ATATÜRK MAKALELERİ

 

Anmakla olmaz!

Fatih ALTAYLI
10 Kasım 2000-Hürriyet

BUGÜN 10 Kasım. 10 Kasım'ın yaklaştığını, bir haftadır panel panel dolaşmamdan anlamıştım zaten.

Şimdi Atatürk'ü hatırlama zamanı.

11 Kasım günü geçmiş ola.

Oysa Atatürk'ü hatırlamanın, daha doğrusu unutmamanın yolu, onun devrimlerini canlı tutmaktan geçiyor.

Onun devrimlerini canlı tutmanın ve ileri taşımanın yolu ise devrimlerin sağladığı haklardan, daha fazla insanı yararlandırmaktan...

Atatürk devrimlerinin getirdiği demokratik haklardan, daha fazla sayıda Türkiyeliyi, daha geniş çapta yararlandırmaktan...

Atatürk devrimlerinin getirdiği eğitim hakkından daha fazla sayıda insanı, daha çağa yakışır bir şekilde yararlandırmaktan...

Eğitimde fırsat eşitliğini köylere, kasabalara kadar yaygınlaştırmaktan.

Devrimlerin getirdiği Batılı toplum anlayışını, en doğudan en batıya kadar her kesime yaymaktan...

İstanbul'u dünyanın en modern metropollerinden biri yaparken, Hakkári'ye kırmızı ışığı 2000 yılında götürmemekten...

Devrimlerin yarattığı ekonomik şartların geniş kesimler arasında adilce paylaşılmasından...

Devrimlerle oluşan düzenin, geniş toplum kesimlerini mutlu etmesinden geçiyor.

Ülkenin yüzde 20'si milli gelirin yüzde 80'ini, yüzde 80'i milli gelirin yüzde 20'sini alırken insanlara devrimin nimetlerini çok uzun süre anlatamazsınız.

İnsanları telkinle de, silah zoruyla da mutlu edemezsiniz.

Atatürk, genç yaşında ölecek kadar kendini harap ederken, yoktan var ettiği bir toplum eğitimsiz bırakılsın, kaynakları üç beş kişiye peşkeş çekilsin, hırsızlar siyasetçi, alçaklar onların işbirlikçisi olsun diye uğraşmıyordu.

Köy enstitülerini, uygarlık ve eğitim köye kadar gitsin diye kurmuştu.

Halk evlerini sivil topluma geçiş adımı olarak yerleştirmişti.

Onun devriminin temel taşlarını sökenler, devrimi başarısız kılmak için çok uğraşanlar, şimdi o devrimin hedefine ulaşmamış olmasından Atatürk'ü sorumlu tutuyorlar.

Devrimleri sonuçlandırmak, gerçek Atatürkçülüğü canlandırmak, senede 1 hafta onu anmakla olmaz.

Her gün çalışmakla olur.

En az karşı devrimciler kadar çalışmakla.

ASO banka

batıranları desteklemiyor!

ANKARA Sanayi Odası Başkanı Sinan Aygün aradı dün.

Bir panel için Ankara'ya davet etmişti.

Katılıp katılamayacağımı sormak için aramış.

Sohbet ederken, konu İzmirli ‘‘bazı’’ işadamlarının Etibank'ın batırılması ile ilgili olarak Dinç Bilgin'e destek vermelerine geldi.

İzmirli oda başkanları Dinç Bilgin'e destek verdiğine göre, Ankara Sanayi Odası olarak Ankaralı işadamlarına destek vermek de, Sinan Aygün'ün boynunun borcu olmalıydı.

Çünkü İzmirliler Dinç Bilgin'in bankayı batırırken kötü niyetli olmadığını gerekçe göstererek destek vermişlerdi.

Eğer Sinan Aygün benzer bir desteği vermezse, Ankaralı işadamlarının bankalarını ‘‘kötü niyetle’’ batırdıkları gibi bir anlam çıkabilirdi.

Ben bunu sorunca Aygün güldü.

‘‘Mesele bankanın hangi niyetle batırıldığı değildir. Ayrıca niyetin ne olduğunu bilmek bizim işimiz değildir. Devletin el koyarak yargıya havale ettiği bir şeye biz müdahil olursak, yargıya müdahil olmuş oluruz. Bizim işimiz yargıya müdahale etmek değil, yargıya saygı duymaktır.

Biz yargı sürecinin sonunu bekleriz’’ dedi.

Sinan Aygün, devletin bankalarla ilgili operasyonunda haksızlıklar yaptığını öne sürmek gibi bir mükellefiyetleri olmadığını da belirterek, ‘‘Devleti kötü niyetli olmakla suçlayamam. Kimse de suçlayamaz. Bir şey var ki, devlet bunu yapıyor. Akbank'a, Yapı Kredi'ye, TEB'e, Garanti'ye niye el koymuyor da, bunlara koyuyor’’ dedi.

Aygün'e göre haksıza destek vermek, haklının hakkını yemekle eşdeğer.

Bu nedenle de banka batıran üyelerine destek ilanları vermek gibi bir niyeti yok.

İTO Başkanı Mehmet Yıldırım'ın da böyle bir şey yapacağını zannetmiyorum.

O zaten bankalara el konulmasından değil, konulmamasından şikáyetçiydi.

Gitseler kaç

yazardı

FRANSIZ Senatosu'ndaki oylamaya üç gün kala lobi faaliyeti yapmak için Franzsa'ya giden ama senatoya gitmek yerine, elçilikte maç seyreden vekillerimiz eleştiriliyor.

Bu vekiller eleştirilecekse, parlamentoya gitmedikleri için değil, Fransa'ya gittikleri için eleştirilmeli.

Üç gün kala Fransa'ya gidenler, elçilikte oturmayıp parlamentoya gitseler ne değişirdi ki?

Neden bu memlekette herkesin aklı yumurta kapıya dayanınca çalışır.

Neden böylesine önemli konuları, bir milli mesele haline getirip, uzun vadeli politikaları üretmeyiz de, son gün maç seyredenlere suçu yüklemek kolayımıza gelir.

Geçmişe dönük hafızamız kadar, geleceğe dönük ufkumuz da mı dar?

Yazık değil mi bize!

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Sadece tuttuğumuzu becermediğimiz zaman.

 

| Önceki Sayfa |