SOSYAL DEMOKRASİNİN ÖNÜNDEKİ
ENGELLER SÖZDE ATATÜRK 'ÇÜLER
"Türk
Uygarlığı En Kısa Zamanda Çağdaş Uygarlık Düzeyinin
Üstünde Yeni Bir Güneş Gibi Doğacaktır."
KEMAL ATATÜRK
|
SMMM Öner SAMANLI
TÜKODER, TÜKETİCİYİ KORUMA
DERNEĞİ İÇEL ŞUBE BAŞKANI
Sosyal Demokrasi,
ülke insanlarının birbirlerini sömürmediği, yabancıların
da ülkeyi sömüremeyeceği,kalkınma erekli girişimler bağlamında
bile, ülkenin başka ülkelere sömürtülmediği bir düzendir.
Ülke içerisindeki herkesin, düşünce ve kişilik gelişiminin
sağlandığı, yaratıcı ve yapıcı insan gücünün ivme kazandığı,
bireysel çabaların toplum yararına değişiminin sağlandığı;
Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel baskıların ötesinde,
olanakların dengeli ve haksal boyutla dağılımın yapıldığı
bir sistemi, bir olguyu savunur.
Günümüz politikacıları
ve o politikacıların atadıkları yöneticilerle yön bulan
ülkenin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yapısında
yetki sahibi olan düşünceler, hızlanan yurt ve dünya koşullarına
ayak uydurmak ve sorunlara (sanki o sorunların oluşumundan
ve nasıl oluştuğundan apansız haberdar olmuşlar gibi davranış
modeli içindeki onlar) geçerli çözümler bulmak üzere,
ülke kalkınmasını sağlamak, ülkemizi ekonomik düzlüğe
çıkarmak üzere tüm umutlarını IMF ve ABD'nin reel ekonomik
yardım kuruluşlarına bağlamış olmalarına karşın, rahatlıkla
ve aymazlık içerisinde sosyal demokrasiden söz etmektedirler.
Temmuz 2001 sürecinin
ikinci haftasına gelinmiş olduğu şu dönemde IMF'nin istediği
koşulları; Başbakanı Bülent Ecevit gibi eski bir sosyal
demokrasi söylemcisinin başı olduğu hükümetimizin sağlamamış
olması da, 1,5 Milyar ABD Doları kredinin verilmesini
ertelemiş durumda. Bu kredi eğer IMF'nin koşumu olan gerekler
yerine getirilirse, bugün yarın verilecek ve ekonomimiz
düze çıkacak.
Rahmetli İsmet
Paşa, CHP'sinde kendisine muhalif olanlar için doğru söylememiş
mi ?"
Bu takımın kazanması
halinde, memleketin ve partinin geleceğinden endişe ederim!"
İsmet Paşa'nın
sözünü ettiği takımın kaptanı Bülent Ecevit, şimdi Başbakan;
Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetiyor. Sözü edilen o takımın
ikinci Kaptanı Deniz Baykal' da CHP'sinin Genel Başkanı
ve CHP'yi yönetiyor.
"CHP, bir
yılı aşkın süredir toplumun aydın plâtformuyla ortak çalışma
içinde. CHP, yeniden "yenilikçi" köklerine dönüyor.
"Çağdaşlaşma" genleri, bir kez daha kabuklarını
kırıyor. Atatürk inkılaplarının... Sosyal Demokrat hareketin
bugünkü aşaması yeni sol. Türkiye siyasetinin bir ayağı,
CHP'nin temsil ettiği doğrultudur. Kökü; Tanzimat, Batılılaşma,
İttihat-Terakki ve Cumhuriyeti var eden Anadolu İhtilalidir.
Atatürk İnkılâplarıdır. (Güneri Civaoğlu, Bugün, "Kökler"
Milliyet,30.06.2001)
Başbakan Bülent
Ecevit, uzun süredir aranan Milli Savunma eski Bakanı
ANAP'lı Ercan Vuralhan'ın Atatürk'ün Florya Köşkünde yakalanmasına;
"Türkiye'de bazen garip şeyler oluyor" diye
tepki gösterdi. Bülent Ecevit bu konuda; "Yadırganacak
bir olay, ayrıntıları bilmiyorum. Yorumda da bulunmak
istemiyorum. Türkiye'de bazen garip şeyler oluyor"
dedi. (Milliyet 21.06.2001)
Kadını Anlamak
başlığı altındaki yazıda, Yazar Pakize Suda, kadınları
anlamaya çalışan erkeğe diyor ki: "-Hamamböceğini
takip edeceksin! Hamamböceği hızla bir istikamete doğru
yol alırken, hiçbir engelle karşılaşmamasına rağmen aniden
durur ve bambaşka bir yöne doğru koşmaya başlar. Bunun
nedenini çözdün mü, kadınları da anladın demektir."
(Milliyet 16.06.2001)
SOSYAL DEMOKRASİNİN
ÖNÜNDEKİ ENGELLER
Sosyal Demokrasinin
Önündeki Engeller ve Sözde Atatürk'çüler başlıklı bu yazın
ile yukarıdaki üç paragraftaki kaynakları gösterilen yazıların
ne ilintisi var diye düşüneceksiniz, haklısınız da;
Ama ilintili olup olmadığını yazımızın tümünü özümsediğinizde
yalın anlayacaksınız.
Adam dağ yolunda
giderken arabası birden stop etmiş durmuş; Açmış kaputu
bakıyor, kulağında bir ses;
"- Plâtin meme yapmış, temizlesene!"
Dönmüş bakmış, bir eşek, şaşırmış, başka kimse var mı
diye çevresini gözlemiş...
Eşek bu ya! Kızıvermiş:
"- Sağa sola bakıp durma, ben ne söylersem onu yap,
plâtine bak diyorum sana!"
Adam korkudan arabayı bırakıp, yokuş aşağı koşmaya başlamış...
Karşısına bir adam çıkmış;
"-Ne oldu hemşehrim, arkandan bir kovalayan mı var,
yoksa darda mısın?"
Adama olanı biteni anlatmış...
Dikkatle dinleyen adam gülmüş:
"- Eşek ne dedi?"
"- Plâtin meme yapmış, dedi! "
" - Halt etmiş o! Onun ihtisası traktör motorudur,
benzinli otomobil motorundan anlamaz!"
Türkiye'yi kurtarmaya
soyunanlar, kesinlikle benzinli otomobil motorundan da,
motorinli traktör motorundan da anlıyorlardır... Bu hususta
kaygımız yok. Ancak üstteki İsmet Paşa'nın sözlerini,
Güneri Civaoğlu'nun CHP'ye ilişkin yazı özünü iyi irdelemek;
Pakize Suda'nın yazısını da nostalji olsun diye okumak
gerek.
Türkiye Cumhuriyeti'
nin kuruluşundan bu yana geçen 78 yılda oluşturduğu birikimin,
yaptığı yatırım ve zenginliklerinin ülkenin değerine değer
kattığı, TOBB Yayın Organı olan Ekonomik Forum'da yer
almış. Türkiye ekonomisi 200 milyar doları bulan, milli
geliriyle dünyanın en büyük 23 ekonomisinden biri durumunda
bulunuyormuş... Dünya Bankasının sınıflamasına göre, "üst-orta-gelişmiş
ülke" grubundaki Türkiye Ekonomisinin yıllık gelir
pastası; Avrupa'da Norveç, Finlandiya, Danimarka,Yunanistan,
Polonya ve Portekiz'in milli gelir üretme gücünün üzerinde
yer alıyormuşuz... Ayrıca aynı yorumda, Türkiye turizmde
de önde gelen ülkeler arasında yer almaktaymış...(Bu doğru)
O halde her şey
mükemmel...
Ancak; Resmi rakamlarda
başka göstergeler var. Sanki bir tiyatro kurgusunu farklı
sahnelerde oyuncuların kendi algıladıklarınca oynadıkları
ve izleyiciye sundukları gibi...
Ekonomi yılın ilk
üç ayında % 4,2 oranında küçülmüş durumda.
İlk çeyrek için
24,9 katrilyon lira olarak hesaplanan Gayrı Safi Milli
Hasıla (GSMH) üstelik 1987 fiyatlarıyla 22,3 katrilyon
lira olmuş. DİE; Ocak-Mart 2001 arası GSMH ve büyüme rakamlarına
göre, yılın ilk çeyreğinde GSMH' yi yüzde; 4,2 Gayrı Safi
Yurt İçi Hasılayı (GSYİH) ise; yüzde 1,9 küçülmüş olarak
açıklıyor. Böylece büyümede; 1999' un son çeyreğindeki
yüzde; 4,9 luk eksi büyümenin ardından, ilk defa eksi
rakam resmi kaynaktan açıklanmış oluyor. GSMH 'nin yüzde;
32,9 ' unu oluşturan sanayi, yılın ilk çeyreğinde yüzde;
1,3 yüzde; 4,8' ini oluşturan inşaat yüzde; 7,4 yüzde;
21,6 'sını oluşturan ticaret ise yüzde; 3,2 oranlarında
küçülmüş oluyor.
Asgari Ücret Tespit
Komisyonu' nun kararı uyarınca 139 milyon 950 bin lira
olan Brüt Asgari Ücret, 6 milyon 997 bin 500 lira artışla,
(yüzde 5) Brüt 146 milyon 947 bin 500 lira oldu. Böylece
1
Temmuzdan itibaren,
4 milyon 954 bin 230 lira artışla Asgari Ücret, Net olarak
107 milyon 323 bin 830 lira oldu.
Türkiye, gelirin
adaletsiz bölüşümü açısından dünyanın ilk 20 ülkesinden
birisi. Çoğunluğunu Afrika ülkelerinin oluşturduğu sıralamada;
Brezilya ve Meksika gibi sıkça karşılaştırıldığımız Latin
Amerika ülkeleri de bulunmaktadır. Orta gelirli diye yapılan
bir sıralamada ise ilk beşteyiz. Bu grupta gelirin bizden
de daha adaletsiz bölüşüldüğü ülkeler ise; Brezilya, Meksika,
Şili ve Güney Afrika.
Türk-İş dört kişilik
bir ailenin aylık zorunlu gıda harcamaları toplamı tutarının
225 Milyon liraya yükseldiğini açıklıyor. Gıda dışındaki
diğer zorunlu harcamaları da kapsayan ve yoksulluk sınırı
olarak kabul edilen harcamaları ise 683 milyon lira olarak
belirliyor. Türk-İş Araştırma Merkezinin yaptığı son araştırmaya
göre; 4 kişilik bir ailenin Haziran 2001 Ayı zorunlu gıda
harcaması tutarı, Mayıs 2001 Ayına oranla yüzde; 2,3 oranında
artarak 225 milyon Liraya yükselmiş. 2001 Ocak-Haziran
dönemi itibarıyla artış oranı yüzde; 28,3 olarak gerçekleşmiş.
Aynı araştırmaya göre de; Son bir yıl içerisinde gıda
harcamalarındaki artış oranı da yüzde; 57,9 olarak gösterilmekte.
Bu durumda gıda harcamasının yanı sıra, kira, ulaşım,
yakacak, giyim, eğitim, kültür gibi temel harcamalardan
oluşan yoksulluk sınırı ise; 683 milyon lira.(Kaynak Milliyet
27.06.2001)
SOSYAL DEMOKRASİ;
EKONOMİK ÇELİŞKİLER YARATMAZ,
EKONOMİK ÇELİŞKİLERİ ORTADAN KALDIRIR
Sosyal Demokrasi;
ilerici, devrimci ve reformcudur. Ancak bu reform ve devrimlerin
halkın desteğiyle yapılmasını savunur.
Sosyal Demokrasi;
Türk olduğuna inanıp ulus çıkarlarına çalışan herkesi
Türk sayan, koruyan bir milliyetçilik görüşüne sahiptir.
Sosyal Demokrasi;
kamu ve özel sektörü merkezî, emredici, plânla ulus yararına
çalışır hale getirir. Kalkınmamıza temel kaynak olabilecek
banka ve benzeri kuruluşlarda devlet denetimini savunur.
Sosyal Demokrasi;
ülke kaynaklarının adil dağılımını, yer altı ve yerüstü
kaynakların sömürülmemesini ve devlet denetiminde olmasını
savunur.
Sosyal Demokrasi;
her insanın emeğinin insanlığa ve topluma yararlılığı
ile ve yüklendiği maddi-manevi yükle orantılı olarak değerlendirildiği
bir düzeni savunur.
Oysa; yukarıdaki
ekonomik verileri irdelediğimizde, nasıl şaşkına döndürüldüğümüzü
görememek ise, ancak ve ancak doğuştan âmâ olmaktan başka
bir tanımın çerçevesine de oturmaz.
Haber kaynaklı
verileri, devletin açıklamalarını, sendikaların araştırmalarını,
üstelik aynı süreçlerde yan yana koyunca anlıyoruz ki;
Türkiye Cumhuriyeti'
nin, kuruluşundan buyana geçen 78 yılda oluşturduğu birikimin,
yaptığı yatırım ve zenginliklerinin, ülkenin değerine
değer kattığına, TOBB Yayın Organı olan Ekonomik Forum'da
da yer aldığına, büyük iş adamlarımızın söz meclisi böyle
rapor verdiğine, Türkiye ekonomisinin 200 milyar doları
bulan, Milli Geliriyle dünyanın en büyük 23 ekonomisi
içerisinde de yer aldığına; üstelik Türkiye, Dünya Bankasının
sınıflamasına göre, "üst-orta-gelişmiş ülke"
grubundaki ülkeler arasında, yıllık gelir pastasının Avrupa'da;
Norveç, Finlandiya, Danimarka,Yunanistan, Polonya ve Portekiz'in
Milli Gelir üretme gücünün üzerinde yer almasıyla da süper
ülkeler arasında yer alıyor. Anlaşılan da o ki; IMF bu
konumdaki Türkiye'ye, eften püften nedenler ileri sürerek,
ihtiyacı bulunmadığını düşünerek kredi vermeye gerek duymuyor.
O halde her şey mükemmel!...
Ancak; Başbakan
Bülent Ecevit'in de dediği gibi:
"Yadırganacak bir olay, ayrıntıları bilmiyorum. Yorumda
da bulunmak istemiyorum. Türkiye'de bazen garip şeyler
oluyor." Farklı farklı ağızlardan, kurum ve kuruluşlardan
yapılan açıklamalarla halkımıza ve dünya kamuoyuna ya
şaka yapılıyor, ya da gerçekten garip bir şeyler oluyor.
Deli
gönül, neyi özler durursun ?/ Acınacak dostun, canânın
mı var?
Dünya yansa yorganın yok içinde! / Harap olmuş evin,
dükkânın mı var?
Nene yetmez senin şu kuru kaval !/ Pir aşkına sıkıldıkça
durma çal !
Malta'daki kurnazlardan ibret al ! / Paran mı var,
bağın, bostanın mı var?
NEYZEN TEVFİK |
EVRİM, SALT DEVRİMLERLE
DEĞİŞMİYOR
Evrim, kendi oluşumunu,
kendi doğası içerisinde, insanlarının yaptığı olumlu ve
olumsuz çabalarla da devrimsiz değiştiriyor. Evrim değişiyor,
insanlar değişiyor, evrimler-devrimler; evrimciler-devrimciler
değişiyor...
1970'li yıllarda:
"Kalkınmamızın en önemli unsuru insandır. İnsan ezildikçe,
ihmal edildikçe, horlandıkça değil; güçlendikçe, yayıldıkça,
mutluluğa eriştikçe ve eğitildikçe verimli olur. İnsan
çalışma gücünü, hem içinde yaşadığı koşullardan, hem de
geleceğe besleyebildiği ümitlerden alır. İçinde yaşadığı
koşullar, onu mutlu, güçlü kılmıyorsa gelecek günler ona
ümit vermiyorsa, o insanın içinde çalışma hevesi uyandırılamaz..."
(Bülent Ecevit-1970) öyle...
2001'li yıllarda
ise; sel mağdurlarına, deprem felâketinden duyduğu acınmayı
dile getirerek yakınabiliyor, İsmet Paşa'nın söylemindeki
o Kaptan, Başbakan Bülent Ecevit, uzun süredir aranan,
Milli Savunma eski Bakanı ANAP'lı Ercan Vuralhan'ın Atatürk'ün
Florya Köşkünde yakalanmasına "Türkiye'de bazen garip
şeyler oluyor" diyebiliyor. O takımın ikinci Kaptanı,
Atatürk'ün çağdaş Türkiye motiflerinde renklendirdiği
CHP' sinin şimdiki Genel Başkanı Baykal'ın, Şeyh Edebâli'ye
sığınmasıyla, Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,
dervişler,müritler mensuplar memleketi olamaz" sözüne
karşı tavır alınması yetmiyormuş gibi, Cumhuriyet Halk
Partililerin ruhlarını katlediyor, onları; salt CHP' den
değil, Atatürk'ün CHP'sinden uzaklaştırıyor, Türk-İslam
sentezcilerine kucak açıyor.
Yinelemek gerekirse,
bunların evrimi-devrimi Atatürk İlkelerinden ötede anlaşılmaz
bir tarzda değişiyor. 27 Mayıs 1960 öncesinde, (5 Mayıs
1960' da) Ankara'da Kızılay Meydanı'nda; Adnan Menderes'in
yakasına yapışan kişi değil, bugün oğul Menderes'in eteklerine
sarılan kişi olan Baykal da, Ecevit gibi "değişmiş"
bulunuyor.
Onlar değişiyor,
onlar Atatürk' çülerin her geçen gün yeni yeni birer Atatürk
olduklarının gerçeğini ise es-mi geçiyor.....?????
Yakın süreçlere
değin, memleketin gündemi CHP Kurultaylarına kilitlenirdi.
Bir hafta önceden yazarlar, başyazarlar, yönetmenler Ankara'da
kamp kurarlardı. Diyeceksiniz ki, sonra ne olurdu ? Ne
mi olurdu ?
% 41 oy gelirdi.
Yüzde 41 oy ! Yüzde 41 oyun ne olduğunu, barajı geçemeyen
CHP kadar hiçbir partinin anlaması mümkün değildir. Elbette,
böyle mi olacaktı ....???
O es geçtikleri
kulvarlarda ne denli güçlü fırtınalar esiyor ....!!!
Mustafa Kemal Devrimi
ve Kemalizm' in; Türk Ulusunun tek devleti Türkiye Cumhuriyeti'nin
yükselerek ebediyete kadar özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık
içinde yaşayışının felsefesi olduğunun sıcakta soğuk,
soğukta sıcak şok etkisi yapacağını, ülkeyi çağdaş doğruya
ve Sosyal Demokrasilerin en güzel motifi Cumhuriyet'e
doğru ileriye götürecek fırtınalarını duymuyorlar mı...??
ATATÜRKÇÜLERE
DÜŞEN
ULUSAL VE KEMALİST GÖREVLER VAR
Bu görev; yerlere
düşmüş bulunan ALTI OK BAYRAĞI 'nı yeniden yükseltmek
için, tüm Cumhuriyetçi, Halkçı, Devrimci, Ulusçu, Laik
ve Devletçi güçlerin tek bir çatı altında toplanması ivedilikle
gerekiyor.
Deniz Baykal'ın
CHP'si olarak değil; Atatürk'ün, Türkiye Cumhuriyeti'nin
varlığını sağladığı CHP'yi iyi irdelemek, Atatürk'ün CHP'sinden,
Kemalist' lere kalıtı CHP'yi iyi düşünmek de gerekiyor...
Uluslararası kapitalizm,
sosyalist sistemi çökerttikten sonra, ikinci aşama olarak
ulusal devletleri hedef almıştır. Uluslararası sermaye;
gümrükleri yıkmak, ulusal devletlerin direnişlerini kırmak
isterken, Türkiye'de de, Atatürk'ün kendi koşullarımıza
uygun olarak kurduğu Türkiye Cumhuriyeti' nin üzerine
gitmeye başlamış ve Atatürk Cumhuriyeti'ni yıkmak üzere
İkinci Cumhuriyetçiliği başlatmıştır. Türkiye' deki bütün
basın, sermaye ilişkileri ile uluslararası kapitalist
sisteme bağımlı olduğu için, ikinci cumhuriyetçiliğin
propagandalarını yapmaktadırlar.
Türk devriminin
emperyalist özünü çökertmek için geliştirilen yöntemlerden
birisi de; "yeni dünya düzeni" ve "küreselleşme"
söylemi altında, emekçi yığınları ve yoksul ülkeleri yeni
bir sömürü senaryosuna razı edebilmek için, onlarda "emperyalist
duygular" oluşturmak olmuştur.
Bu bağlamda "numaracı
dönmelerin" geliştirdikleri kimi sloganlar da, örneğin;
"Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar Türk Dünyası",
ya da "21. Yüzyıl Türklerin olacaktır" benzerlerine
bakmak yeterli olacaktır. Özellikle Körfez Savaşı sonrası,
kendi ulusal sınırlarını bile koruyamaz konuma düşürülen
ve bu nedenle, tüm sıralanan olumsuzluklarına karşın "Çekiç
Güce" katlanmak durumunda bırakılan Türkiye'ye, emperyalist
düşler gördürmenin gerisinde yatan temel neden, Amerikan
emperyalizminin ve finans kapitalinin sınır tanımaz egemenliğine,
olası, karşı çıkışları önlemektir.
Türkiye'nin, bir
yandan emperyalist düşlere daldırılırken, öte yandan da
ulusçuluktan, pupa yelken ümmetçiliğe çark ettirilmek
istenilmesinin nedeni; göz dikilen ulusal bağımsızlığımızdır.
Sevr Antlaşmasının kutsanma ve mitleştirilmesi ile, 20'nci
yüzyılda yapılan ve yaşamını sürdüren tek uluslararası
antlaşma özelliği taşıyan Lozan'ın mahkum edilmek istenilmesinin
gerisinde yatan amaç; yineleyelim, Türkiye'nin bağımsızlığını
ve toprak bütünlüğünü, halkının çıktığı ve oldukça mesafe
aldığı uygarlaşma yolundan geri çevrilmesidir.
Atatürk Cumhuriyeti'
ne saldırarak, bu Cumhuriyeti tarihin çöplüğüne atmaya
ve yerine "İkinci Cumhuriyet" ya da "İslam
Cumhuriyeti" kurmak isteyenlerin gerçek amacı; Türkiye'nin
ulusal bağımsızlığına son vermek, özgür yurttaş yaratma
çabalarının önünün kesilerek, kullaştırılmış ve köleleştirilmiş
bir toplum yaratma özlemidir. Bütün çabaların gerçek yüzü
de budur.
BU UZUN SÖYLEŞİNİN ÖZÜ;
  Padişahın hazinesi
tamtakır kalınca, yeni vergiler buyurmuş:
  "Pazarda tavuk satandan, adı İbiş olandan, başı kel
olandan ve dahi kılıbık olandan birer akçe vergi alına!"
  Zaptiyeler pazarın başını tutmuş.
  Köylünün biri tavuklarını 4 akçeye satıp köye dönerken,
zaptiye yakasına yapışmış:
- Ver bakalım bir akçe tavuk vergisi !
  Adam itiraz edince, yanındaki akıl vermiş:
- İbiş Efendi itiraz etme, padişahın emri var!
  Zaptiye atılmış:
- Neee...? Senin adın İbiş mi?
  Ver bir akçe daha!
  Adam o hırsla, külahını yere çalınca, keli çıkmış
ortaya...
- Ver bakalım bir akçede kel vergisi!
  Adam başlamış ağlamaya:
- Vay, ben şimdi karıma ne diyeceğim?
- Ver bir akçe de, kılıbıklık vergisi bakalım! |
Hükümetlerimiz
yeni vergiler icat ederek güç aramaktalar... Çünkü onlar
halkımızın büyük çoğunluğunu ezerek, sosyal adaletsizlikleri
yok ederek Cumhuriyet'e ve Atatürk Devrimlerine sahip
çıkmaktalar...
Bırakınız IMF'
yi, ABD' yi ...!
Bırakınız, bir
zamanların şeriat özlemcisi parti liderinin söylediği
üzere; "Batı Kulüpçülüğünü"...!!!
Derviş'lerle, ermişlerle
aydınlığa çıkılmayacağını sağır sultan bile duymakta...!!!
Sözde Atatürkçü
olmak değil-Özde Atatürkçü olmak, Rozette Atatürkçü olmak
değil-Yürekte Atatürkçü olmak ile, "Türk Uygarlığı En
Kısa Zamanda Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üstünde Yeni Bir
Güneş Gibi Doğacaktır."...
Bu sözün içeriğini
iyi irdeleyelim. Bu, bizim kurtuluşumuz için yeter....