BUGÜN 10 Kasım. 10 Kasım'ın yaklaştığını, bir haftadır
panel panel dolaşmamdan anlamıştım zaten.
Şimdi Atatürk'ü hatırlama zamanı.
11 Kasım günü geçmiş ola.
Oysa Atatürk'ü hatırlamanın, daha doğrusu unutmamanın
yolu, onun devrimlerini canlı tutmaktan geçiyor.
Onun devrimlerini canlı tutmanın ve ileri taşımanın yolu ise
devrimlerin sağladığı haklardan, daha fazla insanı
yararlandırmaktan...
Atatürk devrimlerinin getirdiği demokratik haklardan, daha
fazla sayıda Türkiyeliyi, daha geniş çapta yararlandırmaktan...
Atatürk devrimlerinin getirdiği eğitim hakkından daha
fazla sayıda insanı, daha çağa yakışır bir şekilde
yararlandırmaktan...
Eğitimde fırsat eşitliğini köylere, kasabalara kadar
yaygınlaştırmaktan.
Devrimlerin getirdiği Batılı toplum anlayışını, en doğudan en
batıya kadar her kesime yaymaktan...
İstanbul'u dünyanın en modern metropollerinden biri yaparken,
Hakkári'ye kırmızı ışığı 2000 yılında götürmemekten...
Devrimlerin yarattığı ekonomik şartların geniş kesimler arasında
adilce paylaşılmasından...
Devrimlerle oluşan düzenin, geniş toplum kesimlerini mutlu
etmesinden geçiyor.
Ülkenin yüzde 20'si milli gelirin yüzde 80'ini, yüzde 80'i milli
gelirin yüzde 20'sini alırken insanlara devrimin nimetlerini çok
uzun süre anlatamazsınız.
İnsanları telkinle de, silah zoruyla da mutlu edemezsiniz.
Atatürk, genç yaşında ölecek kadar kendini harap ederken,
yoktan var ettiği bir toplum eğitimsiz bırakılsın, kaynakları üç beş
kişiye peşkeş çekilsin, hırsızlar siyasetçi, alçaklar onların
işbirlikçisi olsun diye uğraşmıyordu.
Köy enstitülerini, uygarlık ve eğitim köye kadar gitsin diye
kurmuştu.
Halk evlerini sivil topluma geçiş adımı olarak yerleştirmişti.
Onun devriminin temel taşlarını sökenler, devrimi başarısız
kılmak için çok uğraşanlar, şimdi o devrimin hedefine ulaşmamış
olmasından Atatürk'ü sorumlu tutuyorlar.
Devrimleri sonuçlandırmak, gerçek Atatürkçülüğü canlandırmak,
senede 1 hafta onu anmakla olmaz.
Her gün çalışmakla olur.
En az karşı devrimciler kadar çalışmakla.
ASO banka
batıranları desteklemiyor!
ANKARA Sanayi Odası Başkanı Sinan Aygün aradı dün.
Bir panel için Ankara'ya davet etmişti.
Katılıp katılamayacağımı sormak için aramış.
Sohbet ederken, konu İzmirli ‘‘bazı’’ işadamlarının
Etibank'ın batırılması ile ilgili olarak Dinç Bilgin'e destek
vermelerine geldi.
İzmirli oda başkanları Dinç Bilgin'e destek verdiğine
göre, Ankara Sanayi Odası olarak Ankaralı işadamlarına destek vermek
de, Sinan Aygün'ün boynunun borcu olmalıydı.
Çünkü İzmirliler Dinç Bilgin'in bankayı batırırken kötü
niyetli olmadığını gerekçe göstererek destek vermişlerdi.
Eğer Sinan Aygün benzer bir desteği vermezse, Ankaralı
işadamlarının bankalarını ‘‘kötü niyetle’’ batırdıkları gibi
bir anlam çıkabilirdi.
Ben bunu sorunca Aygün güldü.
‘‘Mesele bankanın hangi niyetle batırıldığı değildir. Ayrıca
niyetin ne olduğunu bilmek bizim işimiz değildir. Devletin el
koyarak yargıya havale ettiği bir şeye biz müdahil olursak, yargıya
müdahil olmuş oluruz. Bizim işimiz yargıya müdahale etmek değil,
yargıya saygı duymaktır.
Biz yargı sürecinin sonunu bekleriz’’ dedi.
Sinan Aygün, devletin bankalarla ilgili operasyonunda
haksızlıklar yaptığını öne sürmek gibi bir mükellefiyetleri
olmadığını da belirterek, ‘‘Devleti kötü niyetli olmakla
suçlayamam. Kimse de suçlayamaz. Bir şey var ki, devlet bunu
yapıyor. Akbank'a, Yapı Kredi'ye, TEB'e, Garanti'ye niye el koymuyor
da, bunlara koyuyor’’ dedi.
Aygün'e göre haksıza destek vermek, haklının hakkını
yemekle eşdeğer.
Bu nedenle de banka batıran üyelerine destek ilanları vermek gibi
bir niyeti yok.
İTO Başkanı Mehmet Yıldırım'ın da böyle bir şey yapacağını
zannetmiyorum.
O zaten bankalara el konulmasından değil, konulmamasından
şikáyetçiydi.
Gitseler kaç
yazardı
FRANSIZ Senatosu'ndaki oylamaya üç gün kala lobi faaliyeti
yapmak için Franzsa'ya giden ama senatoya gitmek yerine, elçilikte
maç seyreden vekillerimiz eleştiriliyor.
Bu vekiller eleştirilecekse, parlamentoya gitmedikleri için
değil, Fransa'ya gittikleri için eleştirilmeli.
Üç gün kala Fransa'ya gidenler, elçilikte oturmayıp parlamentoya
gitseler ne değişirdi ki?
Neden bu memlekette herkesin aklı yumurta kapıya dayanınca
çalışır.
Neden böylesine önemli konuları, bir milli mesele haline getirip,
uzun vadeli politikaları üretmeyiz de, son gün maç seyredenlere suçu
yüklemek kolayımıza gelir.
Geçmişe dönük hafızamız kadar, geleceğe dönük ufkumuz da mı dar?
Yazık değil mi bize!
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Sadece tuttuğumuzu becermediğimiz zaman.