ATATÜRK MAKALELERİ

 

Atatürk... İçimizden biri

Yavuz DONAT
10 Kasım 1997-Milliyet

KÖYLÜNÜN biri Atatürk'e sövmüş.
1924 Anayasası'na göre, dava açılabilmesi "Cumhurbaşkanı'nın iznine bağlı."
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, elinde dosya, Çankaya'ya çıkmış:
- Efendim durum böyle, böyle. Savcılık dava için, izninizi istiyor.
Atatürk sormuş:
- İyi de köylü bana neden sövmüş?
Köylü, üç kuruş verip "bir paket Köylü sigarası" almış.
Pakette sadece "tütün" var.
Köylü bu tütünü "gazete kağıdına sararak" sigara haline getirmiş.
Çakmağı yakınca kağıdı alev almış.
Köylünün dudağı yanmış.
Köylü de o acıyla başlamış söylenmeye:
- O köşkünde hazır sigara içiyor... Ben ise parasını verip aldığım köylü sigarasının içinde "sigara kağıdı" bulamıyorum.......
(O dönemde, tütünün yanına, bir de ince kağıt konuluyor. Tütünü alan, sigarasını sarsın diye.)
Atatürk "dava için izin vermiyorum" demiş.
Ve "gerekçesini" anlatmış:
- Trablusgrap harbinde ben de bulduğum tütünü gazete kağıdına sararak içmiştim, bıyıklarım yanmıştı. Acımdan, hiç sigara içmeyen devrin padişahı Sultan Reşat'a küfretmiştim. Köylü haklı. Onu mahkemeye vereceğinize, aldığı paketin içinde sigara kağıdı bulunmasını temin edin. Ayrıca bu köylüden özür dilensin ve kendisine bir koli sigara gönderilsin.
* * *
YUKARIDA yazdıklarımız Cemal Kutay'ın "Atatürk Bugün Yaşasaydı" kitabından. (Cem Ofset yayını.)
Kutay'ın kitabına devam ediyoruz...
Atatürk bir sabah Florya'dan, Dolmabahçe Sarayı'na gidiyor.
Yeşilköy istasyonunun önünden geçerken otomobili durduruyor ve başyavere dönüyor:
- Sor, tren var mı?
Ve o sırada hareket etmek üzere olan trene biniyor... Tabii yanındakiler de.
Biraz sonra her şeyden habersiz olan "görevli" geliyor, bilet kontrolüne başlıyor.
Ama Atatürk'ü görünce birden çekiliyor.
Atatürk:
- Görevini yap. Bu efendilere neden biletlerini sormuyorsun?
Ata'nın yanındakiler atılıyorlar:
- Paşam, biz bilet almayız.
- Niçin?
- Milletvekiliyiz.
Atatürk:
- Bu ayrıcalığı hiç beğenmedim. Çok ayıp ve acayip bir usul. Çok güzel halkçılık (!)
* * *
YİNE Cemal Kutay'dan...
Korkunç bir kış günü.
Her yer kar altında.
Atatürk sıcak Köşk'te oturamıyor.
"Halkım ne durumda" diyor.
Ve görmek için çıkıyor.
İstikamet Kırşehir...
Hava öylesine kötü ki, Ata'nın arabası bile zaman zaman kara saplanıyor.
Atatürk dahil, içindekiler, inerek itiyorlar.
Bu sırada karların içinde telaşla koşuşturan bir köylü...
Atatürk köylüyü çağırtıp, soruyor:
- Bu havada dağ başında ne arıyorsun?
- İneğim kayboldu Paşam.
- İyi de seni kurtlar yer.
- İneğimi yedilerse bırak beni de yesinler.
- İneğin kaç lira değerinde?
- Elli, altmış kağıt.
Atatürk, yaverine dönüyor:
- Bu vatamdaşa yüz lira verin. Ayrıca otomobile alın.
Köylünün tepkisi:
- Paşam, sana rastlamak benim şansımdır. Ama yine de ineğimi ararım. Verdiğin yüz lira ile iki inek daha alırım. Benimkini de bulursam eder üç. Üç inek sahibi olmak benim hayalimdi.
Atatürk yola devam ederken, yanındaki İçişleri Bakanı'na dönüyor:
- Donma pahasına üç ineği hayal edinmiş bir milletin otomobil içindeki İçişleri Bakanı... Merhaba... Keyfiniz nasıl?
* * *
CUMHURİYET'in onikinci yılında Atatürk için çeşitli pankartlar hazırlanır.
Değişik, değişik sloganlar.
"Atatürk bu milletin en yücesidir" gibi...
Ata dövizlere bakar.
Hiçbirini beğenmez.
Ve kağıdı, kalemi alıp, şunları yazar:
- Atatürk, bizden biridir.
* * *
ATATÜRK... İçimizden biri.
Bir gün Diyarbakır'da, bir gün Mersin'de.
Halkıyla gülen, halkıyla ağlayan bir lider.
Ve "para vermeden trene binilmesine" tepki gösteren bir Cumhurbaşkanı.
Atatürk'ü "Atatürk içimizden biridir"den daha güzel anlatacak bir söz bulunamaz herhalde.
Atatürk "içimizden biri."
"Ufku olan"
biri.
Ve "ayrıcalık" istemeyen biri.

 

| Önceki Sayfa |