OKULLARDA,
Atatürk'ü az ve eksik öğretiyoruz. Yuvarlak hesap 30 kez
10 Kasım törenlerine katıldım. Hemen hemen hiçbir törende tam
bağımsızlıktan ve dil bağımsızlığından söz edilmedi.
Barışla bilimin içi
doldurulmadı. Laiklik olmadan demokrasi ve özgürlük
olmayacağından söz edilmedi. Kalıplaşmış konuşmalarla
yetinildi. Atatürk'ün en güzel özdeyişlerine sansür
uygulandı. En güzel Atatürk şiirleri okunmadı.
Türkçe kitaplarında Türkçe sevgisini ve tam
bağımsızlığı dile getiren özdeyişe rastlayamadım. Mustafa
Kemal'i okullarda pek öğrenemedim. Sözler ve yazılar
beynimi doyurmadı.
Şeriatçı mühendisle gazetecide
karşılaştım. Mühendis, ‘‘Oğlum çocuk dergisi kapağında
Atatürk'ün resmi olduğu için almadı’’ dedi. Cumhuriyeti
yıkmak isteyen tarikata, yurt yapması için arsa armağan etti.
Atatürkçü Görüş Derneği'ne 1 milyon lira bağışta
bulundu. İkiyüzlü davrandı.
Bürokrat, devletin
ranzalarını cumhuriyeti yıkmak isteyenlere verdi. Fak Fuk Fon
parasıyla, Atatürk'e sıcak bakmayan yayınevlerinden 10
milyar liralık test kitabı ve romanı aldırdı. Aldırdıklarını
okullara soktu. Yoksullar için ayrılan parayla cumhuriyet
muhalifi yayınevlerini zengin etti.
Atatürk,
dünyamıza döndü. Çocuklar, Ulu Önder'e şu soruları
yönelttiler. ‘‘Hiç evlendiniz mi, Makbule Hanım yaşıyor mu,
Niçin evlenmediniz, Namaz kılar mıydınız, niye içki içtiniz,
Türkiye krizden nasıl kurtulur, memleketin hali ne olacak,
Türkiye'yi neden kurtardınız?’’
ÇOCUKLAR NE
DİYOR?
Soruların bazısı acıydı, bazısı çarpıcıydı,
bazısı cahillik ürünüydü.
Çocuklara, ‘‘Atatürk
yaşasaydı ne yapardı?’’ diye sordum.
Gökhan:
Atatürk yaşasaydı Afganistan ile Amerika'yı
barıştırırdı. Dertlileri teselli ederdi. İşlerinden
kovulanlara iş bulurdu. Okullarımız ve dünya çok güzel olurdu.
Yiyeceklerimiz pahallılanmazdı.
Ayşe konuştu:
Atatürk yaşasaydı Afganistan'da insanlar
ölmezdi. Ekonomik sıkıntı çekmezdik. Dışarıdan borç almazdık.
Krizi aşardık. Türk parasının değeri yükselirdi. Çeşit
çeşit tarım makineleri üretirdik.
Bahar konuştu:
Atatürk yaşıyor olsaydı başbakanı görevden alır, ülkeyi
güvenli ellere verirdi.
Eylem konuştu: Ülke bu
durumda olmazdı. Meclis, başkalarını düşünmüyor. Oysa
Atatürk önce halkı düşünürdü.
Lütfiye
konuştu: Demiryolları gerilemezdi. Gençlerin yurtdışında
eğitim görmeleri gerekmezdi.
Ali konuştu:
Ekonomik kriz, iç ve dış tehlike olmazdı. Paramız değerli hale
gelirdi.
Ezgi konuştu: Ay'a ilk ayak basan biz
olurduk. Çocuklar geçim sıkıntısını düşünmez, bol bol
oynardık. Şimdiki yöneticiler ileriyi hiç düşünmüyorlar. Yeni
Atatürk'ler yetişmelidir.
Güllü konuştu:
Atatürk yaşasaydı ülkeyi çok iyi yönetirdi. Yokluk ve
işgal zamanında o işleri yapan, şimdiki zamanda daha iyi işler
yapardı.
Tuğba konuştu: Atatürk, ülkemizi
ve dünyayı düzene sokardı.
Çağdaş konuştu:
Atatürk yaşasaydı ardından kimse pis sözler
söylemezdi.
Yalçın konuştu: Atatürk'ün
yerinde olmak istemezdim. Çünkü o bize içki içirirdi ve bizi
de hasta edebilirdi.
Uzay konuştu: Atatürk
yaşasaydı Ecevit'i keserdi. Turgut Özal'ı ne
pahasına olursa olsun yaşatırdı. Amerika'ya değil
Afganistan'a destek verirdi. Dolarla markı kullanmazdı.
Tüpe % 100 zam yapmazdı. Türbanı serbest bırakırdı.
Şehitlerimizin kanını yerde bırakmazdı.
Tam
Atatürkçülük demek, ekonomide, eğitimde, sağlıkta, dilde,
kültürde, sanayide, tarımda, adalette vs. Atatürkçülük
demektir. Saydıklarımın birinde Atatürkten yoksunluk, kişinin
ve ülkenin tümüyle Atatürkçülükten yoksunluğu
demektir.
Süleyman EKİM-AFYON
Haydi
Anıtkabir'e
ATATÜRK'ün bugünkü koşullarda
büyüklüğü, amacı çok daha iyi anlaşılıyor.
Bağımsızlık,
çağdaşlık, kalkınma, birlik ve eşitlik kavramları nerede
kaldı? Toplumumuzun yapısı bozuldu; gerici ve tutucu
eylemlerle çağdaşlaşmaktan, gerçekci ve akılcı tutumdan her
gün uzaklaşıyoruz. Soyuluyoruz, batıyoruz ve gittikçe de
yoksullaşıyoruz. Sosyal adalet gereklerinden, saygın bir hukuk
düzeninden, onurlu bir yaşamdan kopuyoruz. İyi
yönetilemediğimiz için bölücüler ve din tacirlerinin oyunları
ile tökezleniyoruz.
Gelin bugün ve yarın
Anıtkabir'de toplanalım.
‘‘Bu ülkeyi
böldürmeyiz, çağdaşlıktan uzaklaştırmayız’’ diye
seslenelim Atamıza.
Uyanın
artık
(Aşağıdaki manzumeyi gönderen Dr. Sedat
Ongan, bunu 10.10.1971'de yazan kişinin Muratlı'nın
Aşağısevindik Köyü'nde öğretmenlik yaptığını, ancak ismini
hatırlayamadığını seyledi. Şiir hálá güncelliğini koruduğundan
yayınlıyoruz.)
Siz beni hálá anlamadınız /Ve
anlayamayacaksınız çağlarca da /Hep tutturmuş; yıl 1919
Mayıs'ın 19'u diyorsunuz /Eskimiş sözlerle beni övüyor,
övüyorsunuz /Mustafa Kemal'i anlamak bu değil /M.Kemal ülküsü
sadece söz değil.
Bana muştular getirin bir daha /Uygar
uluslara eşit yeni buluşlardan /Kuru söz değil, iş istiyorum
sizden anladınız mı? /Uzaya ‘Türk’ adını Atatürk kapsülü ile
yazdınız mı? /M.Kemal'i anlamak avunmak değil /M.Kemal ülküsü
sadece söz değil.
Hálá acıklı ağıt dudaklarınızda /Hálá
oturmuş 10 Kasım'da bana ağlıyorsunuz /Uyanın artık, uyanın,
uyanın... /Uluslar fethine çalışıyor uzak dünyaların
/M.Kemal'i anlamak göz boyamak değil /M.Kemal ülküsü sadece
söz değil.