FRANSIZ MALLARINI SATIN
ALMAMAKLA fransaya TEPKİ VERİLEMEZ..!
ÖNER SAMANLI
Öğretim Görevlisi- S.M.M.M
"TükoRder"
TÜKETİCİYİ KORUMA ve
BİLİNÇLENDİRME DERNEĞİ
GENEL BAŞKANI
FARKLI AMA, NASIL BİR TEPKİ MODELİ
GERÇEKLEŞTİRMELİYİZ..?
(Dikkat bu yazının, içerik ve başlığında fransa özel isim
olarak değerlendirilmeyerek, ayraç ve büyük harf
kullanılmamıştır…! )
Bilindiği üzere 12.10.2006 tarihinde, fransa meclisi genel
kurulu, sosyalist parti'nin sunduğu 'Ermeni soykırımı'nı
inkarın suç sayılmasını öngören yasa teklifini kabul etti.
fransa parlamentosu'nun alt kanadı, Ermeni Soykırımı'nı
inkârı suç sayan ve soykırımı inkâr edenlerin hapis ve
para cezasına çarptırılmasını öngören yasa teklifini
onayladı. Böylece, soykırım'ı inkar edenler hakkında 1 yıl
hapis ve 45 bin euroya kadar para cezası öngörüsü de
fransaca kesinleşti…..?
fransaya, fransızlara ve destekleyenlere hayırlı uğurlu
olsun..!
Bizde bir söz vardır, “fransız kalmak” diye, neden böyle
bir söz yıllardır dillerdedir, bilir misiniz…?
GİRİŞ;
Bir bakış açısından yorumla; fransız kalmak deyimi bizim
Türkçemizde, bir salaklık ifadesidir. Yani birisine bir
şeyleri defalarca anlatırsınız anlatırsınız, ancak o kişi
anlattıklarınızı bir türlü algılayamaz, o zaman bu
konuşulanlara fransız kaldın denilebilir…
Başka bir bakış açısından yorumla; fransız kalmak deyimi
bizim Türkçemizde, bir şeyleri anladığı halde anlamak
istemeyenlere, bilerek salaklık rolleri takınanlara
verilen addır.. O zaman böyle davrananlara, fransız kaldın
denilebilir…
BİRİNCİ SEYİR DEFTERİNDEN ;
Tarihi devrimlerle yazılmış, toplumsal genetiğine
isyancılık işli bu ülkede, derinden derine bir öfke
kaynıyor, ayaklanmalar patlıyor, taban, dili döndüğünce
sabrının tükendiğini ifade ediyor; oysa tavan "uçmakta".
Siyasal erk, halkın sorunlarını kesinlikle anlamıyor, ama
daha vahimi, anladığını sanarak hiç ilgisiz çözümler
üretmeye çalışıyor. Başka bir deyişle politikacılar,
fransaya tamamen "fransız" durumdalar. Varoşlardaki sosyal
patlamalardan, devasa gösteri ve grevlerle gömülen ilk
istihdam yasasına, halk "düzen bizi eziyor" diyor, siyasal
erk anlıyor "anlamazdan geliyor"
fransız ulusu kendince, tek ulustur, bu yoldan hareketle
de, sosyal devletin yıkıldığının, zaten birkaç küresel
şirketin devasa zenginleşip devletin yoksullaştığının
farkındadır. Artan hayat pahalılığı ve işsizlikle kararan
ufkunda, ekonomik durgunluktadır, dolayısıyla umut ışığı
görememektedir. İktidar ve muhalefetiyle siyasal erkten,
politika değişikliği, hatta düpedüz küreselleşmeye karşı
bir sistem yaratmasını bekleyen politikacılar, bırakın
halkın derdini anlayıp çözüm üretmeyi, sorun yaratmak için
yarışmaktadırlar. Yani kendi halklarına da, fransız
durumdadırlar…
Oy uğruna yaratılan sansasyon ile de, sözde Ermeni
soykırımı inkârını ceza kapsamına alan yasa da, işte böyle
"fransız"lıklar, sonrasında yasalaşmıştır.…
. 1915 Ermeni tehciri sırasında olanlara, "soykırım değil,
katliam" demeyi 5 yıla kadar hapis ve 45 bin Euro para
cezasıyla yasaklamayı amaçlayan bu birinci tasarıyı, 2007
seçimlerinde iktidara geleceğine kesin gözüyle bakılan
Sosyalist Parti'den bir grup milletvekili hazırladı. Neden
bir gurup diyoruz, çünkü;
Ermeni soykırımını inkâra ceza öngören yasa tasarısına SP
meclis grup başkanı Jean Marc Ayrault başta olmak üzere,
pek çok sosyalist milletvekili bu tasarıya karşı
çıkmıştı….. Ancak fransadaki Ermenilerin mecliste hemen
her partiden milletvekilleri olduğunu da unutmamak
gerekiyor… Hem Ermeni kökenli olanları var, hem de
onlardan daha tehlikeli olan, Ermeni olmadan Ermeniler
tarafından yemlenerek, beslenerek seçilmiş bulunan,
semizler var. Zaten, 2005 yılında iktidardaki merkez sağ
UMP'nin milletvekili Eric Raoult’da, o dönem,sosyalist
önergeyle aynı yönde bir tasarı sunmakta gecikmemişti..
Ne şekilde örgütlenirlerse örgütlenmiş olsunlar, gerçeğin
aynasındayız. fransa'da yaşayan hepsi ve topu, 400 bin
Ermeni seçmen var….
“fransa 1915 Ermeni soykırımını resmen tanır," tümcesinden
ibaret ilk yasayı da onda dokuzu boş bir meclisten, geçmiş
yıllarda, geçirmişti. 557 koltuklu mecliste, o gün 51
milletvekili vardı ve soykırım, "oybirliğiyle"
yasalaşmıştı…! Şimdi de aynı tezgahlara konulan, kokuşmuş
ürün, yine yeniden alımlı ambalaj içerisinde sunuldu
ve bu kez tasarı meclisten çekilmek yerine yasalaştı…
12.10.2006 Türkiye için önemli bir kulak çekme tarihidir.
Türkiye, yıllardır ekilen tohumlardan büyüyen ağacın
gölgesinde kalmaktan hiç de rahatsız olmamıştır. Hatta o
ağaç altında biraz gölgelenmeyi bile başarabilen siyasi
aymazları vasıtasıyla eşi ve menendi bulunamayacak sabrı
gösterebilmiştir..
Kısacası, Türkiye’de bu duruma, fransız kalmayı
yeğlemiştir...
İKİNCİ SEYİR DEFTERİNDEN;
Renè Descartes, "Gerçeği incelemek isteyen, hayatında hiç
olmazsa bir kez, herşeyden kuşku duymalıdır,"der.
Descartes kimdir? Bugün "batılı" diye özetlediğimiz akılcı
düşünce sistematiğinin kurucusu, adıyla anılan kartezyen
mantığın babasıdır.
Başka bir deyişle çağdaş batı, uygarlık ölçütünü, bilimden
düşünceye, "kuşkuyla başlayan sorgu" üzerine kurmuştur.
Kuşku duymak ve sorgulamak, demokrasinin de temel
mantığıdır. Demokraside, niçin düşünce ve ifade özgürlüğü
esastır ? Tartışmak için. Tartışma dediğiniz nedir? Karşıt
ve farklı fikirlerin barış ortamında özgürce boy
ölçüşmesidir. Bu ölçüşmede ağır basan görüşün topluma mal
edilmesine de zaten demokrasi denilmektedir….
fransa parlamentosu, uzun yıllardan beri ulusu demokratik
anlamda temsil niteliğini taşımıyor. Sözde, ulus devlet
olan Fransa'nın, Katolik'i, Protestan'ı, Yahudi'si,
Müslüman'ı, Ateisti, Avrupalı'sı, Afrikalı'sı, Asyalı'sı
ile çok kültürlü ve çok ırklı bir halkı var.
Oysa parlamentoda yalnızca beyaz ırk ve
Ermeni/Yahudi/Hıristiyan kökenli fransa temsil ediliyor. 5
milyon Arap kökenli fransız'dan ilaç için biri, ne
yasamada yer alabiliyor, ne yürütmede. Arap ve siyah
Afrikalı Fransızlar ne mecliste temsil ediliyor, ne
senatoda. Örneğin Ermeniler, beyaz ırktan. İşte kendi
halkına yabancı, kendi ülkesinin sorunlarına fransız kalan
o meclis, 12 Ekimde "Ermeni soykırımını inkâr yasağı" yasa
tasarısını görüşerek yasalaştırabiliyor….Oysa tasarı, her
şeyden önce fransız uygarlığının temeli, kartezyen
mantığın inkârı anlamına geliyor. Bu yasayla, meclis,
ülkenin yalnız siyasal kültürüne değil, demokrasinin
esasına da tecavüz etmiş oluyor…
fransa, gerçeğin aynasına fransız kalıyor…!
Çünkü soykırım konusunda gerçeği bulmak için gerekli
kuşkuyu ifade özgürlüğünü, dolayısıyla demokrasinin
olmazsa olmazı tartışmayı ortadan kaldırıyor.
Yasalaşan, bu fransızlık sonrasında, Türkiye ile fransa
ilişkilerini dinamitlemeden önce, fransa'da polemik
yaratacak, siyasal erkle tarihçileri karşı karşıya
getirmenin yolları bulunmalı, perde bu pencereden
aralanmalıdır…
O fransız tarihçiler ki, geçtiğimiz 2004 ve 2005 yılında,
önce siyasileri hedef alan bir bildiri yayınlayarak:
"Tarih din değildir. Tarihçi hiçbir dogma, yasak, tabu
tanımaz. Özgür bir devlette, tarihi gerçek hakkında ne
parlamento, ne de adliye karar verebilir," demişlerdir ve
Ermeni soykırımını tanıyan ilk yasa dahil, fransa
parlamentosunun 1990'dan beri çıkardığı 4 "metazori tarih"
yasasının iptalini istemişlerdir...
ÜÇÜNCÜ SEYİR DEFTERİNDEN;
Yasalaşan bu durumun geçmişine bakıldığında, tasarı,
öncelikle 19 tarihçiden oluşan bu bilginler grubunu
karşısına alıyor. Bunların ilki, Yahudi cemaati.
Çünkü Ermenilerin davası, kanıtlanmamış.
Ermeni soykırımını, kanıtlanmış Yahudi soykırımına
yapıştırmak, böylece tazminat konusunda da Yahudi
soykırımı hukuki örneğinden "nemalanmak". Soykırım anma
günü olarak 24 Nisan'ı seçmek, bunlar raslantı değil,
çünkü 25 Nisan'da anılan Yahudi soykırımına "arefe"den
yamanıyorlar, Yahudiler, bu otlakçılığın farkındalar…
Tasarıya arka çıkmaları düşük ihtimal ise de kendi
soykırımlarının anılmasından da mutlu oluyorlar çünkü
gündem yaratmış oluyorlar…
63 milyonluk fransa'da, halkın sorunlarına çözüm üretmek
yerine 400 bin Ermeni'nin "soykırım" saplantısıyla uğraşan
bir parlamentonun, "Ekmek yoksa pasta yiyin!" diyen Marie
Antoinette'in siyasal erkinden farkı yok. Sonuçla; görünen
köye kılavuz gerekmediği…
PUSULA MI ŞAŞTI..?
Türkiye, böyle köşeye sıkıştırılamaz.
Türkiye, fransız gibi fransız da kalamaz….!
Kendi halkına fransız bazı politikacılar, esasen
ülkelerindeki demokrasiyi köşeye sıkıştırdılar. Yasa
teklifi 19'a karşı 106 oyla kabul edildi. Teklifin
yasalaşması için Senato'nun da onayı gerekiyor. Her ne
kadar, yasa teklifinin Senato'ya götürülme kararı
hükümetin elinde bulunuyor ise de, h0ükümet bu rotayı
izleyecek ve, Senato büyük bir olasılıkla bu yasayı
onaylayacaktır…!
. Genel Kurul'da, Patrik Deveciyan'ın 'Ermeni soykırımı'nı
reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifine ilişkin
olarak verdiği, bilim adamları ve tarihçilerin
çalışmalarının yasanın yaptırımlarından muaf tutulmasına
ilişkin değişiklik önergesi ise reddedildi.
Aynı saatlerde İsveç Akademisi'nin 2006 Nobel Edebiyat
Ödülü'nü Türk yazar Orhan Pamuk'un kazandığını açıklaması
siyasi yorumlara neden oldu.
Acaba dünya kamuoyunda ki, fransız kuşbeyinliliği ile
(doğadaki kuşları tenzih ederiz..) Ermeni soykırımı
iddialarını kabul etmeyenlere 1yıldan beş yıla kadar hapis
ve 45 bin Euro para cezası verilmesini öngören tasarı, 12
Ekimde yeniden Fransa Parlamentosu'ndan geçtikten sonra
ilk cezalar kime/kimlere kesilebilecek. Yoksa bizdeki,
burada sigara içmenin cezası …..YTL’dir, gibi mi olacak….
fransa ekonomisi için bu bir mali destek olarak mı
algılanacak, yada çözüm olarak mı kabullenilecek…..
fransız maliyesine, fransız kalınmayan bir çözüm mü
bulunmuş olacak…?.
Fransa Parlamentosu, 2001 yılında kabul edilen bir yasayla
da, bu konuyla ilgili tarihi gerçekleri çarpıtmış ve sözde
Ermeni soykırımını resmen tanımıştı. Şimdi bir adım daha
ileri giderek, soykırım iddialarını tartışmanın, doğru
olmadığını savunmanın cezalandırılmasını öngörüyor. Tarihi
gerçekleri ve bilimi dikkate almayan, fikir ve ifade
özgürlüğünü hiçe sayan bu faşizan yasa müsveddesi, fransız
parlamentosunun 18 Mayıs 2001 tarihli oturumda da gündeme
gelmiş, ancak gerek Türkiye’den ve gerekse de, Fransız iş
dünyasından gelen tepkiler üzerine zaman yetersizliği
gerekçesiyle oylanması ertelenmişti.
ROTA NEREYE DOĞRU OLMALIDIR;
12 Ekimde verilen karar, ”Çantada Keklik” mi..?
fransada 2007 yılında hem cumhurbaşkanlığı, hem de
parlamento seçimleri var. Ülkelerindeki Ermeni lobisini
gücünün çok abartılı biçimde algılayan fransız
politikacılarının bu kez yasayı çıkartarak, Ermeni
oylarının teminat mektubunu alması gerekiyor. Şimdilik bu
mektup, yine bizdeki bir tabirle ”Çantada keklik”mi, o
zamanın işi…Yine bizden “Zaman en iyi ilaç”
Peki, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac zaman içerisinde ne
yapacaktır ?
Türkiye ile ilişkilerin bozulmasından yana olmasa da, o da
Ermenistan gezisinde, o dönem bu müsveddeyi engellemek
yerine sahipleneceğini belli etmiştir. Hatta daha da
ileriye giderek, AB’ye girebilmek için Türkiye’nin,
Osmanlı İmparatorluğu tarafından gerçekleştirilen Ermeni
soykırımını kabul etmesi gerektiğini savunmuştur… Hemen
unuttuk ve yağdanlıkları ellerine alanların sözlerinin
arkasında beklemeye başladık. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac,
üzüntülüymüş..? hadi canım, ne üzüntüsü, adamlar zaten
duruma fransızlar, fransız kalıp da sonrasında, şatobrian
yedik, üzerine de Le Parisien du vein’mi içtik (kaliteli
et yemeği ve şarap) diyecekler…Bizden tabirle lütfen, aç
tavuk olmanın ve darı yemenin de gereği olmamalıdır…..
Bu durumda ne yapmalıyız?
Ne yapabiliriz?
Türkiye halkı ve siyasetçileri, görmeyen, duymayan,
konuşmayan üç maymun rolünü oynayarak bu sorunla baş
edemez.
Yasa kabul edilmiştir ve kesinleşti gözü ile de bakılması
gerekir…
fransa, Ermeni soykırımının asılsızlığını sergilemeyi
yasaklayan ve cezalandıran ilk ülke de değildir… Benzeri
ırkçı nefret yasaları daha önce, aralarında uygar ve
özgürlükçü görünümlü İsviçre ve Kanada’nın da olduğu başka
ülkelerde de kabul edilmiştir.
Kısa, net az ve öz, üstelik tek satırla…!
TÜRKİYE, TÜRK ASKERİNİ LÜBNAN’DAN
ÇEKMELİDİR….!
Neden ve niçin ve kimi korumaya benim masum Türk Askerim
oradadır…. Ermeni Soykırımını koruyan ülkeler arasında yer
alan Lübnan’ın, korunmasında, çocuklarımızın ateş topu
içerisinde ateşle oynatılmasındaki vebali tarihsel süreçte
kimler ve nasıl vereceklerdir.
TÜRK ASKERİM, DERHAL LÜBNAN’DAN ÇEKİLMELİDİR…!
Hatırlatmakta yarar var; Sözde Ermeni Soykırımın tanıyan
ülkeler:
”uruguay, arjantin, kanada, lübnan, güney kibris rum
kesimi, yunanistan, rusya, isveç, ısvicre, belcika,
slovakya, hollanda, polonya, ve fransa ile ab
parlamentosudur..” (YAZIM HATAMIZ YOKTUR, KÜÇÜK
OLDUKLARINDAN BU PARANTEZDE KÜÇÜK HARFLERLE
SIRALANMIŞLARDIR…!
Bu Ülkelerde Ermeni Lobilerinin de çok güçlü olduğu
biliniyor!
Şaşırmak gerekmiyor, bunlar, İstiklal Savaşımızın şanlı
tarihinde yer alan, yağmacı, talancı, ırz düşmanı,
emperyalist düşmanlarımızdırlar…!
Savaş kaçaklarıdır onlar….!
Onlar yıllar boyunca, yenilgiyi sindiremeyenlerdir..!
Onlar, yalanlarıyla Türkiye’mizden kuyruk acılarını almak
isteyen şarlatanlardır..!
Eğer Türkler soykırım yapmış olsalardı, bu Diaspora`daki
pisliklerin gıkı bile çıkamazdı…!
Bunların konuşması aslında soykırım olmadığının en büyük
kanıtıdır.
Bunların hepside, sınıf atlayamamış, fransız kılıklı,
fransız kalmışlardır…
Biraz da bunların , tarihsel not defterlerindeki
durumlarını iletmekte yarar vardır.
kanada: Avrupa'nın mahkumlarıyla oluşturulan bir ülkedir.
Soyu-sopu belli değildir. Hala "kraliçe"ye bağlıdırlar.
güney kıbrıs rum kesimi, yunanistan: E, herhalde kimse
kabul etmelerine şaşmamıştır. Yok ikili ilişkilerimiz
düzeliyormuş, yok tarihte ilk kez aramızda barış
rüzgarları esiyormuş. Soysuzdan dost olduğu görülmemiştir,
soysuz daima soyluyu arkadan hançerlemenin hesabı
içerisindedir..!
rusya: ABD mandası olunca halkı ve yönetimi bizdeki
tabirle ne oldum delisi olarak, sözde batıya açılmıştır.
isviçre: 2. Dünya Savaşı'nda "Alın ülkemizdeki yahudileri,
ama, aman bize dokunmayın" diyecek kadar şerefi ortada
olan, katledilen yahudilerin çalınan paraları ile
güçlenen, kara paranın cenneti olan yüzsüzlerin
merkezidir….
belçika: Kanlı para yemek için her şeylerini verebilen,
PKK'ya ve diğer sağ-sol tüm terör örgütlerie ülkesini
açan, terörist yatağı bir ülkedir.
slovakya: Bağımsızlık yaramamış olduğu, ülke olmanın
şaşkınlığındaki insan yığınıdır….
polonya: Şaşırtıcı bir vakıa olarak karşımızdadır.…
Soykırımdan en fazla nasibini almış bir ülkedir.… Ne de
olsa, AB şarlatanlığı gömleği üzerindedir, yakın
tarihlerini bile unutuvermişler. Nazilere, Yahudileri
teslim eden soysuzlardır….
fransa: Sömürdüğü ülkelerde 200 yıl boyunca yaptıklarını
unutturmaya çalışan, milli futbol maçlarında oyuncularının
renklerini net olarak gördüğümüz sömürülen ülkelerin
insanlarıyla şereflenmeyi arayan, ırkçı bir milletdir.
ab Parlementosu: Yalancı ve elleri kanlı, talancılar
olduğu bilinen adrestir…
TARİH İLLAKİ, TEKERRÜR ETMEYEBİLİR….
TARİH SADECE OKUNMAMALI, YAŞANMALIDIR…!
TÜRK MİLLETİ YILLARCA ŞANLI TARİHİ İLE
YAŞAMIŞ, DÜNYANIN TEK ÜLKESİDİR…!
Kurtuluş Savaşı'nda M.K.ATATÜRK önderliğinde Türk
Ordusu'nun yumruğunun az gelmiş olduğu artık ortadadır..
Bunlar boşu boşuna ortaya yem atanlardan da olmayıp, yine
bizden bir tabirle; “Bindikleri dalları kesen
cahillerdir..!” Yıllardır bugünlere geldikleri güçlü
ekonomilerinde yer alan insan varlığı olan Türkler olduğu
halde, bugün bu aymazlıkları yapmaları ise, tarih boyu
soysuz ve nankör bir milletler topluluğu olmalarından
kaynaklanmaktadır.
Bunların maalesef yine en büyük fransız kaldığı gerçek
ise; ülkelerinde ciddi bir Türk nüfusu oluşu ve bu nüfusun
çok büyük maddi gücünün oluşunu fark etmeyişleri yani
fransız kalmalarıdır.…
Keşke yıllar boyunca o insanları, sağlıklı ve güçlü bir
Cumhuriyet ekonomisi içerisinde barındırabilseydik, siyasi
aymazlıklar içerisinde olmaksızın oralarda işçi
sıfatlarıyla ezdirerek gönendirmeseydik.
Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusundaki bir ülke
olarak kalmayı somutlaştırıp da, ülkemizi ve insanımızı
muasır medeniyetlerin çizgisinde tutabilseydik.
Devletçiliği çöpe atmayıp, ülkemizin bu insanlarını,
şarlatanların memleketlerini de ezdirmeseydik…
Yaptık, bunların hepsini onların istedikleri şekilde
yapmayada devam ediyoruz. Şimdi bir sürü ev ödevlerimizle,
her gün dersimizi çalıştırılıyoruz… Sınavlardan
geçiriliyoruz… Ama sonuçta, hep sınıf tekrarı yapacağımızı
bile bile lades diyoruz…
HER ZAMAN VE HER YERDE TARİHLER ŞAHİDİMİZ OLSUN Kİ AYNI
ŞEYLERİ TEKRAR EDECEĞİZ..!
AB BİR OYALAMADIR, BİR SAVSATADIR..!
AB’ LİĞİ, BİZLERİ SEVR’E GÖTÜRÜP DE LOZAN’DA BULANLARIN,
ABD’NİN ENTRİKAL OYUNLARININ, VARILMASI OLANAKSIZ OLAN
UZAK HAYALİ VE HEDEFİDİR…..!
TÜRKİYE ELİ KOLU BAĞLI,
ÜÇ MAYMUN OYUNUNDA YER ALAMAZ..!
Elbette, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve Hükümet
düzeyinde yapılacakları vardır. Ancak bu ve benzeri resmi
diplomatik girişimlerle yetinmek doğru değildir.
Bizler bu ülkenin yurtseverleri, Kemalistleri, şehitlerin
evlat ve torunları olarak büyük bir sorumluluk içerisinde
olmak zorundayız.
İş alemi, basını ve sivil toplum kuruluşları olarak bir
araya gelinmelidir.
Türk ulusu hep birlikte ayağa kalkmalıdır.
Yaşadıkları ülkenin yurttaşlığına geçmiş olsalar da, yurt
dışındaki soydaşlarımız da, sadece fransada değil, artık
dünya genelinde, biz de varız diyebilmelidirler.
Avrupa basınında, fikir ve ifade özgürlüğünün
suçlanamayacağını, tarihin çarpıtılarak güncel politika
haline getirilemeyeceğini anlatan kampanyalar
düzenlenmelidir.
Bir süre önce, tarihin önyargılarla açıklanamayacağını
dile getiren fransız bilim adamları ve aydınlarıyla
birlikte, Dünya ve Avrupa’da benzeri görüşte olanların
birlikte yeniden harekete geçirilebilmeleri sağlanmalıdır.
Uluslar arası geniş katılımlı ve sürekli gündemde kalacak
çaba ve çalışmalar üretilmelidir…!
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞIMIZ İLK ATAĞINI YAPMALIDIR..!
Öncesinde diğerleri, şimdi de, fransız parlamentosu
özgürlükleri ve tarihi gerçekleri katletti.. Fazlasıyla
mütevazi olmaya da gerek yoktur. Seyirci kalmakla bir yere
varılamayacaktır…
Eylemlerimiz hep fikir arenalarında olmalıdır..!
Çünkü, Türkiye’miz, kesinlikle çaresiz değildir..
Ermeni’siyle, Rum’uyla, Gürcü’süyle, Yahudi’siyle,
Alman’ı, İngiliz’i, Fransız’ıyla, dinlisi, dinsizi,
katoliği, protestanı, ortodoksu, süryanisi, müslümanı yani
Allah’ın yaratılanıyla, yıllardır kardeşlik ülküsüyle
yaşayan Türk insanının onlarla birlikte yaşamından
kesitlerini Dışişleri bakanlığımız görsel olarak dünyaya
sunmalıdır.
Nasıl ki gazetelerde, bedava İncil, bedava Hz.İsa
VCD’lerinin reklamları hergün görülmekte, dağıtımı
aksamaksızın misyoner faaliyetleri içerisinde
yapılmaktaysa, Fransız, Yunan, İtalyan, İngiliz sair
mezalimlerin kayıtları tarihi arşivlerden çıkartılıp,
filmler, yazılı ve görsel eserler olarak dünya kamuoyuna
sunulmalıdır.
Filmler, diziler kimseden korkmadan çekinmeden tarihi
gerçekler çarpıtılmadan net olarak ülkemiz ve dünya
insanın gözleri önüne konulmalıdır.
Dışişleri Bakanlığımız, soykırım iddialarını destekleyen
bütün bu ülkelere karşı toplu bir diplomatik atak
geliştirmelidir.
Ermeni soykırımı yalancısı ülkelerdeki Türk Büyükelçileri
hep birlikte Ermeni soykırımı yalandır.. Yaşanan olaylar,
Ermenilerin isyanı ve işgal devletlerinin yanında yer
almasıyla tetiklenen bir savaş trajedisidir açıklamasını
yapabilmelidir…
ABD ve AB’den bu konularda icazet almak gibi bir gaflete
asla ve asla düşülmemelidir.
NOT: “Bu makalenin yazarı, TÜKORDER GENEL BAŞKANI olarak,
Diplomat olabilme sıfatına sahip bir TC. Yeşil Pasaportlu
Yurttaşı olarak, Devletimden gönüllü görevlendirmeyi
bekliyorum. Maaşa, karizmaya ihtiyacımız yoktur… Gönüllü
propoganda neferlerine ihtiyacımız vardır. Sonunda ölmek
bile olsa, fransaya gidip bu görevleri üstlenmeye de
hazırım..”
Aldıkları kararlar gereğince, tutuklayabiliyorlarsa
tutuklasınlar bakalım, diplomatik dokunulmazlıkları
delebiliyorlarsa delsinler bakalım…
Bakalım ve görelim,
Isırmaya mı çalışacaklar , yoksa fransız mı, kalacaklar,
..…
Isırmak isteyenlerle ilişkilerimizi büyükelçilik altındaki
düzeylere indirmek bile bizlerin kararlı tutumunun
göstergesi olabilecektir.
TÜKETİCİ MEMNUNİYETİNİ SAĞLAYANLAR BİZLERİN
HEDEFİ OLAMAZLAR, OLMAMALIDIRLAR…!
Sözde Ermeni soykırımı iddiasında bulunan ve onaylayan
ülkelerin tüm insanlarını, yatırımcısını, Türkiye’deki
ticari ortaklarını suçlamak ise en büyük yanlıştır.
O ülkelerin içerisinde de, milyonlarca o ülke yurttaşı bu
gibi kararları onaylamamaktadır.
Seçim sandıkları bunlara ders verilebilen en anlamlı
yerlerdir.
Dünya globalleşmesi öncelerinde, sosyalist düşüncenin
odağı, kapitalist ve emperyalist dünya görüşünün önüne
geçmek idi.
Ancak değişen dünya atmosferi içerisinde, insanların
sınırsız olanaklarla donanmaları, gelişen teknoloji,
nükleer ve biyolojik silahlar, görüşlerde sapmalara, neden
oldu. Bu sapmalar ise yerlerini önce kişisel, sonra
grupsal, sonra toplumsal, sonra da ülkesel ve öbeksel ülke
menfaatçılıklarına doğru kaydırarak, emperyalizmin dümen
suyunda demirden, çelik elde edildi….
Tabir yerinde ise, demir gibi sosyalistler, çelik gibi
birer kapitalist olarak, bulundukları toplumların köşe
başlarında yerlerini aldılar.
Ülkemizde sözde Ermeni soykırımı iddiasına katılan
ülkelerin, birçok yatırımcı ticari ve mesleki kurumu ve
kuruluşu bulunmaktadır.
Türk insanının, ekonomisine canlılık ve ivme kazandıran,
vergisini ödeyen bu yatırımcılara karşı hasmane
yaklaşımları ise büyük bir yanlıştır.
Ancak, bu tarihten itibaren daha kalıcı ve unutulmayacak
önlemler de alınmakta gecikilmemelidir.
Soykırım yalancılığında ısrar eden ülkelerin Türkiye'deki
ihalelerden dışlanmaları da gerekir.
Böylece bilinir ki, bir ülkenin parlamentosu hiç üstüne
vazife olmadığı halde soykırım yalancılığına soyunur ve bu
yanlışından dönmezse, o ülkenin şirketleri Türkiye’deki iş
pastasından pay alamazlar. Pay almak istiyorlarsa,
ülkelerindeki neo-faşist Türkiye düşmanlığına karşı
mücadele etmeleri gerekir. Bu kadarı da fazla. Türkiye
bütün dünyayı karşısına mı alacak, Türkiye, yalnız kalır
diye korkanlar olabilir.
Ancak;
Korkunun ecele faydası yoktur. Türkiye, Ermeni soykırımı
yalanına tepki göstermeyince kendisi için dost
biriktirmiyor. Tam aksine, ırkçı nefretin daha da
gelişmesini, yayılmasını cesaretlendiriyor demektir.
İnsan hakları savunucusu olduklarını sık sık ortaya atan
ülkelerin başında gelen, Fransa, sözde Ermeni soykırımı
yasanın kesinleştirerek, uygulamak istediği para ve hapis
cezasıyla da kendi desteklediği insan haklarına ters
düşmek becerisini gösterebilen bu alanda başarılı
sayabileceğimiz bir ülkedir.
Onlar, 1789 da halkının ne için ayaklandığını bile tarihte
bırakabilmek başarısı gösterebilen bir ülke olarak dünya
tarihinde bir tezat oluşturabilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin güvence altına aldığı
ifade özgürlüğünü ihlal ettiği konusunda uzmanlar hemfikir
gözüküyorlar. fransanın bu uygulamaya gidecek olmasını
ise; fiyasko olarak görüyorlar….
Uzmanlar bu yaklaşımı, yaklaşan seçimlerin oy avcılığı
olarak niteliyorlar…
Ancak Fransa için oy avcılığı olan işbu şarlatanlık,
Türkiye için artık bir onur oyalayıcılığı boyutunu aşmış,
onur kırıcılığından onur katletmeye geçiştirilmiştir…
BAŞBAKAN ERDOĞAN, FRANSIZ MALLARINA BOYKOTA KARŞI ÇIKMAKLA
HAKLI MI..?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, fransız mallarına boykot
girişimine karşı çıkarak, toplu bir eylemin yanlış
olacağına işaret ediyor.. Başbakan Erdoğan, "Attığımız
adımları, sonuçlarını iyi hesap ederek atalım" diyor…
Erdoğan yanı sıra da, özellikle parti teşkilatlarının bu
konuda hissi davranmaması için uyarılmasını istiyor…
Başbakan Erdoğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK)
toplantısında fransa Parlamentosu'ndan çıkan karar
öncesinde kurmaylarını uyararak, fransa İçişleri Bakanı
Nicholas Sarkozy ile iki kez telefon görüşmesi yaptığını
hatırlatarak, fFransız işadamlarıyla da bir toplantı
gerçekleştirdiğini dile getiriyor.
"Biz elimizden geleni sonuna kadar yapacağız" demekle de,
bu işin sokaklara dökülerek yada ülke ekonomisinde yer
alan fransız yatırımcı ve ortaklarına zarar vererek,
ülkenin insanına ve ülkemiz ekonomisine zarar vermek
olduğunun altını çiziyor.
Doğru da söylüyor. Kötü yola düşen bir kişinin çocukları
da mutlaka kötü yolda olacaktır diyen bir öngörünün
arkasında olmamak gerekir. Öyle bir kişinin benzeri
çocukları olabileceği gibi, birer namus ve irfan abidesi
evlatlarda bu toplum ve millet içerisinde yerini alabilir.
Hoşgörü ve mantık süzgecinden fikirler geçirilmeli ve
ortak ana fikirle bu konulara tepkinin ortak Türkiye eylem
plan ve programları ile çözümleri somutlaştırılmalıdır.
Başbakan Erdoğan, "Hissi davranmamalıyız. Yaptığımız
davranışın sonuçlarını iyi hesap ederek adım atalım"
değerlendirmesini yaparak, Türkiye pazarında Fransa'nın
otomotiv sektörünün yüzde 24'ünü elinde bulundurduğu
bilgisini de kurul üyelerine vererek, kırmızı çizgileri
olan, yol haritasını da belirlemek istiyor.
Başbakanı bu yaklaşımından dolayı da takdir ediyoruz. Bu
güne kadar yaptığı en akılcı konuşmalarından birisi olarak
belleklerimizdeki yerini koruyacaktır.
BAZI SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN, SENDİKALARIN, SİYASİ
OLUŞUMLARIN, MİLLETİN MANEVİ DUYGULARINI GALEYANA
GETİRMESİNİ İSE TASVİP ETMİYORUZ..!
Ankara Ticaret Odası Başkanı; Ankara Ticaret Odası
Meclisi, Fransa Meclisi'nin kararını geri alması için
Fransız mallarını almama çağrısı yaptı.
Ankara Ticaret Odası Meclisi, Fransa'nın Ermeni soykırımı
ile ilgili yasa tasarısı karşısında alınacak önlemleri
görüşmek üzere toplanıyor, toplantı sonrasında; fransa
meclisi'nde Ermeni soykırımını kabul etmemeyi suç sayan
kararın geri alınmasını sağlamak için fransız mallarının
alınmaması yönünde karar alındığını kamuoyuna duyuruyor.
Oysa Oda Başkanı, bu kararı açıklarken, fransa ile Türkiye
arasındaki ticaret hacminin 10 milyar dolar olduğunu,
Türkiye'de faaliyet gösteren fransız menşeli firmaların 15
milyar dolarlık mal satımı gerçekleştirdiğini ifade ettiği
halde biraz politik yaklaşımını ön plana çekip, iki ülke
arasındaki mevcut ticari ve ekonomik ilişkilerin
bozulmasından fransızlar'ın daha fazla zarar göreceğini
vurguluyor. Yani yine bizden bir tabirle, “Hem nalına,
hemde mıhına vuruyor..!”
Oda Başkanlarının, odalarındaki konumları odalarını temsil
etmek ve mensuplarının hak ve menfaatlerini korumaktır.
Yanı sıra da, odalarının üyelerinin ülkenin hak ve
menfaatlerine en üst düzeyde katılım ve desteklerini
sağlamak olduğu da kesindir.
Türk insanı fransada yasalaşan karar öncesine kadar,
yazımızın ilgili bölümünde belirttiğimiz ülkelerin
hangilerinde bu güne kadar, bunlar düşünce ve fikir
ihlalidir, bizler bunlara karşı tepkiliyiz diyerek, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava açmışlardır. Açmış iseler
acaba sayıları kaçtır.
Bugün, o ülkelerde yaşayan insanlarımızın tamamı, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nin kapısında sıraya girseler,
sadece dava dilekçelerinin kabulü aylar sürecektir…
Böyle bir tepki neden verilmemiştir. Oda ve Sivil Toplum
Örgütlerinin başlarındaki bizler, bu kimliklerimizi siyasi
yatırım araçları olarak kullanmaktan uzaklaşmalıyız.
“TÜKORDER” Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği
Genel Başkanı olarak ve bu makalenin, yine Dünyanın ve
Türkiye’nin en kapsamlı Atatürk Bilgi ve Belge Bankası
olan, http://www.ataturksitesi.com sitesi, Editörü olarak
öneriyorum;
SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARINI KABULLENEN ÜLKELERDE
YAŞAYAN VE YATIRIMLARDA BULUNAN TÜRK İNSANLARININ AVRUPA
İNSAN HAKLARI MAHKEMELERİNE, DÜŞÜNCE VE FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ
İHLAL EDİLMEKTEDİR işaretiyle dava açmaları gerekmektedir.
Bu ülkelerdeki Türk camialarının ve sivil toplum
örgütlerinin bu girişime öncü olmaları ise elzemdir.
YUMURTA ATMAK, SİYAH ÇELENK BIRAKMAK GÜNÜ YAŞAMAKTIR..
OYSA KALICI VE KESİN HEDEFLER BELİRLENMELİDİR..!
Basından sık sık sivil toplum örgütlerinin, partilerin,
sendikaların muhalif oldukları konuların muhatabı
saydıkları yerlere siyah çelenk bıraktıklarını, pankartlar
taşıyıp, bağırıp çağırdıklarını, legal de olsa sloganlar
attıklarını, hatta daha da ileri giderek, hedef saydıkları
odaklara, yumurta veya domates attıklarının haberleri
sıkca izlenmektedir.
Bunlar yanlış davranışlar mıdır ?
Doğrudur, deniyorsa doğru, yanlıştır deniliyorsa da
yanlıştır..!
Pekala hem doğru hem yanlış olmak ne demektir…?
Günü kotarmak, günden pirim almak için yapılan her yasal
eylem doğrudur..!
Günü kotarma yerine, geleceğe yönelik, kalıcı ve çözüm
üretmeye yönelik, şiddeti içermeyen, illegal olmayan,
hukukun üstünlüğü içerisinde halkın desteği ile yapılan
ses getirici her tür eylem de doğrudur..!
Açıklananlar doğrultusunda da, yanlışlar zaten
ortadadır..!
Atılan yumurtaları yemek için can atan aç ve sefil nice
ülkemiz ve dünya insanını unutmamak gerekir…!
Atılan yumurtaları, temizlemek için sarf edilen suyun,
elektriğin,temizlik maddelerinin ise milli gelirden kayıp
olduğu düşünülmelidir..!
Eylemler hiçbir zaman korku ve endişe verici olmamalı,
düşündürürken, çözüme yaklaştırmalıdır.
Fransanın, Türk vatandaşlarına uyguladığı vize ve
çıkardığı zorluklar aynı şekilde karşılık bulmalı ve
Fransız vatandaşlarıyla benzer kararları alan diğer ülke
vatandaşlarının Türkiye'ye seyahatlerinde vize uygulaması
getirilmeli diyen bir zihniyetin, Türkiye turizmine
verdiği zararı acaba turizmciden ve turizmden geçimini
sağlayanlar dışında kimler açık ve net olarak anlayabilir…
Milli değerlerine, devletçiliğine, sahip çıkmakta lakayt
olmuş bir ülkenin çocuk ve torunları olmanın faturaları
gün geçtikçe önce bizlere, yarınlarda ise çocuklarımıza ve
onların çocuklarına silsile olarak yansıyacaktır.
TÜRKİYE’nin ULUSAL EKONOMİSİNE ZARAR VERİCİ BOYUTA DOĞRU
YÖNLENDİRİLEN EYLEMLERİ DESTEKLEMEYİZ…
fransada 'Ermeni soykırımı yoktur' diyene ceza verilmesini
öngören yasadan sonra, işadamları da, olası bir boykot
konusunda net bir görüş ortaya koyamıyor.
Bazı ticaret ve sanayi dernekleri ile tüketici örgütleri
boykot çağrısında bulunurken, daha geniş bir kitleye hitap
eden örgütler, (Örneğin TÜKORDER gibi) ise sakin olunması
gerektiğini belirtiyor. fransa parlamentosunda Türkiye
için kritik öneme sahip tasarının görüşülmesinin
sonrasında verilen kararla birlikte, sivil toplum
kuruluşlarından farklı sesler yükseliyor.
(fransız) MALLARINA BOYKOT YAPALIM, SONUCUNA DA,
KATLANALIM MI..?
fransa, düşünce özgürlüğü önüne büyük bir engel oluşuran
“Ermeni soykırımı yoktur” diyene ceza verme kanununu
meclisinden geçirdi. Böyle olunca da; bu karar Türkiye’de
büyük bir tepkiye neden oldu. Ancak fransaya bu kararından
dolayı gösterilen tepkilerin doğallığı kadar, bu
tepkilerdeki tutarsızlıkları da gözden kaçmıyor değil.
Fransız mallarına boykot yapmaktan bahseden çevrelerin
Türkiye’de TSK’nın ticari kuruluşlarının en büyük ortağı
durumundaki Renault ve Arcelor hakkında tek bir söz
söylememesinin nedeni nedir acaba?
Yıllardır OYAK (Ordu Yardımlaşma Kurumu) ile ortak çalışan
bir Renault var. Bunun yanı sıra 30 Aralık 2005’te
Türkiye’nin milli çıkarları kavramını öne çıkararak OYAK
tarafından alınan Erdemir’in yüzde 20.2 oranındaki hissesi
fransız şirket Arcelor’a satıldı.
Fransız şirketlerinin ürettiği ve küçük esnafın sattığı
ürünleri boykot etme veya Fransız şirketlerini ihalelerden
men etme çağrılarında bulunanlar, aynı zamanda da ince
hesapları toplumsal arena ölçeğinde yaparak, tutarlı
olmalıdırlar.
İşte Türkiye’de en etkin Fransız kuruluşları: Total, Elf,
Carrefoursa, Danone, Tefal, Michelin, Renault, Peugeot,
Citroen, Lacoste, L'Oreal, Lancome, Christian Dior, Avon,
Onduline, Lafarge, Chryso, Air France, BIC, Cartier,
Sheaffer, Le coq sportif, Alcatel, AXA, Güneş Sigorta,
Başak Sigorta, Başak Emeklilik Societe General Bankasi,
TEB (Türk Ekonomi Bankası) Sanofi, Servier...
Peki bu şirketlerle çalışan ortak olan kuruluşlar kim?
OYAK, KOÇ, Sabancı...
O halde boykotsa, buyurun boykota;
Tepkiyse buyurun tepki vermeye.
Sonuç ve faturayı da düşünmeliyiz o zaman..!
Eylemleri, bu yazının ana fikriyle de sabitlediğimiz üzere
aklı selimde ortak noktalarda kesiştirerek ortaya koymaya
evet, diğerlerine HAYIR…!
“TÜKORDER” hasmane hareketlerde bulunmaksızın, milli
heyecanımızı siyasi hezeyana kaptırmaksızın, önce
Devletimizin, gerektiğinde tüm sivil toplum
kuruluşlarının, özel sektör kuruluşlarının vb.lerinin her
türlü önlemi alması gerekirden de yanayız..’
Ama öylesine, meydanlara çıkıp da; (fransız mallarını
boykot edelim) dersek, bu önlem içinde, birincil olarak
Türkiye'de üretim yapan firmaları, sonrasında da, bir
anlamda kendi kendimizi vurmuş oluruz. Çünkü bu
fabrikalardaki üretim, Türk işçiliği ve Türkiye'de
üretilen ham maddeler kullanılarak yapılmaktadır.
İşte bu filmin ana konusu da budur…
Türkiye'de, bağımsız ve güçlü bir ülke olarak bu hasmane
tutuma karşı birtakım aksiyonlar olacaktır. Bu
aksiyonların hepsinde olacağız. Ancak bu aksiyonlar
içinde, galeyana gelerek kendi kendimize ceza kesme
durumuna düşmeyelim istiyoruz.''
Yanlış eylemlerden, ne fransa, ne de fransız yatırımcılar
zarar görmeyeceklerdir. Yanlış eylemlerin tek adresi
Türkiye tüketicisi ve Türk Devleti olacaktır.
Kapanan işyerleri ve fabrikalardaki istihdam sokağa,
sokaktaki insan ise birbirine düşecektir. Üretim girdileri
donacak, donan üretimsizlikten dolayı da, milli gelir
refah paylarımızın düzeyi aşağılara inecektir.
Vergi, sigorta vb girdi getirilerindeki düşüşler, devlet
açısından kasada azalma olarak belirginleşecektir.
Tıpkı kaçak elektrik kullananların kullanım bedellerini,
namuslu abonelerin ödemeleri gibi, bu kez sokaktaki
çalışmayan işsizin yükü çalışanın sırtına binecektir.
“TÜKORDER” olarak; Yanlış adreslerde ve yanlış eylemlerle
gerçekleşen tabloları düşünmek bile istemiyoruz.
“TÜKORDER” olarak; Türkiye, Türkiye’de ve Dünyadaki
siyaset misyonunu ağır ve vakur bir şekilde
hissettirmelidir, diyoruz..!
Sokaktaki insan zaten kendine şenlik aramaktadır. Bu
nedenle, siyasi prim beklentilerinden uzak durmalıyız..
fransız ortaklıkların, mağazaların, firmaların önlerinde
de şarlatanlık yapmalarda ise asla ve asla
bulunmamalıyız..!
Türk insanı asla kalleş olmadığı ve misafirperver olması
ile tarihlere mal olmuştur.
Tarihteki ayıplar, ayıplarla asla kapatılamaz..!
Tarihi ayıpları tarihçiler ya düzeltmelidir, yada
düzeltebilmelidirler.
Siyasetçiler, tarihçilere destek olmalıdırlar.
Sivil toplum örgütleri ülke ve milletin menfaatlerinde
siyasi beklentiler ve siyasi şovlardan da kesinlikle uzak
durmalıdırlar.
Çünkü gidilen her yanlış adresten geri dönmek de vardır.
fransız yada ermeni senaryosuna katılan yada katılacak
ülkelerin ticari yatırımları ve girişimlerine karşı eğer
bir boykot olursa, tabii ki bundan Türkiye zarar
görecektir.
Sektörler, gördükleri zararları karlılık hanelerinden
düşerken,
insanlar gördükleri zararı yaşamlarından düşmektedirler..
“Tükorder” Tüketiciyi koruma ve Bilinçlendirme Derneği,
öncelikli hedefleri ve temel ilkeleri arasında, tüketici
haklarını korumayı ve tüketicilerin bilinçlendirmesini
barındıran, herkesin bir tüketici olduğu bilinciyle,
bilinçli tüketimin bilinçli üretim ile iç içe olduğunun
bilgi ve görgüsünü yaymaya çalışan farklı bir, tüketici
sivil toplum örgütlülüğü yapısına sahiptir.
TÜRKİYE'DEKİ FRANSIZLAR ile fransadakileri
KARIŞTIRMAMALIYIZ..!
Türkiye'de otomotiv, gıda, sigortacılık, bankacılık,
perakende, akaryakıt başta olmak üzere, pek çok sektörde
toplam 524 Fransız sermayeli şirket faaliyet gösteriyor.
“TÜKORDER” olarak yaptığımız araştırmalar sonucunda çok
önemli ve ülke ekonomisine saç ayağı olmuş verilere
ulaşılmıştır. Türkiye ekonomisinde yer alan,
ve öne çıkan bazı fransız firmalar şöyledir:
-- Ziraat Bankası'nın Başak Emeklilik'teki yüzde 41'lik
hissesini alan Fransa'nın en büyük ikinci sigorta şirketi
olan Groupama,
-- 1969'dan beri OYAK ile ortak faaliyette bulunan
Renault,
--Türkiye Ekonomi Bankası'nın (TEB) ortağı BNP Paribas,
-- Dünya perakende devi Carrefour,
-- 1989'dan beri çimento sektöründe faaliyet gösteren
Lafarge
--Türkiye, taze sütlü ürünler ve şişelenmiş suda dünya
lideri ve tatlı bisküvilerde dünya ikincisi Danone,
-- 1992 yılından beri ayrı ayrı faaliyet gösteren, daha
sonra da Total Oil Türkiye adı altında birleşen Total ve
Elf,
-- Yemek şirketi olan Sodexho,
-- Türkiye'de yaygın olarak satılan Citroen ve Peugeot,
-- Türkiye'ye 1989'da giren L'oreal.
NE ALDIK – NE SATTIK – NELER YAPACAĞIZ…?
Türkiye ile fransa arasındaki dış ticarette kara ulaşım
araçları önemli yer tutuyor.
Halen ihracatın ve ithalatın yaklaşık yüzde 30'unu kara
ulaşım araçları oluşturuyor. Türkiye, Fransa'ya, kara
ulaşım araçları, giyim eşyası ve aksesuarları, tekstil
elyafı ve mamulleri, sebze-meyve ve ürünleri, elektrikli
makine ve cihazlar,
haberleşme ve ses kayıt cihazları ihrac ediyoruz.
Fransa'dan ithal edilen ürünler arasında ise kara ulaşım
araçları, elektrikli makina ve cihazlar, demir-çelik,
vitaminler hormonlar, antibiyotikler, ilaçlar, tıbbi eşya,
plastik ve ürünleri, organik kimyasal ürünler, metallerden
nihai ürünler, çeşitli mamul
eşya bulunuyor. Bunlar almakta ve satmakta olduklarımız.
Büyük girişimlerin altyapıları hazır durumda,
GÖZ ARDI EDİLMEMESİ GEREKEN BİR GERÇEK,
TÜRKİYE’DE BÜYÜK YATIRIMCI RENAULT VE
OYAK (Ordu Yardımlaşma Kurumu)
Renault Yönetimi, karşılıklı ilişkileri zedeleyebilecek
güncel görüş ayrılıkları ne olursa olsun, Türkiye'ye
inanmaya devam edeceğini, yasadan sonra açıkladı.
Fransa meclisinin, sözde Ermeni soykırımının inkarını suç
sayan teklifi kabul etmesinin ardından, Renault'tan
yapılan bu yazılı açıklama çok yerinde..
Kuruluşun, 37 yıldır Oyak ortaklığıyla endüstriyel ve
ticari faaliyette bulunduğu Türkiye'nin kalkınmasına ve
sürdürülebilir büyümesine, sürekli olarak geliştirdiği
üretim ve ihracat performansıyla katkıda bulunduğu
aktarılan açıklamada, Renault'un, birlikte yaşayarak
başarıyla atlatılan kriz yılları da dahil olmak üzere son
10 yılda; her yıl içerisindeki düzenli olarak sürdürdüğü
yaklaşık 50 ile 200 milyon avro tutarındaki yatırımları
ile istihdama katkıda bulunmaya devam ettiği kaydediliyor.
Renault’un ülkemiz ekonomisindeki yerinden biraz bilgi
vermekte yarar vardır;
Bursa fabrikalarında çalışan 5.500 kişi ve 12 bin kişinin
istihdam edildiği yan sanayi firmaları ile birlikte, 2006
yılında 240 bin otomobil (Yeni Clio, Megane Sedan, Symbol)
üretecek ve üretimin yüzde 80'ini 100'den fazla ülkeye
ihraç edecektir.
Bu Renault satış şebekesi ise 8 bin çalışanıyla 2006
yılının ilk 9 ayında yüzde 85'i yerli üretim olmak üzere
40.850 adet otomobil satışı gerçekleştirmiştir.
İŞTE ÖNEMLİ BİR FIRSAT..!
Türk fransız yatırım ortaklıkları bazında aşağıdaki modern
Türkiye’nin yapılandırılmasında ses getirecek projeler
yapılabilirlik aşamalarına kadar ulaşmış…
İşte önemli fırsat bu yatırımlara yönelik olabilir, çünkü
bunlar çok büyük projeler..!
* Sinop'ta kurulması planlanan 5 milyar dolarlık nükleer
santral projesi,
* Marmaray metro sistemlerinde kullanılması planlanan ve
yaklaşık 2 milyar dolarlık maliyeti bulunan araçlar
* İstanbul ve İzmir, Adana, Konya, Kayseri ile diğer
büyükşehir belediyelerinin de inşa edecekleri metro
hatlarında kullanılacak araçlar
* Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 52 adetlik helikopter
ihalesi
* Savunma Sanayi Müsteşarlığının yatırım programında
bulunan İnsansız Hava Araçları, denizaltı kurtarma gemisi
projesi başta olmak üzere diğer önemli tedarik projeleri
* Üçüncü boğaz köprüsü ile ikinci tüpgeçit projesi
* İzmit körfezine yapımı planlanan ''asma köprü''
* TCDD Genel Müdürlüğünün hızlı tren hatlarında
kullanılacak olan elektrikli ana hat lokomotifleri ve
banliyö trenleri
SONUÇ OLARAK;
Fransız mallarına boykot uygulamanın çok anlamlı
olmayacağını savunanlar ile boykotta ısrarcı olanların
durumunu netleştirmek ancak ve ancak tutarlı bir politika
uygulayabilmemiz ile başarıya ulaşabilir.
Cumhurbaşkanı, TBMM, Hükümet ve Millet birlikteliği ile
ortaya konulacak genel kabul görmüş eylemlerle
olanaklıdır.
Aksi takdirde, Kendi kendimizi vururuz..
Tüm bu yazdıklarımız ve somut veriler bağlamında, ticari
ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için,
siyasetin-ticarete karıştırılmaması gerekmektedir.
Yıllardır Türkiye üzerinde oynanan, ambargoların,
kotaların faturası bu millete ve bu milletin esnafı ile
tüccarına dolayısı ile ekonomisine, üretici ve
tüketicisine yansımıştır.
Sanayimizin bu tür engellerle büyümesinin önüne setler
çekilmiştir.
Uyanık olmanın zamanı içerisindeyiz..
Bu ülkeyi bölmek için sürekli didinenler içeride olduğu
gibi dışarıda da durmaksızın ve yılmaksızın uğraş
vereceklerdir.
Milleti tahrik etmek, birtakım şer odaklarını beslemek,
sakin suları bulandırmak maharetini sinsice oynamak,
gelişen ekonomileri yıpratarak kendi emperyalist
emellerini monte etmek, ülkeleri iç savaşlara sürüklemek,
halkları birbirlerine düşman etmek gibi tüm maharetlerin
başarılı aktörü, her zaman ve heryerdeki gibi ABD’dir..!
Karşılıklı ilişkileri zedeleyebilecek güncel görüş
ayrılıkları ne olursa olsun, Renault ve diğer ülkemizde
yatırımları olan fansızlar gibi, fransız halkınında
gereksiz yere suçlanılması yanlıştır….!
Şarlatan fransız siyasetçileri ile de bunların eş
tutulmaması gerekir..!
Türk Milletinin düşünceleriyle, TBMM’de seçtiklerimizi,
Fransız milleti ile de, Fransız meclisindeki seçilmişleri
aynı mantık süzgecinden geçirerek değerlendirirseniz,
suçluların halklar olmadığı görüşümüzde bizlerle birlikte
olduğunuzu fark edeceksiniz.
Kamuoyuna, saygılarımızla sunulur.
ÖNER SAMANLI
“TükoRder”
TÜKETİCİYİ KORUMA ve BİLİNÇLENDİRME DERNEĞİ
GENEL BAŞKANI
http://www.tukorder.com
http://www.tuketiciyikoruma.org
e-posta: tukorder@hotmail.com
DÜNYANIN VE TÜRKİYE’NİN EN KAPSAMLI ATATÜRK SİTESİ
EDİTÖRÜ
http://www.ataturksitesi.com
http://www.ataturksitesi.net
e-posta: onersamanli@hotmail.com
BU MİLLETİN CUMHURBAŞKANINI BU MİLLET SEÇMELİDİR..!
HALKIN CUMHURBAŞKANI SEÇİM ADAYI
http://www.cumhurbaskani.net
http://www.cumhurbaskani.info
e-posta: onersamanli@hotmail.com
Mersin - 16 Ekim 2006