 |
 |
 |
| |
Yabancı gözüyle vizyon sahibi Atatürk
Şakir SÜTER
10 Kasım 2001-Akşam
Kemal Atatürk'ü ölüm yıldönümünde bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Sadece bizlerin değil, dünyanın da kabul ettiği bir büyük devlet adamının ölüm yıldönümü bugün..
Dünyanın Atatürk'e nasıl baktığını gelin birlikte okuyalım:
Ben ve milletim, her zaman için Atatürk'ü saygı ile anmayı vazife bilmişizdir. * Charles de Gaulle Fransa eski Devlet Başkanı.
Biz Pakistan'da O'nu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. * Eyüp Han Pakistan Devlet Başkanı.
Atatürk, Türk birliği ve ilerleyişinin mimarıdır. * Eisenhower ABD Başkanı.
Atatürk, asker, devlet adamı; çağımızın en büyük liderlerinden biriydi. * General Mac Arthur ABD Uzakdoğu Kuvvetleri Başkomutanı.
Atatürk'ün ölümü, yalnız kendi yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. * Winston Churchill İngiltere Başbakanı.
Acım, Türk ulusunun acısı kadar büyüktür. Büyük arkadaşımın tabutu önünde eğildim ve ağladım. * Emanullah Han Afgan eski Kralı.
Atatürk, soygunculara karşı bir kurtuluş savaşı yaptı. * Lenin Rus ihtilali lideri.
.........
Pekiyi, dünyanın önde gelen devlet adamları Atatürk'e niçin bu kadar değer veriyorlardı?
Çünkü Atatürk, 56 yıl sonrasını görebilecek kadar vizyon sahibi bir devlet adamıydı. 1933'de söylediklerine bakın:
'..Tıpkı Osmanlı, tıpkı Avusturya ve Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü, susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır.'
Sadece 'hazırlanmak lazımdır' demekle kalmayıp, yöntemini de gösteriyor büyük önder:
'..Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli...'
'Müjdeci' Bakan!
Derviş, 'ek kaynak geliyor müjdesi' vermiş.
'Haftadan haftaya gelen bu olağan müjdelere' alıştık...
Bir de 'paranın' kendisi gelse!..
Hasta masada!
'..Aspirin vermekle sorun çözülmeyecekti. Biz de Türkiye'yi ameliyat ettik.'
* Kemal Derviş - Ekonomi Bakanı.
KEŞKE bugün yaşasaydı da, böyle bir fotoğrafı olsaydı
* Yukarıdaki harika 'Foto-Montajı' ağabeyim Aliihsan Süter, Internet'le göndermiş; teşekkür ederim.
Rahmi Turan kardeşime cevabımdır
Sanırım, Gözcü Gazetesi Başyazarı Rahmi Turan benden yaşça küçük. Hatta benim yanımda çocuk bile sayılır.
Rahmi kardeşim köşesinden bana cevap vermiş:
- Ecevit başbakanlığı bıraktıktan sonra, ebediyete kadar onu eleştirmemek için tek kelime edersem namerdim. Sözüm söz!
Bak Rahmi kardeşim, ben burada artık Ecevit için kanımın son damlasına kadar mücadele edecek değilim.
Ben, kendi derdime düşmüşüm.
Hem son bir aydır biliyor musun ki, Ecevit beni telefonla arayıp devamlı ya 'Sayın Fikret Bila' diyor, ya 'Sayın Ertuğrul Özkök...'
Kimi zaman 'Sayın Sabahattin Önkibar, Sayın Süleyman Yağız ve sayın Masum Türker' dediği de oluyor...
Gel gör ki, bir tek kez 'Sıtkıcığım' demez oldu.
Bu arada, özelleştirme idaresinden de bana ekmeklik bir şeyler gelmiyor.
Bülent Bey'in yavaş yavaş, bana karşı ayıp ettiğini düşünmeye başladım.
Yani benim derdim, bizzat kendim oluyorum.
Rahşan Hanım ortaya 'Ecevit sonrası için ya Mail Büyükerman ya da Sıtkı Sabırlı' diye bir teklif attı; o gün bugündür uykularım kaçtı.
Bu ülkeyi en iyi biçimde nasıl yönetebileceğimi düşünmekten, gözlerime uyku girmiyor.
Böyle bir noktada Ecevit'i kendi kaderine bırakmayı da ciddi ciddi düşünmeye başladım.
Bu nedenle, Ecevit'e değil, bana çamur atanlar için 'Kara Liste' yapmayı düşünüyorum.
Özetle, Rahmi kardeşime diyeceğim o ki...
'En büyük Ecevit' olabilir ama, beni de yabana atma emi...
Gözlerinden öperim; ağabeyin Sıtkı...
NOKTA
Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. (Mustafa Kemal Atatürk)
Şimdi gelmiş
Karşıyaka'dan Cemil Aydın göndermiş. Temel evinin çatısına çıkmış, TV antenini ayarlıyormuş.
Ama bir ara dengesini kaybedip aşağı düşmüş.
Hemen mahallenin meraklıları etrafına toplanmışlar.
Adamın biri yerde yatan Temel'e eğilerek sormuş:
- Burada ne oldu be hemşerim?
Acılar içinde kıvranan Temel de sızlanarak 'vallahi bilemiyorum ki' demiş:
- Ben de şimdi geldim!..
|
|
|
 |
 |
|
|