EDİTÖRÜN YAZDIĞI ATATÜRK MAKALELERİ

 

DEVRİMCİLİK Mİ,
DÜZENİN ÇARPITILMASI MI ?

Erhan SOYSAL

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini Devrimci temel taşları ile yapılandırırken, özellikle dini yalnız siyasetin dışında değil, toplumsal hayata yön veren ideolojik-kültürel alanın dışında tutmayı, cehalet ve safsatalara yer vermemeyi, hurafelerle, kökten dinci hareketlerin mutlak olarak önüne geçmeyi ereklemiş, Türk toplumunu bağnazlıktan uzaklaştırırken, ilerlemeci gelişme yollarını aydınlatmış, teknolojileri ve dünya aydınlanmasının gereklerinin ve aydınlanma ışığının aynası olmayı hedeflediği sene 1923'lerde kesin ve olmazsa olmaz olarak ortaya koymuştur.

Özellikle, 1968 li yıllardan bugünlere değin sürekli kullanılan sözcük. Daha önceki süreçlerde, kelimenin yenileşmesini kabullenmeyen sözde çağdaş, çağın ardında olanlarca inkılâp olarak kullanılan ve ısrarla eğitim dünyamızda da, yinelenen sözcük.

Kimilerince isim olarak çocuklarımıza verilmiş, kimilerimizce de, "ci" eki ile kişisel bir özgelik olarak kullanılmış bir sözcük.

Devrim, aslında kulağa da hoş gelen bir sözcük. Evrimi anımsatan evriminden yenileşmiş, kökten uçlara doğrun ivme kazandırılmış bir son durum.

Ulusal (Milli) Eğitimimizin tüm okul kitaplarında cezalı bir sözcük, Devrim. Olmalı, yer almalı ama İnkılâp olursa yayın kurullarından olurlanmalı. Geçmiş süreçlerde devrim ve benzeri yeni Türkçe sözleri kullanan az mı memur oradan oraya sürgün edildi.

Nedir bu Devrimcilik, sözlükleri yada kaynakları taramanın da bir anlamı olmasa gerek. Aydınlanma yolu, aydınlığa ulaşmak üzere ortaya konulan çabalar, karanlıklara ışık uzatmak, küfretmektense mum yakmak, yılgın olmamak, kötümser değil iyimser olmak. Bireysel değil toplumsal / kitlesel olmak. Yılmamak, yorulmamak, bağnaz olmamak, inanana inanmayana koşum getirmemek, zorlayıcı olmamak, eskici değil yenici olmak, illegal değil legal olmak, gözlüyken kör değil görünce bakar olmak, toplumsal istence uygun davranmak, banyoya çıplak, denize mayo ile, ibadethaneye gerektiği giysi ile girmek, boloya smokinle / abiye giysiyle, yatağa pijama ile girmek. Smokin yaka gömleğin yakasını göbek hizasına kadar açıp da göğüs kıllarını sergilememek, smokin yakaya mutlaka papyonunu takmak, toplumsal alışkanlıklara ve davranışlara uygun motiflere bürünmek, Yavuz Selim'in de küpesi var diye kadınlara özge küpeyi kulağa da takmamak, Cübbeli imamın arkasında durmak ama cübbe ile gezmemek.

Sınırsız istençle özdeşiklik arasında ( yani toplumda kabul görebilecek) olmak, sürekli ve sınırsız ivmeleri yaşamak-yaşatmak-yaşattırmak......

Fransız devriminden bu yana, ikiyüz yıl geçti. Fransa bu ilk ateşten bu yana süper devrimci bir ülke mi oldu. Hayır....

Hayır.....

Hayır........

Öyle olsaydı, bu hayırlar olmaz evetler olurdu. Yukarıda bir yığın birbirini kovalayan ve esasında da ardı kesilmeyecek sonsuz tanımlar var. Fransa Devrimciliğinde başarı kazanmış bir ülke olsa, Ermeni Soykırım Tasarısı gibi bir yanılgıyı tarihsel bir ayıp sayfasına yazma yürekliliğini gösteremezdi.

İşte bir devrimcilik tanımı daha;

Devrimcilik, geçmişin olumsuzluklarını aşmaktır.

Devrimcilik, geçmişte yaşanılmış doğru ve yanlış davranışları gelecek nesillere süreklerken, kin ve nefreti ateşlemek değil, soğutmak, yaraları onarmak, düşmanlığı dostluğa dönüştürmektir.

Devrimcilik, kendi geçmişindeki hataları da bir başkasına yüklemek yada o hataları başkalarında aramak ise hiç değildir.

Devrimcilik, bayrağa-töreye-yasaya-inanca-inançsızlığa saygılı olmak, kişileri oldukları yerlerden ivedi olarak toplumsal yapılanma içerisinde kalkınma süreçleri içerisine sokmak, ivedi olarak toplumsal yapılanmayı-kalkınmayı-gönenci sağlamaktır.

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini Devrimci temel taşları ile yapılandırırken, özellikle dini yalnız siyasetin dışında değil, toplumsal hayata yön veren ideolojik-kültürel alanın dışında tutmayı, cehalet ve safsatalara yer vermemeyi, hurafelerle, kökten dinci hareketlerin mutlak olarak önüne geçmeyi ereklemiş, Türk toplumunu bağnazlıktan uzaklaştırırken, ilerlemeci gelişme yollarını aydınlatmış, teknolojileri ve dünya aydınlanmasının gereklerinin ve aydınlanma ışığının aynası olmayı hedeflediği sene 1923'lerde kesin ve olmazsa olmaz olarak ortaya koymuştur.

Mustafa Kemal ile yol ve yön bulan devrimcilik hareketi, Türk Devrimi boyutunda ise hiçbir süreç ve koşulda dine karşı olmamış, dinsel duyguların sömürülmesine karşı olmuştur.

"Dini cehlin elinden alıp ehlin eline vermiştir" Ancak, Türk Devrimi 21 yüzyıla gelinen sürece değin, Padişahla değil, Saltanatla, Dinle değil Hilafetle, Arapça ile değil Cehaletle savaşmıştır. Çünkü Türk Devrimi yapısıyla, Atatürk'ün söylemince "ümmetten millete geçişin devrimidir"

Atatürk Devrimciliği, Faşist yada Marksist dünya görüşlerinden çok ötede bir yerdedir. Onun devrimciliği bir doktrin, bir dogma, bir teori asla değildir. Onun yarattığı Türk Devrimi, bir metot, bir sistem, düşünce ve yaşam tarzıdır. Onun devrimciliği bir dogma yada teorik bir metot olsa idi, olmazsa olmaz altı ilkeye bağlı kalınacağını kesinkes vurgulardı.

O Türk Devrimciliğini, sürekli bir aydınlanma hareketi, bir gebelik bir doğum olarak görmüş ve çağın değişen koşullarına uymamızı ve çağdaş uygarlık düzeyine erişmemizi ve onu da geçmemizi emretmiştir.

Anayasamızın, birinci kısmını yurttaşın ve devletinin ilintisine ayırmışız, üstelik bir de net olarak, Madde 10'da Kanun önünde eşitlik bağlamında "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" diyerek net bir anlatım koymuşuz.

Anayasamızın, Madde 14'ündede Temel Hak ve Özgürlüklerin kötüye kullanılamamasının sınırları belirlenmiş.

Ve, o Anayasamızın 24'ncü Maddesinin son paragrafında ise aynen "Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz." denilmiştir.

Ölene rahmet ve saygıyla, ancak ne cüretle ki, o muhteşem camiileri ve avlularını yapan Mimar Sinan'ın bile kendisinin gömülmesini uygun görmediği yerlere apaçıkca da, tarikat adları da söylenerek bir kısım kimliğinde TC. vatandaşı olanlar gömülmüş oluyor ve de gömülmek isteniyor.

Üstelik, TC. Anayasasını ve Kanunlarını ihlal ettiklerini bile bile, yurtdışında Atatürk Devrimleri ile kurulmuş Türkiye Cumhuriyetini yıkmak ve şeriat özlenci ile propogandalar yapmak ve yaparak, yaşamak aymazlığını gösteren kişilerin, üstüne üstlük, Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Anayasayı zedelemek gibi hatalar yapmalarını kabullenmek zorunda bırakılmak da cabası. Sokakta vatandaşın düşüncesi farklı, kendisini temsili için seçtiği vekilinin düşüncesi farklı, sanki bir masalın bir bölümündeki, bir ülkede bir varmış bir yokmuş, bir oğlan bir kız doğurmuş gibi bir masalcık. Sokaklarda ulu orta gezen, gazetelerimizde televizyonlarımızda görüntüleri yayımlanan, yüzlerce kılık kıyafet devrimini hiçe sayan, cüppeli-asalı-sarıklı Türkiye'min insanı gibi olmayan bu insanlık göstergeleri bu yetkelerini kimlerden, nerede ve nasıl almaktadır bu güne değin çözümlenmiş değil. Adaletin kıskacından kaçmak olası mı ? Atatürk İlkelerine ve Devrimlerine bağlı bu ülkenin Savcısından - Hakiminden - Polisinden - Jandarmasından nereye kadar kaçacaklar ki bu ümmet-i perişan ? Kuvay-ı Milliye ruhuyla, ulusal kurtuluşunu elde etmiş, Atatürk İlke ve Devrimleriyle laik ve çağdaş öze kavuşmuş ülkemin çocukları yarınlarda bunların hesabını birer Atatürk olup olup da sormayacak mı ?

Bakalım nereye kadar yol alacaksınız, işlerine geldikçe devrimci, ikinci cumhuriyet diye bir yol tutturmuş, yürekte değil rozette Atatürk'çüler. Şeyhlerle-dervişlerle-müridlerle dirsek temaslarını oy avcılığı bağlamında sürdüren dini darlar, utanın dindarlardan, utanın ve sıkılın Türkiye Cumhuriyetinin kurulması için şehit olan bu vatanın evlatlarından, Ulu önder Atatürk'ümüzden.

Özün özeti: Atatürk Çankaya'da,

Atamtürk bir Cumhurbaşkanımız var, Allah ömür versin, Çankaya'da.

Mersin- 15 Şubat 2001

www.turkiyemedya.com

 

| Önceki Sayfa |