Merkez Bankası’nın büyük toplantı odasındaki bürokrat, elindeki lazerli işaret çubuğunu bir ‘sihirli asa’ gibi kullanıyordu...
Parayı yeni icat etmiş bir Lidyalı edasıyla konuşuyor ve sanki çok önemli bir iş yapıyormuşcasına, multivizyon gösterisinin yapıldığı büyük perdede, yeni çıkan 20 milyonluk banknotun üzerindeki Atatürk portresini işaret ediyordu...
O gün, Merkez Bankası’nın o kocaman salonundaki ‘20 milyonluk banknotun sunuluş töreni’ni ‘tarifsiz çelişkiler’le izlemiştim!..
Bu yüzden de, televizyon ekranlarından bütün Türkiye’ye yansıtılan bu manzara, ruhumdaki ‘isyan duvarları’na hüzünlü bir tablo gibi asılıp kalmıştı...
İşte bugün 10 Kasım...
Belki de bu açıdan bakınca, törenle ‘tedavüle’ sokulan 20 milyonluk banknotun üzerindeki Atatürk portresi, bir büyük devrimin aslında nasıl çarçur edildiğinin vesikasıydı...
Daha da ötesi, yeni bir buluş gibi multivizyon gösterisiyle sunulan 20 milyon liralık banknot, aslında eriyip gidişimizin vesikasıydı...
Bu yüzden, bu 10 Kasım gününde, içine düştüğümüz teslimiyetin, çöküntünün ve seviyesizleşmenin karşısına, yüreğimden başka bir şey koymadan düşünmek istiyorum...
Elbette ki kimse istemiyor...
Yıllar önce, işgalin, ihanetin, gafletin ve çaresizliğin karşısında kahramanca ayağa kalkabilen bu toplumun, bugün işsizliğin, umutsuzluğun, hedefsizliğin ve sevgisizliğin kırbacıyla kıvranmasını elbette kimse istemiyor...
Peki öyleyse ne oluyor?..
Neden bir bürokrat, değersizleşmemizin vesikasını multivizyon gösterisiyle sunarken ‘Ben ne yapıyorum?’ diye soramıyor?..
Ve neden onu izleyen bizler, o salonda ayağa kalkıp ‘Biz ne yapıyoruz?’ diyemiyoruz?..
Neden Adana’da, Samsun’da, Yozgat’ta, Kayseri’de, Ziraat Bankası’nın başağını, annesinin sıcaklığı kadar yakından bilen o çiftçi kardeşim, ani ve keskin bir kararla, yılların verdiği alışkanlığından böylesine hazırlıksız bir şekilde koparıp alınıyor?..
Neden, bu apar-topar ve hazırlıksız yakalandığı uygulama yüzünden, icranın ve maliyenin peşine düştüğü çaresiz bir kaçak haline getiriliyor?..
Neden artık köylerimizde imamlar, cami minaresinden maliye minibüsünü ve icra memurunu anons ediyor?..
Neden, Dünya Bankası adına Ankara’ya gelmiş olan bir Hintli’nin gözlerinin içine bakarak yaşıyoruz?..
Neden, yurtdışından gelecek birkaç milyar dolar için, millet olarak neredeyse bir ‘toplumsal dilenme ayini’ne itiliyoruz?..
Ve neden, IMF heyetleri karşısında, koskoca bir millet ve koskoca bir devlet olarak sınava girmiş çocuklar gibi titriyoruz?..
Oysa çok iyi biliyoruz ki, bugün bu topraklardaki yönetim modeli, medeniyetler arasındaki çatışmanın tek çaresidir...
Bu çare, 63 yıl önce bugün kaybettiğimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu çaredir...
Yani, Müslüman bir toplumun, aynı zamanda çağdaş, uygar ve demokratik bir hukuk devleti kurup yaşatabilmesi için gerekli olan modeldir...
Bugün Müslüman toplumlar coğrafyasına bakıldığında, demokrasi ve hukukla idare edilen tek devlet Türkiye Cumhuriyeti’dir...
İşte bu yüzden, 10 Kasım aynı zamanda uygar dünyanın da farkına varması gereken bir gündür...