ATATÜRK MAKALELERİ

 

SOSYAL DEMOKRASİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER SÖZDE ATATÜRK 'ÇÜLER

"Türk Uygarlığı En Kısa Zamanda Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üstünde Yeni Bir Güneş Gibi Doğacaktır."

KEMAL ATATÜRK

SMMM Öner SAMANLI
TÜKODER, TÜKETİCİYİ KORUMA
DERNEĞİ İÇEL ŞUBE BAŞKANI

Sosyal Demokrasi, ülke insanlarının birbirlerini sömürmediği, yabancıların da ülkeyi sömüremeyeceği,kalkınma erekli girişimler bağlamında bile, ülkenin başka ülkelere sömürtülmediği bir düzendir. Ülke içerisindeki herkesin, düşünce ve kişilik gelişiminin sağlandığı, yaratıcı ve yapıcı insan gücünün ivme kazandığı, bireysel çabaların toplum yararına değişiminin sağlandığı; Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel baskıların ötesinde, olanakların dengeli ve haksal boyutla dağılımın yapıldığı bir sistemi, bir olguyu savunur.

Günümüz politikacıları ve o politikacıların atadıkları yöneticilerle yön bulan ülkenin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yapısında yetki sahibi olan düşünceler, hızlanan yurt ve dünya koşullarına ayak uydurmak ve sorunlara (sanki o sorunların oluşumundan ve nasıl oluştuğundan apansız haberdar olmuşlar gibi davranış modeli içindeki onlar) geçerli çözümler bulmak üzere, ülke kalkınmasını sağlamak, ülkemizi ekonomik düzlüğe çıkarmak üzere tüm umutlarını IMF ve ABD'nin reel ekonomik yardım kuruluşlarına bağlamış olmalarına karşın, rahatlıkla ve aymazlık içerisinde sosyal demokrasiden söz etmektedirler.

Temmuz 2001 sürecinin ikinci haftasına gelinmiş olduğu şu dönemde IMF'nin istediği koşulları; Başbakanı Bülent Ecevit gibi eski bir sosyal demokrasi söylemcisinin başı olduğu hükümetimizin sağlamamış olması da, 1,5 Milyar ABD Doları kredinin verilmesini ertelemiş durumda. Bu kredi eğer IMF'nin koşumu olan gerekler yerine getirilirse, bugün yarın verilecek ve ekonomimiz düze çıkacak.

Rahmetli İsmet Paşa, CHP'sinde kendisine muhalif olanlar için doğru söylememiş mi ?"

Bu takımın kazanması halinde, memleketin ve partinin geleceğinden endişe ederim!"

İsmet Paşa'nın sözünü ettiği takımın kaptanı Bülent Ecevit, şimdi Başbakan; Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetiyor. Sözü edilen o takımın ikinci Kaptanı Deniz Baykal' da CHP'sinin Genel Başkanı ve CHP'yi yönetiyor.

"CHP, bir yılı aşkın süredir toplumun aydın plâtformuyla ortak çalışma içinde. CHP, yeniden "yenilikçi" köklerine dönüyor. "Çağdaşlaşma" genleri, bir kez daha kabuklarını kırıyor. Atatürk inkılaplarının... Sosyal Demokrat hareketin bugünkü aşaması yeni sol. Türkiye siyasetinin bir ayağı, CHP'nin temsil ettiği doğrultudur. Kökü; Tanzimat, Batılılaşma, İttihat-Terakki ve Cumhuriyeti var eden Anadolu İhtilalidir. Atatürk İnkılâplarıdır. (Güneri Civaoğlu, Bugün, "Kökler" Milliyet,30.06.2001)

Başbakan Bülent Ecevit, uzun süredir aranan Milli Savunma eski Bakanı ANAP'lı Ercan Vuralhan'ın Atatürk'ün Florya Köşkünde yakalanmasına; "Türkiye'de bazen garip şeyler oluyor" diye tepki gösterdi. Bülent Ecevit bu konuda; "Yadırganacak bir olay, ayrıntıları bilmiyorum. Yorumda da bulunmak istemiyorum. Türkiye'de bazen garip şeyler oluyor" dedi. (Milliyet 21.06.2001)

Kadını Anlamak başlığı altındaki yazıda, Yazar Pakize Suda, kadınları anlamaya çalışan erkeğe diyor ki: "-Hamamböceğini takip edeceksin! Hamamböceği hızla bir istikamete doğru yol alırken, hiçbir engelle karşılaşmamasına rağmen aniden durur ve bambaşka bir yöne doğru koşmaya başlar. Bunun nedenini çözdün mü, kadınları da anladın demektir." (Milliyet 16.06.2001)

SOSYAL DEMOKRASİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

Sosyal Demokrasinin Önündeki Engeller ve Sözde Atatürk'çüler başlıklı bu yazın ile yukarıdaki üç paragraftaki kaynakları gösterilen yazıların ne ilintisi var diye düşüneceksiniz, haklısınız da;
Ama ilintili olup olmadığını yazımızın tümünü özümsediğinizde yalın anlayacaksınız.

Adam dağ yolunda giderken arabası birden stop etmiş durmuş; Açmış kaputu bakıyor, kulağında bir ses;
"- Plâtin meme yapmış, temizlesene!"
Dönmüş bakmış, bir eşek, şaşırmış, başka kimse var mı diye çevresini gözlemiş...
Eşek bu ya! Kızıvermiş:
"- Sağa sola bakıp durma, ben ne söylersem onu yap, plâtine bak diyorum sana!"
Adam korkudan arabayı bırakıp, yokuş aşağı koşmaya başlamış...
Karşısına bir adam çıkmış;
"-Ne oldu hemşehrim, arkandan bir kovalayan mı var, yoksa darda mısın?"
Adama olanı biteni anlatmış...
Dikkatle dinleyen adam gülmüş:
"- Eşek ne dedi?"
"- Plâtin meme yapmış, dedi! "
" - Halt etmiş o! Onun ihtisası traktör motorudur, benzinli otomobil motorundan anlamaz!"

Türkiye'yi kurtarmaya soyunanlar, kesinlikle benzinli otomobil motorundan da, motorinli traktör motorundan da anlıyorlardır... Bu hususta kaygımız yok. Ancak üstteki İsmet Paşa'nın sözlerini, Güneri Civaoğlu'nun CHP'ye ilişkin yazı özünü iyi irdelemek; Pakize Suda'nın yazısını da nostalji olsun diye okumak gerek.

Türkiye Cumhuriyeti' nin kuruluşundan bu yana geçen 78 yılda oluşturduğu birikimin, yaptığı yatırım ve zenginliklerinin ülkenin değerine değer kattığı, TOBB Yayın Organı olan Ekonomik Forum'da yer almış. Türkiye ekonomisi 200 milyar doları bulan, milli geliriyle dünyanın en büyük 23 ekonomisinden biri durumunda bulunuyormuş... Dünya Bankasının sınıflamasına göre, "üst-orta-gelişmiş ülke" grubundaki Türkiye Ekonomisinin yıllık gelir pastası; Avrupa'da Norveç, Finlandiya, Danimarka,Yunanistan, Polonya ve Portekiz'in milli gelir üretme gücünün üzerinde yer alıyormuşuz... Ayrıca aynı yorumda, Türkiye turizmde de önde gelen ülkeler arasında yer almaktaymış...(Bu doğru)

O halde her şey mükemmel...

Ancak; Resmi rakamlarda başka göstergeler var. Sanki bir tiyatro kurgusunu farklı sahnelerde oyuncuların kendi algıladıklarınca oynadıkları ve izleyiciye sundukları gibi...

Ekonomi yılın ilk üç ayında % 4,2 oranında küçülmüş durumda.

İlk çeyrek için 24,9 katrilyon lira olarak hesaplanan Gayrı Safi Milli Hasıla (GSMH) üstelik 1987 fiyatlarıyla 22,3 katrilyon lira olmuş. DİE; Ocak-Mart 2001 arası GSMH ve büyüme rakamlarına göre, yılın ilk çeyreğinde GSMH' yi yüzde; 4,2 Gayrı Safi Yurt İçi Hasılayı (GSYİH) ise; yüzde 1,9 küçülmüş olarak açıklıyor. Böylece büyümede; 1999' un son çeyreğindeki yüzde; 4,9 luk eksi büyümenin ardından, ilk defa eksi rakam resmi kaynaktan açıklanmış oluyor. GSMH 'nin yüzde; 32,9 ' unu oluşturan sanayi, yılın ilk çeyreğinde yüzde; 1,3 yüzde; 4,8' ini oluşturan inşaat yüzde; 7,4 yüzde; 21,6 'sını oluşturan ticaret ise yüzde; 3,2 oranlarında küçülmüş oluyor.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu' nun kararı uyarınca 139 milyon 950 bin lira olan Brüt Asgari Ücret, 6 milyon 997 bin 500 lira artışla, (yüzde 5) Brüt 146 milyon 947 bin 500 lira oldu. Böylece 1

Temmuzdan itibaren, 4 milyon 954 bin 230 lira artışla Asgari Ücret, Net olarak 107 milyon 323 bin 830 lira oldu.

Türkiye, gelirin adaletsiz bölüşümü açısından dünyanın ilk 20 ülkesinden birisi. Çoğunluğunu Afrika ülkelerinin oluşturduğu sıralamada; Brezilya ve Meksika gibi sıkça karşılaştırıldığımız Latin Amerika ülkeleri de bulunmaktadır. Orta gelirli diye yapılan bir sıralamada ise ilk beşteyiz. Bu grupta gelirin bizden de daha adaletsiz bölüşüldüğü ülkeler ise; Brezilya, Meksika, Şili ve Güney Afrika.

Türk-İş dört kişilik bir ailenin aylık zorunlu gıda harcamaları toplamı tutarının 225 Milyon liraya yükseldiğini açıklıyor. Gıda dışındaki diğer zorunlu harcamaları da kapsayan ve yoksulluk sınırı olarak kabul edilen harcamaları ise 683 milyon lira olarak belirliyor. Türk-İş Araştırma Merkezinin yaptığı son araştırmaya göre; 4 kişilik bir ailenin Haziran 2001 Ayı zorunlu gıda harcaması tutarı, Mayıs 2001 Ayına oranla yüzde; 2,3 oranında artarak 225 milyon Liraya yükselmiş. 2001 Ocak-Haziran dönemi itibarıyla artış oranı yüzde; 28,3 olarak gerçekleşmiş. Aynı araştırmaya göre de; Son bir yıl içerisinde gıda harcamalarındaki artış oranı da yüzde; 57,9 olarak gösterilmekte. Bu durumda gıda harcamasının yanı sıra, kira, ulaşım, yakacak, giyim, eğitim, kültür gibi temel harcamalardan oluşan yoksulluk sınırı ise; 683 milyon lira.(Kaynak Milliyet 27.06.2001)

SOSYAL DEMOKRASİ; EKONOMİK ÇELİŞKİLER YARATMAZ,
EKONOMİK ÇELİŞKİLERİ ORTADAN KALDIRIR

Sosyal Demokrasi; ilerici, devrimci ve reformcudur. Ancak bu reform ve devrimlerin halkın desteğiyle yapılmasını savunur.

Sosyal Demokrasi; Türk olduğuna inanıp ulus çıkarlarına çalışan herkesi Türk sayan, koruyan bir milliyetçilik görüşüne sahiptir.

Sosyal Demokrasi; kamu ve özel sektörü merkezî, emredici, plânla ulus yararına çalışır hale getirir. Kalkınmamıza temel kaynak olabilecek banka ve benzeri kuruluşlarda devlet denetimini savunur.

Sosyal Demokrasi; ülke kaynaklarının adil dağılımını, yer altı ve yerüstü kaynakların sömürülmemesini ve devlet denetiminde olmasını savunur.

Sosyal Demokrasi; her insanın emeğinin insanlığa ve topluma yararlılığı ile ve yüklendiği maddi-manevi yükle orantılı olarak değerlendirildiği bir düzeni savunur.

Oysa; yukarıdaki ekonomik verileri irdelediğimizde, nasıl şaşkına döndürüldüğümüzü görememek ise, ancak ve ancak doğuştan âmâ olmaktan başka bir tanımın çerçevesine de oturmaz.

Haber kaynaklı verileri, devletin açıklamalarını, sendikaların araştırmalarını, üstelik aynı süreçlerde yan yana koyunca anlıyoruz ki;

Türkiye Cumhuriyeti' nin, kuruluşundan buyana geçen 78 yılda oluşturduğu birikimin, yaptığı yatırım ve zenginliklerinin, ülkenin değerine değer kattığına, TOBB Yayın Organı olan Ekonomik Forum'da da yer aldığına, büyük iş adamlarımızın söz meclisi böyle rapor verdiğine, Türkiye ekonomisinin 200 milyar doları bulan, Milli Geliriyle dünyanın en büyük 23 ekonomisi içerisinde de yer aldığına; üstelik Türkiye, Dünya Bankasının sınıflamasına göre, "üst-orta-gelişmiş ülke" grubundaki ülkeler arasında, yıllık gelir pastasının Avrupa'da; Norveç, Finlandiya, Danimarka,Yunanistan, Polonya ve Portekiz'in Milli Gelir üretme gücünün üzerinde yer almasıyla da süper ülkeler arasında yer alıyor. Anlaşılan da o ki; IMF bu konumdaki Türkiye'ye, eften püften nedenler ileri sürerek, ihtiyacı bulunmadığını düşünerek kredi vermeye gerek duymuyor. O halde her şey mükemmel!...

Ancak; Başbakan Bülent Ecevit'in de dediği gibi:
"Yadırganacak bir olay, ayrıntıları bilmiyorum. Yorumda da bulunmak istemiyorum. Türkiye'de bazen garip şeyler oluyor." Farklı farklı ağızlardan, kurum ve kuruluşlardan yapılan açıklamalarla halkımıza ve dünya kamuoyuna ya şaka yapılıyor, ya da gerçekten garip bir şeyler oluyor.

Deli gönül, neyi özler durursun ?/ Acınacak dostun, canânın mı var?
Dünya yansa yorganın yok içinde! / Harap olmuş evin, dükkânın mı var?
Nene yetmez senin şu kuru kaval !/ Pir aşkına sıkıldıkça durma çal !
Malta'daki kurnazlardan ibret al ! / Paran mı var, bağın, bostanın mı var?
NEYZEN TEVFİK

EVRİM, SALT DEVRİMLERLE DEĞİŞMİYOR

Evrim, kendi oluşumunu, kendi doğası içerisinde, insanlarının yaptığı olumlu ve olumsuz çabalarla da devrimsiz değiştiriyor. Evrim değişiyor, insanlar değişiyor, evrimler-devrimler; evrimciler-devrimciler değişiyor...

1970'li yıllarda: "Kalkınmamızın en önemli unsuru insandır. İnsan ezildikçe, ihmal edildikçe, horlandıkça değil; güçlendikçe, yayıldıkça, mutluluğa eriştikçe ve eğitildikçe verimli olur. İnsan çalışma gücünü, hem içinde yaşadığı koşullardan, hem de geleceğe besleyebildiği ümitlerden alır. İçinde yaşadığı koşullar, onu mutlu, güçlü kılmıyorsa gelecek günler ona ümit vermiyorsa, o insanın içinde çalışma hevesi uyandırılamaz..." (Bülent Ecevit-1970) öyle...

2001'li yıllarda ise; sel mağdurlarına, deprem felâketinden duyduğu acınmayı dile getirerek yakınabiliyor, İsmet Paşa'nın söylemindeki o Kaptan, Başbakan Bülent Ecevit, uzun süredir aranan, Milli Savunma eski Bakanı ANAP'lı Ercan Vuralhan'ın Atatürk'ün Florya Köşkünde yakalanmasına "Türkiye'de bazen garip şeyler oluyor" diyebiliyor. O takımın ikinci Kaptanı, Atatürk'ün çağdaş Türkiye motiflerinde renklendirdiği CHP' sinin şimdiki Genel Başkanı Baykal'ın, Şeyh Edebâli'ye sığınmasıyla, Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler,müritler mensuplar memleketi olamaz" sözüne karşı tavır alınması yetmiyormuş gibi, Cumhuriyet Halk Partililerin ruhlarını katlediyor, onları; salt CHP' den değil, Atatürk'ün CHP'sinden uzaklaştırıyor, Türk-İslam sentezcilerine kucak açıyor.

Yinelemek gerekirse, bunların evrimi-devrimi Atatürk İlkelerinden ötede anlaşılmaz bir tarzda değişiyor. 27 Mayıs 1960 öncesinde, (5 Mayıs 1960' da) Ankara'da Kızılay Meydanı'nda; Adnan Menderes'in yakasına yapışan kişi değil, bugün oğul Menderes'in eteklerine sarılan kişi olan Baykal da, Ecevit gibi "değişmiş" bulunuyor.

Onlar değişiyor, onlar Atatürk' çülerin her geçen gün yeni yeni birer Atatürk olduklarının gerçeğini ise es-mi geçiyor.....?????

 

Yakın süreçlere değin, memleketin gündemi CHP Kurultaylarına kilitlenirdi. Bir hafta önceden yazarlar, başyazarlar, yönetmenler Ankara'da kamp kurarlardı. Diyeceksiniz ki, sonra ne olurdu ? Ne mi olurdu ?

% 41 oy gelirdi. Yüzde 41 oy ! Yüzde 41 oyun ne olduğunu, barajı geçemeyen CHP kadar hiçbir partinin anlaması mümkün değildir. Elbette, böyle mi olacaktı ....???

O es geçtikleri kulvarlarda ne denli güçlü fırtınalar esiyor ....!!!

Mustafa Kemal Devrimi ve Kemalizm' in; Türk Ulusunun tek devleti Türkiye Cumhuriyeti'nin yükselerek ebediyete kadar özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık içinde yaşayışının felsefesi olduğunun sıcakta soğuk, soğukta sıcak şok etkisi yapacağını, ülkeyi çağdaş doğruya ve Sosyal Demokrasilerin en güzel motifi Cumhuriyet'e doğru ileriye götürecek fırtınalarını duymuyorlar mı...??

ATATÜRKÇÜLERE DÜŞEN
ULUSAL VE KEMALİST GÖREVLER VAR

Bu görev; yerlere düşmüş bulunan ALTI OK BAYRAĞI 'nı yeniden yükseltmek için, tüm Cumhuriyetçi, Halkçı, Devrimci, Ulusçu, Laik ve Devletçi güçlerin tek bir çatı altında toplanması ivedilikle gerekiyor.

Deniz Baykal'ın CHP'si olarak değil; Atatürk'ün, Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını sağladığı CHP'yi iyi irdelemek, Atatürk'ün CHP'sinden, Kemalist' lere kalıtı CHP'yi iyi düşünmek de gerekiyor...

Uluslararası kapitalizm, sosyalist sistemi çökerttikten sonra, ikinci aşama olarak ulusal devletleri hedef almıştır. Uluslararası sermaye; gümrükleri yıkmak, ulusal devletlerin direnişlerini kırmak isterken, Türkiye'de de, Atatürk'ün kendi koşullarımıza uygun olarak kurduğu Türkiye Cumhuriyeti' nin üzerine gitmeye başlamış ve Atatürk Cumhuriyeti'ni yıkmak üzere İkinci Cumhuriyetçiliği başlatmıştır. Türkiye' deki bütün basın, sermaye ilişkileri ile uluslararası kapitalist sisteme bağımlı olduğu için, ikinci cumhuriyetçiliğin propagandalarını yapmaktadırlar.

Türk devriminin emperyalist özünü çökertmek için geliştirilen yöntemlerden birisi de; "yeni dünya düzeni" ve "küreselleşme" söylemi altında, emekçi yığınları ve yoksul ülkeleri yeni bir sömürü senaryosuna razı edebilmek için, onlarda "emperyalist duygular" oluşturmak olmuştur.

Bu bağlamda "numaracı dönmelerin" geliştirdikleri kimi sloganlar da, örneğin; "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar Türk Dünyası", ya da "21. Yüzyıl Türklerin olacaktır" benzerlerine bakmak yeterli olacaktır. Özellikle Körfez Savaşı sonrası, kendi ulusal sınırlarını bile koruyamaz konuma düşürülen ve bu nedenle, tüm sıralanan olumsuzluklarına karşın "Çekiç Güce" katlanmak durumunda bırakılan Türkiye'ye, emperyalist düşler gördürmenin gerisinde yatan temel neden, Amerikan emperyalizminin ve finans kapitalinin sınır tanımaz egemenliğine, olası, karşı çıkışları önlemektir.

Türkiye'nin, bir yandan emperyalist düşlere daldırılırken, öte yandan da ulusçuluktan, pupa yelken ümmetçiliğe çark ettirilmek istenilmesinin nedeni; göz dikilen ulusal bağımsızlığımızdır. Sevr Antlaşmasının kutsanma ve mitleştirilmesi ile, 20'nci yüzyılda yapılan ve yaşamını sürdüren tek uluslararası antlaşma özelliği taşıyan Lozan'ın mahkum edilmek istenilmesinin gerisinde yatan amaç; yineleyelim, Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü, halkının çıktığı ve oldukça mesafe aldığı uygarlaşma yolundan geri çevrilmesidir.

Atatürk Cumhuriyeti' ne saldırarak, bu Cumhuriyeti tarihin çöplüğüne atmaya ve yerine "İkinci Cumhuriyet" ya da "İslam Cumhuriyeti" kurmak isteyenlerin gerçek amacı; Türkiye'nin ulusal bağımsızlığına son vermek, özgür yurttaş yaratma çabalarının önünün kesilerek, kullaştırılmış ve köleleştirilmiş bir toplum yaratma özlemidir. Bütün çabaların gerçek yüzü de budur.

BU UZUN SÖYLEŞİNİN ÖZÜ;

  Padişahın hazinesi tamtakır kalınca, yeni vergiler buyurmuş:
  "Pazarda tavuk satandan, adı İbiş olandan, başı kel olandan ve dahi kılıbık olandan birer akçe vergi alına!"
  Zaptiyeler pazarın başını tutmuş.
  Köylünün biri tavuklarını 4 akçeye satıp köye dönerken, zaptiye yakasına yapışmış:
- Ver bakalım bir akçe tavuk vergisi !
  Adam itiraz edince, yanındaki akıl vermiş:
- İbiş Efendi itiraz etme, padişahın emri var!
  Zaptiye atılmış:
- Neee...? Senin adın İbiş mi?
  Ver bir akçe daha!
  Adam o hırsla, külahını yere çalınca, keli çıkmış ortaya...
- Ver bakalım bir akçede kel vergisi!
  Adam başlamış ağlamaya:
- Vay, ben şimdi karıma ne diyeceğim?
- Ver bir akçe de, kılıbıklık vergisi bakalım!

 

Hükümetlerimiz yeni vergiler icat ederek güç aramaktalar... Çünkü onlar halkımızın büyük çoğunluğunu ezerek, sosyal adaletsizlikleri yok ederek Cumhuriyet'e ve Atatürk Devrimlerine sahip çıkmaktalar...

Bırakınız IMF' yi, ABD' yi ...!

Bırakınız, bir zamanların şeriat özlemcisi parti liderinin söylediği üzere; "Batı Kulüpçülüğünü"...!!!

Derviş'lerle, ermişlerle aydınlığa çıkılmayacağını sağır sultan bile duymakta...!!!

Sözde Atatürkçü olmak değil-Özde Atatürkçü olmak, Rozette Atatürkçü olmak değil-Yürekte Atatürkçü olmak ile, "Türk Uygarlığı En Kısa Zamanda Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üstünde Yeni Bir Güneş Gibi Doğacaktır."...

Bu sözün içeriğini iyi irdeleyelim. Bu, bizim kurtuluşumuz için yeter....


 

| Önceki Sayfa |