olacağız. Fransa'ya da
ABD'ye de yardımcı olacağız.
Mehmet Ali Birand:Bütün bunların
arkasında ne var?
Hikmet Özdemir: Türk-Ermeni ihtilafı
1860'larda başlamıştır. Birinci dünya savaşı'nda iş değişti. Artık
yeniden paylaşım sözkonusudur. Türkiye çok acımasız bir şekilde bir
savaş propogandasına hedef olmuştur. Aynı savaş propogandasına Almanya
Belçika'yı işgal ettiği zaman hedef olmuştur. Türkiye hiçbir yeri
işgal etmedi. Kendisi işgal edildi. Bütün bunlar birinci Dünya
Savaşı'yla ilgili hesaplardır. Bu hesaplar sonucu Mondros
Mütarekesi'ni imzaladık. Ardından İstanbul işgal altındaydı. Mustafa
Kemal Atatürk Anadolu'da bir milli mücadele hareketi başattı. Ve
bugünkü sınırlara geldik. Eğer ermeniler Paris'te yaptıkları baskıyı
-ki orada onlara Trabzon'dan İskenderun'a kadar bir ermenistan çıktı-
Lozan'da yapabilselerdi hiçbr şey bizim açımızdan böyle olmayacaktı.
Önümüzdeki dönemde yayınlamayı düşündüğümüz bir belge de 1918-1919
yıllarında Taşnak Partisi'nin kurucularından, 1918-1919 yıllarında
Ermenistan Cumhuriyeti'nde başbakanlık yapan bir politik şahsiyetin
1923 yılında Taşnak Partisi Kongresi'ne sunduğu raporu yayınlayacağız.
Ermenice, Rusca karşılaştırmalı olarak hazırlıyoruz. Kendisi diyor ki,
"Osmanlı'da savaş başlamadan silahlı hareketlere başlamamız hiç doğru
olmadı" diyor. Herkesin öğreneceği çok şey var. Daha yeni başlıyoruz.
Unutulmasın ki her kuşağın refleksi farklı olur. Bizim kuşağımızın
bilimsel refleksi beklenildiği ölçüde sert olacaktır.
Savaşın bazı aşmalarında bizim açımızdan daha savaşın birinci yılı
başladığında Van'da Zeytun'da ermeni ayaklanması olmuştur. Osmanlı
hükümeti ve o zamanki yetkililer özellikle müslüman nüfusla ermeni
nüfusun karşıkarşıya gelmemesi için ayırmışlardır. Karşılıklı teması
önleme çabasına girmişlerdir.
Mehmet Ali Birand:Bu karşılıklı katliam
mıydı?
Hikmet Özdemir: Bunun mucidi ben
değilim. Ziya Gökalp mahkemede yargılanırken mukatele tabirini
kullanmış. Yani diyor ki, "Onlar bize vurdu. Biz de onlara vurduk" Biz
bu ifadenin doğru olduğunu düşünüyoruz. Biz bunları her yere
göndereceğiz. Her platformda savunabilecek durumdayız. Bütün bu
belgeler bizim lehimize olmasaydı bu şekilde ortaya çıkıp
konuşamazdık. Bunu büyük bir huzur içinde söylüyorum. Bu bir savaştır.
Savaşın tüm tarafları oturup değerlendirme yapmak zorundadır. Birinci
Dünya Savaşı'nda şu veya bu şekilde 25 milyon insan öldü. Sadece bizim
askerlerimizin hastane kayıtlarına giren, hastalıktan kayıp 400 bin
kişidir.
Mehmet Ali Birand:Sınırın açılması
fikrine nasıl bakıyorsunuz?
Hikmet Özdemir: Sınırın açılması iyi
bir düşünce. Türkiye'nin hiçbir komşusuyla böyle bir sorunu olmamalı.
Ancak sınır açılsın diyenler birşeyi ihmal ediyorlar. Ermenilerin
anayasasında ve devlet belgelerinde Batı Ermenistan diye Türkiye
Cumhuriyetlerinin bir takım vilayetleriyle ilgili bir hak iddiası
sözkonusudur. Dolasıyla Ermenistan bir adım atmalı, anayasasındaki bir
takım şeyleri değiştirmeli. Herşey bizden beklenmemeli. Bu bizim
hiçbir zaman hoşgöreceğimiz bir şey değil.