Atatürk farkı
Engin CİVANOĞLU
10 Kasım 1999-Milliyet
Kürsüde Yunanistan Dışişleri Bakanı...
Salondaki diğer dışişleri bakanlarının ilgili bakışlarının odak noktası olarak konuşuyor:
"Türkiye, barış için çalışma tutkusunun içtenliğini ve kanıtlarını vermiştir.
O yüzdendir ki, birbirine yakınlaşmış milletler arasındaki yerini alma onuru davetini ve insanoğluna daha iyi bir gelecek hazırlama şerefini hak etmiş bulunuyor.
Türkiye ve Yunan halkları arasında yıllar boyu süregelen düşmanlığı giderme arzusu ve bu düşmanlığa bulutlarla gölgelenmemiş bir dostlukla yer değiştirtebilme sağduyusu, Türkiye'yi Avrupa ve dünya için özel bir konuma getirmiştir.
Bundan birkaç yıl önce, birisi çıkıp da 'Türkiye ile Yunanistan'ın bir gün ellerini böylesine birleştireceklerini, ortak bir amaca doğru yürüyeceklerini' öngörse, büyük bir olasılıkla çok şüpheci bir gülümsemeyle karşılaşırdı.
Peygamberlere özgü bir ateşle yaşayan hayalperest olarak görülürdü.
Yunan Delegasyonu, Türkiye'yi özel bir memnuniyetle karşılamaktadır.
Kısa sürede aramızda Türkiye Dışişleri Bakanı'nı da görmek büyük mutluluktur."
Tarihten bir sayfa
Yukarıdaki satırlarda yer alan söylem gerçektir.
Ama...
Keşke sanıldığı ve umulduğu gibi Yunan Dışişleri Bakanı tarafından Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğe kabulu için söylenmiş olabilseydi.
1932 yılında Yunanistan Dışişleri Bakanı Michalakopoulos tarafından, Türkiye'nin Milletler Cemiyeti üyeliğine kabulü bağlamında yapılmış bir konuşmadır.
Öyküsü şöyle...
BM'nin "ilk kimliği" diyebileceğimiz Milletler Cemiyeti'ne Türkiye'nin üyeliği söz konusu olduğunda, Ankara'ya "başvuruda bulunması" mesajı gelmişti.
Genç Türkiye'nin lideri Atatürk, bunu uygun görmedi.
"Türkiye'yi onlar davet etsinler" yanıtını verdi.
Bunun üzerine...
Almanya, İngiltere, İtalya, İsviçre, Avustralya, Yunanistan ve İspanya tarafından, Genel Kurul'a Türkiye'nin üyeliği önerildi.
Ve görüşmelerde...
Öneri sahibi ülkelerden birini temsil eden Yunanistan Dışişleri Bakanı Michalakopoulos, önerinin savunmasını yapmıştı.
Türkiye, o gün üye devletlerin oybirliğiyle ve alkışlarla üyeliğe kabul edilmişti. (1)
Coğrafya aynı coğrafya...
Türkiye, kağnı döneminden, Sanayi Devrimi'ne ve bilgi çağına doğru mesafeler almış.
Ama...
Davet edilmek bir yana, bugün ne yazık ki AB'ye girmek için Türkiye, henüz eşiktedir.
Salonun, bekleme odasına dahi kabul edilmiş değildir.
İki Türkiye imajı arasındaki farkın izahı, şu cümle olabilir:
"1932'de Türkiye'yi Atatürk yönetiyordu."
Birkaç çizgi
Atatürk'ü ölüm günü ve ölüm yıldönümlerinde öven satırlar çok.
Gene aynı tarihlerde, Atatürk, daha sonraları İkinci Dünya Savaşı'nın en büyük komutanı olan General Mac Arthur ile konuşur.
Bakınız öngörüleri nasıl doğru çıkmış...
"Bence dün olduğu gibi, yarın da Avrupa'nın mukadderatı Almanya'nın alacağı vaziyete bağlı bulunacaktır. Fevkalade dinamik bu 70 milyonluk çalışkan ve disiplinli millet, üstelik milli ihtiraslarını kamçılayabilecek siyasi bir cereyana kendisini kaptır dı mı.... İngiltere ve Rusya dışında, Almanya, bütün Avrupa'yı işgal edebilecek bir orduya kısa zamanda sahip olacak savaş 1940 - 46 yılları arasında başlayacaktır.
Kuvvetli bir ordu yaratmak için Fransa artık gereken özellikleri kaybetmiştir.
İtalya'nın bugünkü şefi Mussolini, ne yazık ki Sezar rolünü oynama kalesinden kendisini kurtaramayacaktır.
Amerika, geçen savaşta olduğu gibi, bu kez de tarafsız kalamaz.
Almanya, ancak ABD müdahalesi ile mağlup edilebilir.
ABD ve Avrupa, Çin'e gereken önemi vermezse, Japonlar'ın yenilgisi komünistlerin Çin'deki zaferi olabilir." (2)
Atatürk, 10 yıl sonrasını bu kadar netlikte görebilen bir devdi.
Burnunun ucunu göremeyenlerin Atatürk'ü ve Atatürk nesillerini anlamaları çok zor.
..............
(1)Atatürk ve Milletler Cemiyeti, Milliyet, 10 Kasım 1971
(2)Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri III, (1918 - 1937)