10 Kasım
Ali SİRMEN
10 Kasım 1997-Milliyet
DOĞUM günlerinizin hep ulusal yasa rastlaması sizde nasıl bir duygu uyandırır, düşündünüz mü bilmem. Ben bu olayı her yıl 10 kasımlarda yaşamış olduğumdan nasıl bir duygu uyandırdığını bilirim.
Çok şükür bir süredir "10 Kasım"lar ulusal yasa dönüştürülmüyor, gazeteler siyah başlıklarla çıkmıyor ve içkiyi siroz olacak kadar sevmiş olan birinin yasında içki yasağı getirilmiyor.
Gösterişli yasları, törenleri oldum olası sevmemişimdir.
İşin ilginç yanı bir süredir, belki de, yitirdiğimizin bize, bizimle birlikte, kazandırdığının önemini, elden kaçırma tehlikesini yaşayarak gördüğümüz, son iki yıldır, iki önemli gün daha anlamlı bir şekilde idrak ediliyor.
10 kasımlarda, artık Atatürk'e ağıt yakmaktan çok, Anadolu Cumhuriyet Devrimi'nin anlamını daha iyi kavramaya yönelik, yayınlar ve çalışmalar yapılıyor. Cumhuriyet'in simgesi olan kişi Anıtkabir'de, resmi törenlerin yanı sıra, her yaştan yurttaşın sevgiyle ziyaretiyle anılıyor.
Bu simgesel ziyaretler, kimi ahmakların sandığının aksine, totaliter rejimlerde görünen, kişiye tapınma değil, bir ulusun hep birlikte el ele vererek, gerçekleştirdiği büyük dönüşümün önderinde, bütün bir geçmişe ve yaratılan esere sahip çıkma eylemidir.
10 Kasım anmalarıyla, 29 Ekim kutlamalarının bir kısım insanları rahatsız ettiğini görüyoruz.
Demokrasilerde bu doğaldır. Türkiye'de Cumhuriyet ve laiklik düşmanları vardır.
Demokrasilerde hiç kimse, cumhuriyeti ve laikliği sevmek zorunda değil. Eylemleri şiddete veya şiddete ya da kin ve düşmanlık duygularına çağrı şekline dönüşmediği sürece, onların görüşlerini beğenmesek de, özgürlüklerine saygı göstermek zorundayız.
Sonra unutmayalım ki, düşüncelerini açıkça ortaya koyanlar, kendilerini Cumhuriyet yandaşı, Atatürk hayranı etiketi altında sunan tutuculardan daha az tehlikelidirler.
10 Kasım anmaları ve özellikle cumhuriyet bayramı kutlamalarına karşı çıkan bir başka grup da, kimileri patalojik bozuklukları, babaları dolayısıyla daha ziyade papalojik olan, kimi, içeriğini tam olarak bilmediği, bir idelojide kılıç salladıktan sonra, oraya girdiği hızla hemen karşı tarafa geçip, orada el etek öperek saf tutmaya çalışanlar ile yarım bilgisiyle allame olduğunu sanan numaracı cumhuriyetçilerdir.
Yüz binlerce kişinin, resmi törenler dışında, kendiliklerinden Anıtkabir'e aktığı, yine yüz binlerin asıl anlamı, Cumhuriyet'e ve ilkelerine sahip çıkmayı ortaya sermek olan Kızılay şenliğine koştuğunu bir türlü görüp kabul etmeyen biri de, son cumhuriyet bayramı kutmalarının sönük geçtiğini söylüyor ve aklınca bu kutmalarla gırgırını geçiyordu.
Ona göre, milliyetçilik üzerine bina edilen kutlamalar birkaç kuşaktan sonra, önemini yitirirmiş. Çünkü ilk oluştuğunda birleştirici olan ve genellikle dışta kalan veya bırakılan yabancılara karşı duygular bir süre sonra tavsarmış.
Belli ki, bunu yazan genel geçer ve modası geçmiş tutucu milliyetçilik kavramının ötesini öğrenmemiş, Kemalist ulusçuluğu ne merak etmiş, ne de araştırmış.
Eğer yalnızca Prof. Dr. Bülent Tanör'ün Kuruluş ve Kurtuluş Üzeri'ne 10 Konferans adlı iki küçük kitabını okumuş olsaydı, bu yanlışlara düşmezdi.
Çünkü orada anlatıldığı gibi, Kemalist ulusçuluk ırkçı değildir, kimseyi dışlamaz ve yabancı düşmanlığı yapmaz, o karşıt olduğu şeylere takılmaktan çok, amaçladığı hedeflere varma tutkusunda bulur birleştirici öğeyi.
Üstelik Prof. Dr. Tanör bunları öylesine açık biçimde yazmış ki, bu zatın bile okuduklarını anlaması mümkündür.
Tabii eğer, hamakat ile mahcubiyeti adında bile karıştırmış olan bu zatın Cumhuriyet düşmanlığı onulmaz komplesklerin eseri değilse.