Yüzyılı neden sadece "O" aştı?..
Yalçın DOĞAN
10 Kasım 1999-Milliyet
Yaşamının son yılları... O tarihte, Avrupa'da esen havaya uygun olarak, faşist modelin bir benzerini, Atatürk'ün önüne getiriyor Recep Peker.
Toplumun ve siyasetin bu modele göre yapılanması öneriliyor. Atatürk'ün tepkisi çok şiddetli:
"Görülüyor ki, varmak istediğimiz hedef, henüz en yakın arkadaşlarımız tarafından bile, zerre kadar anlaşılmış değildir. Biz öyle bir rejim istiyoruz ki, hakimiyeti milliye hiçbir biçimde zedelenmesin."
Önce Kurtuluş Savaşı, sonra Cumhuriyet. Ardından, çağdaş uygarlık düzeyi hedefi.
Halkçılık - demokrasi
Kurtuluştan kuruluşa ve sonrasına uzanan her aşamada, ulusal egemenlik hep göz önünde.
Buna rağmen, "Mustafa Kemal'in demokrasiye inancı" çok tartışılıyor. Bu tezi desteklemek üzere, CHP'nin altı okunda demokrasinin vurgulanmayışı kanıt olarak gösteriliyor. Bunu bilen Atatürk halkçılığı açıklıyor:
"Halkçılık prensibine göre, irade ve hakimiyet milletin umumuna aittir ve olmalıdır. Demokrasi prensibi, hakimiyeti milliye şekline inkılap etmiştir."
Yani, ortak kavram, ulusal egemenlik. Halkçılık ve demokrasi, ulusal egemenliğin ilkesi ve yönetim biçimi.
Varsa, yoksa demokrasi
Mustafa Kemal'in demokrasiyi hedeflediğine ilişkin sayısız örnek var. 13 Eylül 1920'de Meclis'e sunduğu önergesinden:
"TBMM hükümeti, hayat ve bağımsızlığını kurtarmayı tek ülkü bildiği halkı, emperyalizm ve kapitalizm zulmünden kurtararak, yönetimin ve egemenliğin gerçek sahibi kılmakla, amacına varacağı inancındadır."
Cumhuriyet'ten sonra demokrasinin kökleşmesi için attığı adımlar, o dönem Avrupa'sının hayli ilerisinde. Seçmen yaşının 18'e indirilmesi, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması, o tarihte Batı'nın gündeminde bile yok!..
Avrupa faşizm ve nazizmle meşgul. Türkiye ise, Atatürk önderliğinde demokrasiyi yerleştirmek amacıyla, kurumlarını oluşturuyor. Demokrasi... Yola çıkarken inandığı ilkeyi, ömrü boyunca nakış gibi işliyor. Bu nedenle, demokrasi O'nu gelecek bin yıla taşıyor.