|
ATATÜRK
Saçı başı perişan Anadolu'mun,
Efkârlı milletim Gazi'sine ağlıyor,
Ağlamasında ne yapsın?
Kanadı kınalı turnalar geçmez oldu üstümüzden
Bulutlar serseri, yıldızlar çıldırmış derinden.
Canın güneşin saçları rüzgârda savrulur,
Neşemiz savrulur, derdimiz harman olur.
Atatürk'üm çıkmış yücelere buyurur:
Ben ölmedim çocuklar, ben ölmedim.
Erkek sesimizi dünyalara duyurur.
Atam benim, Gazi Atam, bir elini öpemedim.
Sana garip yurdumun halini diyemedim.
Bir geliver can ışığım, güneşim,
Beyaz küheylân üstünde.
Kartal bakışlım, ateş sözlüm, konuş biraz
Irkımın mert edası yüzünde
Yıllar nasıl akıp gitmiş izinde,
Bunca hasret dayanılmaz.
Atam benim, Gazi Atam, her yerde seni görüyorum:
Cephelerde, şiirlerde, meydanlarda,
Şehitlere iç içe, gazilerle yan yana.
Samsun'da atının köpük yelesidir savrulan,
Karadeniz dalgalarına karşı.
Afyon'da granit rüyalar gören şehitlerdensin.
Ankara kalesinde bayrağımın ay-yıldızı,
İyisin, güzelsin, mertsin.
Gülhane'de düşünülür gözlerin, ağlarsın
Kasım rüzgârları alev alev saçlarını dağıtır.
İzmir'de mübarek ellerin uzanmış ordulara,
Ordular sana Dumlupınar'ı hatırlatır.
Şimdi seni Kocatepe'ye çıkarken görüyorum:
Ağustos şafağında bayrağımın alı vurmuş içine
Vatan'dır genç omuzlarında yükselen
Eminim, kalpağından topuğuna kadar bizi düşündüğüne.
Şimdi pırıl pırıl süngülerle İzmir yolundasın,
Mavi şimşekli bakışların: "İleri!" diyor.
Yedi cihan dize gelmiş önünde
Sen Mehmetçik'in alnında öptüğü insanın.
Ölüm büyük zekâların kavlince payidardır.
Sen bize emanet etmedin mi Cumhuriyet'i
Biz genciz, kanımız alev dolu
Uğrunda ölmek üzere andımız vardır,
Tekmil toprağına ağıt yapmış sana Anadolu.
ARİF HİKMET PAR (Varlık nr. 352, Birincikasım 1949, s.5-6.)
|